Meslek yüksek okulundan mezun olanların ortak sıkıntıları

Meslek yüksek okulundan mezun olanların ortak sıkıntıları.12368
  • Giriş : 02.02.2008 / 09:35:00

Şimdiye kadar MYO'dan eğitim alarak mezun olmuş 2 milyona yakın insanımız bulunuyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Ülkemizde hâlihazıra 515 kadar Meslek Yüksek Okulu bulunuyor ve şimdiye kadar bu okullarda eğitim alarak mezun olmuş 2 milyona yakın insanımız bulunuyor.

MESLEK YÜKSEK OKULU MEZUNLARININ HAKLARI

Türkiye'de üniversite eğitimi almış çoğu meslek gruplarının kadroları, unvanları, yetkileri ve statüleri aşağı yukarı belirlidir. Halbuki diplomalarında üniversite mezunu yazmasına rağmen, meslek yüksek okulu mezunları gerek iş hayatında gerekse askerlik görevleri sırasında lise, meslek lisesi ve ticaret lisesi mezunları ile aynı statüye sahip görünüyorlar.

Ülkemizde hâlihazıra 515 kadar Meslek Yüksek Okulu bulunuyor ve şimdiye kadar bu okullarda eğitim alarak mezun olmuş 2 milyona yakın insanımız bulunuyor. Askerlik görevi sırasında lise mezunu ile beraber aynı süre olan 15 ay görevi yanında lise mezunu çavuş olurken Meslek Yüksekokulu mezunu er olarak görevini ifa ediyor. MYO mezunları statü bakımından gerek iş hayatında, gerekse askerlik görevi sırasında lise mezunu statüsünde sayılıyor ve yanında bu meslek gruplarının emrinde çalışmaktadırlar. Bu uygulamaların MYO mezunlarında nasıl bir psikoloji doğuracağını artık siz düşünün.

Meslek Yüksek Okulların iş hayatında ve askerlik görevi sırasında hiçbir avantaj sağlamaması düşündürücüdür. Bu hali ile meslek yüksek okullarının cazibe merkezi haline gelmesi nasıl mümkün olabilir?
Nihayet Meslek Yüksek Okulu mezunlarının hak ve kazanımlarına iyileştirecek, bu okulları ilgi odağı haline getirebilecek önemli bir kanun teklifi meclis gündemine gelmiş bulunuyor.
Taslağına göre: “Tekniker, yüksek tekniker unvanını alanlar, meslek yüksek okullarının iktisadi bölümlerinden meslek elemanı olarak mezun olanlar ve denk eğitimi görmüş olanlar; diğer meslek gruplarının yetki ve sorumluluklarına sahip bulunacaklar. Kamu ve özel işyerinde ustabaşı, amir, formen, sorumlu şef statüsünde çalışabilmek için, üniversite ve meslek yüksek okulu diplomasını ibra etmek zorunlu olacak. İşverenlere, çalıştırdıkları meslek yüksek okulu mezunlarının yüzde 50'sini geçmemek üzere, sigorta prim muafiyeti tanınacak.”
Taslakta ara kalifiye insan gücü yetiştiren bu okullarda okuyan öğrencilerin sigortalı hale gelmesi, Meslek Yüksek Okullarına ÖSS’den farklı olarak ayrı bir sınav (Mesleki Eğitim Sınavı) ile öğrenci kabulü öngörülüyor.

