Meşruiyet sorunu asıl kimde?

  • Giriş : 26.05.2007 / 03:52:00

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören Anayasa değişikliği TBMM'de.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu iade kamuoyu tarafından da bekleniyordu; hatta günü bile tayin edilerek dile getirilmişti.

Sayın Ahmet Necdet Sezer'in, değişiklikleri inceleme süresi olarak