Askerlik sürelerinin kısaltılması ile ilgili şu hükümler yer alıyor: “İki yıllık Meslek Yüksekokulu mezunu olanlar için er veya erbaş olarak 9 aydır. Bu sürenin barışta önce 1/6 ay bilahare 2/6 aya indirilmesine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de ihtiyacı dikkate alınarak Bakanlar Kurulunca karar verilir"
Meslek Yüksek Okulu mezunlarının askerlik sürelerinin kısaltılacak olması bile tek başına bu okullara önemli bir itibar ve cazibe getireceği kanaatindeyim. Temennimiz engele takılmadan teklifin yasalaşması, hayata geçirilmesidir.
Amaçsız Lise Eğitimi
Eğitim sistemindeki misyonsuzluğa en bariz örneğini lise eğitiminde görüyoruz. Gerçi resmi belgelerde lise eğitiminin amacı kulağa hoş gelen yaldızlı ifadelerle anlatılmaktadır. Ama uygulamaya baktığımızda ülkemizde lise eğitiminin tek bir gayesini görmekteyiz. O da öğrencileri ÖSS’ye hazırlamak. Öyle değil mi? Belirlenen konularda en kısa zamanda en fazla soruyu en kestirme yollardan çözme becerisini kazandırmak. Gerçekten de öğrencilerimiz testlere girip geçme konusunda hayli beceri kazanıyorlar. Tüm lise eğitimi boyunca sadece bu konu üzerinde “uzmanlaşıyorlar” İşin ilginç yanı ise kimse de çıkıp iyi de bu becerinin kime ne faydası var diye sormuyor. Eğer okullarımızın varlık sebebi öğrencileri hayata hazırlamaksa öğrencilerin en önemli yıllarını eğitim adına gerçek hayatta işe yaramayan üstelik zihnini kalıplaştıran, onları adeta düşünemez hale getiren (şartlandıran) işlerle neden heba ediyoruz? Herhangi bir işverenin bir lise mezununa “test becerisinden” dolayı iş verdiğini ya da bir lise mezununun bu beceriye dayanarak bir iş yeri açtığını duydunuz mu?
Evet sorun burada düğümleniyor esasen. İlk ve lise öğretiminde öğrencilere gerçek hayatta kendilerini “yararlı” kılacak hangi beceriler veriyoruz? Evet lise mezunlarının çoğunluğu üniversiteye girebiliyor olsaydı, bunu yine anlayışla karşılamak mümkün olabilirdi. Ama her yıl üniversite sınavlarında 5 öğrenciden 4 ü, yani ezici çoğunluk en değerli yıllarını ve kendini güvenini kaybetmiş olarak üniversite önüne geliyor ve orada ise üniversite kazanamayan büyük çoğunluk hüsrana uğratılmaktadır. Pazarlanabilir bir becerisi olmadan hayat mücadelesini terk ediliyor.
Lise “engeli” yüzünden yeterince dershaneye gidemeyenler için ilk yılı “dershane yılı”dır. Üniversiteye giden yolun sahte rapor alıp liselerden kaçmakta olduğuna bakılırsa liseler üniversiteye girişte destek değil köstek olan kuruluşlar. Düzme raporlarla öğrencinin liseden hazırlık dershanelerine kaçması göstermiyor ki ortaöğretimde müfredatı Milli Eğitim değil ÖSYM belirliyor. Liselerde eğitimin fiilen bittiği hala görülmüyor olmalı ki 3 yıl olan liseler 4 yıla çıkarıldı. Sanki liselerde eğitim varmış gibi mezunların gerçek hayata atılması bir yıl ertelendi. Yapılması gereken tersine bir uygulamayla 4 yıllık liseleri 3 yıla indirmek ve yüzde 80 i üniversite kapılarından geri çevrilecek olan öğrencilerin çok geç kalmadan toplum içinde onu ayakta tutacak mesleki becerileri kazanmasını sağlamaktı. Devlet böylece tasarruf ettiği paralarla mesleki kurslar açar ve dershaneleri aynı zamanda mesleki beceriler de kursu veren kurumlar haline dönüşmesinin yollarını araştırabilirdi. Özellikle kısa vadede Meslek Yüksek Okullarının çeşitlendirilmesi, yaygınlaşması ve eğitiminin piyasa ile iç içe getirilmesi en makul çözüm olarak görülüyordu. Belki de şimdiye kadar YÖK’ün uzlaşmaz tavrı ve toplumdan ve bilimsel gerçeklerden kopuk hali Meslek Yüksek Okullarının iyileştirilmesi teşebbüslerini engelledi. Meslek Yüksek Okulu mezunlarının şartlarının iyileştiren kanun teklifini bir başlangıç olmasını diliyor. Şimdi atılması lazım gelen adımlara geçiyoruz.
Reformun Esasları
Mesleki eğitimin ayağa kaldırılması için gereken itibara kavuşması için aslında yapılması gerekenler çok da karmaşık şeyler değil. İlk yapılması gerekenler ,”meslek sözlüğünün” hazırlanması ve mesleklerin sertifikalanması, mezunların statü ve haklarının kanunlarda açık ve belirli hale getirilmesi, mesleklerin gerçek ihtiyaçlara göre çeşitlenmesidir. Meslek ne kadar basit görünürse görünsün diploması ve eğitimi olmayanlara ilgili mesleklerde iş yapma yetkisi verilmemelidir. Bu çerçevede ikinci olarak mesleklerin yasal ve piyasa ile ilgili uyumunun sağlanması, son olarak ta okul, atölye ve öğretmenlerin hazırlanmasıdır.
Kendi aklının sahibi, konuyu ciddiye alan ülkeler mesleki eğitimde bunları yapıyorlar. Örneğin dâhil olmaya çalıştığımız AB ülkeleri gibi örneğin Almanya’da eğitimden sorumlu bakanlık o sene için her mesleğe ait gerçek ihtiyacı iş ve işçi bulma kurumu ile ortaklaşa çalışarak güncelleniyor. Bizde 50 -60 kadar meslek çeşididir varken Almanya’da 500 kadar mesleğe kod verilmiş; ABD meslek çeşidi çok daha yüksek sayıda: 2000 kadar kodlanmış meslek türü var. Üstelik bu mesleklerin piyasa ve iş dünyası ile intibakı sağlanmış ve ayrıca yasal zemin oluşturulmuştur okulların, uygulama alanları ve öğretmenleri hazırlanmıştır.

Bu ülkelerde okulların öğrenci kontenjanları piyasanın gerçek ihtiyacına göre belirleniyor. AB ülkelerinde zorunlu eğitim döneminde öğrenci çalıştırmak yasak. Bir çocuk- öğrenci sanayide staj amacı ya da sınırlı saatler dışında çalıştırılmamaktadır. Meslek ne kadar basit görünürse görünsün elinde meslek diploması olmayan kişiler bir işe girme ya da işyeri açma gibi teşebbüslerde bulunamıyor.
AB sürecinde bulunduğumuz halde o ülkelerdeki eğitim standartlarının hala gündemde olmaması düşündürücü. Dünya Bankası Türkiye Direktörü Andrew Vorkink sık sık uyarıyor: "Ya şimdi eğitim reformunu yaparsınız ya da AB'nin ucuz işgücü olursunuz." İrlanda AB sürecinde önce eğitime yatırım dedi. Aldığı destekleri 3 yıl boyunca eğitime yatırım yaptı. Ve karşılığını da fazlası ile aldı.
Dünya Bankası Türkiye Raporu
Dünya Bankası ve OECD’nin ülkemizin eğitim durumu ile sundukları raporlar gerçekten dikkat çekici. İşte Dünya Bankası 2005 Türkiye raporunda yer alan çarpıcı çözüm önerileri:!
• Tüm orta öğretim öğrencilerine yüksek öğrenime ve vasıflı istihdama hazırlanmaları için fırsat sağlayın.
• Meslek okullarındaki öğrencilere, hem genel orta öğretim diploması getirecek, hem de kendilerini vasıflı istihdama hazırlayacak temel becerileri öğrenme imkanı tanıyın.
• Meslek liseleri için iş piyasası ile ilgili hedefler koyun.
• Gençlere, üniversite de dâhil olmak üzere, eğitim süreçlerinin herhangi bir noktasında çalıştıkları konuları seçme esnekliği tanıyın.
• Orta öğretimi, tüm öğrenciler için yeni beceriler geliştirecek şekilde yapılandırın. Uzmanlaşmaya daha yüksek sınıflarda geçmeye başlayın ve son aşamada da üniversitede uzmanlaşmaya geçin.
• Devlet, yaşam boyu öğrenmeyi öncelik haline getirsin.
• Eğitim sisteminin yapısı ile ilgili uluslararası normlar yok.
• Türkiye’nin ''Ulusal Eğitim Sektörü Stratejisi''ne ihtiyacı var.
• Türkiye kendi geleceğini, politika ve tartışmaların üstünde tutmalı, kapsamlı bir eğitim reformu stratejisi oluşturmalıdır.
• Türkiye'nin geleceği, çalışanlarının eğitimsel niteliklerine bağlıdır. Kalite anahtardır.
• Okul sistemi, çok az öğrenciyi iyi eğitiyor. Öğrencilerin çoğunu başarısız kılıyor.
• Okulların kaynak, yetki ve özerkliği yok. Ayrıca okullar, sonuçlardan sorumlu tutulmuyor.
• Okul kalitesi için gösterge ve standartlar belirlenmelidir.
• Her okul için kalite hedefleri belirlenmeli ve okullar bu hedefe ulaşmaları için teşvik edilmelidir. Okul performans sonuçları kamuoyuna bildirilmelidir
Öldüren Katsayı
Düşünün!. Bir eğitim sistemi, toplumdaki yetenek ve çeşitliliği keşfederek onu yerinde değerlendirecek bir esnek ortam meydana getiremiyorsa, orada insanların başarısından ve mutluluğundan nasıl söz edebiliriz?
Hali hazırda mesleki eğitime en büyük darbe “katsayı uygulaması” ile vurulmaktadır. Meslek liselerinde kültür ve fen dersleri müfredatta liselerdeki kadar değil. Daha az. Katsayı uygulamasına bunu gerekçe yapanlar şunu söyleyemiyorlar: Meslek lisesi mezunları lise fark derslerini vererek eşit şartlarda ÖSS sınavlarına girmeye hak kazanırlar. Bunu söyleyebilselerdi katsayı uygulaması söylemlerinde inandırıcılık ve haklılık payı olabilirdi. Kaldı ki lise eğitiminin kalmadığı; ÖSS’nin lise eğitiminin yerini aldığını şu şartlarda buna bile gerek kalmadı. Liselerde eğitimin yerini hazırlık dershaneleri denilen “ÖSS Liselerinin” aldığı görülmüyor mu? Katsayı uygulaması meslek liseliler için büyük bir zulüm olan mesleki eğitime, dolayısıyla ülke geleceğine darbe vuran “katsayı” problemine hükümetin hala çözüm bulamaması bir aczi yettir. Temennimiz bu yasa teklifinin ardından, bir yasal düzenleme ile katsayı uygulamasına son verilmesidir.
Piyasaya Duyarlı Eğitim
Mesleki eğitimde en iyi öğretim yolu usta çırak ilişkisine dayanır ve yaparak yaşayarak öğrenmedir. Hâlbuki hâlihazırda meslek okulu ve yüksek okullarında çoğu dersler uygulamadan yoksun; laboratuar ve atölye imkânlarından, staj ve çağın gerektirdiği eğitim şartlardan uzak ortamlarda sürdürülmektedir. Bu yüzden öğrenci okulundan diploma alsa da mesleğini öğrenememektedir. Malum artık günümüzde diploma iş yapmamaktadır.
Hâlihazırda kendini güvensiz ve yetersiz işsiz diplomalıları üretip duran bir fabrika gibi çalışan okullarımızı nasıl üretken hale getirebiliriz? Şimdi sorulması gereken budur? Peki, Mesleki Eğitimi nasıl yapılandıralım ve hangi esasları getirelim ki meslek okulları ilgi odağı haline gelsin?
Bir kere eğitimi sınıfın suni duvarları arasında sıkışmış olmaktan çıkarmamız lazım. Öğrenci haftanın yarısını ilgili meslek atölye ve uygulama alanlarında sürdürürse, kendiliğinden yaşayarak öğrenme ortamı oluşacak, piyasalara duyarlı, gelişmelere açık bir eğitim ortamı doğacaktır. Çalışma karşılığı olarak öğrenciye maaş verilmelidir. Dahası öğrenciyi sanayi ve meslek odaları gibi kuruluşlara ortak edelim. Sanayi ve uygulama sahalarındaki ustalar, işverenler gelsin meslek okullarında ders versinler. Müfredatı onlar belirlesinler.
Her şeyden önce öğrenci kontenjanları için planlama yapalım. Ülkenin bölgenin sanayinin gerçek ihtiyaçlarına göre belirleyelim kontenjanları. İhtiyaç duyulan yeni bölümleri açalım. İhtiyaç olmayanları kapatalım. Öğrencilere değişik burs destek imkânları getirelim. O zaman göreceğiz bu okullara olağanüstü cazibe ve akım başlayacaktır.
Yasa yapmanın problemin çözümünün sadece bir parçası olduğu, kendisi olmadığı unutulmamalıdır. Resmin bütünü görülmeli, ağaca değil ormana odaklanmalıdır. Şimdiye kadar mesleki eğitim problemi çözülememişse, bunun önemli bir nedeni konunun hala toplumdan ve piyasalardan kopuk YÖK ve MEB’in tekelinde kalmış olması ile ilgilidir. İşverenler, sanayi ve ticaret odaları, meslek ve sivil toplum kuruluşları, bilim adamları ile birlikte problemin çözümü için ele ele vermelidir.
Önce Yanlış Kanaatler Islah Edilmeli
Üniversite önünde yığılmanın önlenmesi, mesleki eğitime yönlendirme için her kesimde ve her eğitim kurumunda hedef olarak üniversitenin gösterilmesi yanlış telakkisinin kaldırılması gerekiyor bir kere. Lise çağındaki hemen her öğrencide bir meslek edinme yerine üniversiteye girme arzusu var. Çaba gerektiren işler yapmayı, hizmet etmeyi bir aşağılanma olarak kabul eden değer yargılarımız var maalesef. Bir beceri sahibi olarak ayakları üzerinde durmayı değil, diploma sahibi olarak işsiz kalmayı tercih edebiliyoruz.
Kendine güvenen ve üreten, problem çözmeyi bilen müteşebbis insan yetiştirmekten uzağında kalan bir eğitim yapımız var. Bu yapı, üretim duygusunu ve kendine güveni geliştirmediğinden gençlerin dünyasına hazıra konma ve memur zihniyeti hâkim oluyor.
Tabi önemli olan tüketimci toplum kavramından üretici toplum kavramına geçebilmek, yani eğitimi “robot” yetiştiren; verileni yineleyen ama kendisi bir şey üretemeyen yapısından kurtarabilmek… Hiç şüpheniz olmasın o zaman meslek okulları daha da revaçta olacak. Üretken bir toplum anlayışına geçersek o zaman şimdiki devlet kapısında iş bulma anlayışı da sona erecektir ve mesleki eğitim önemli bir cazibeye kavuşacaktı



Prof. Dr. Osman Çakmak
Gaziosmanpaşa Üniversitesi

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious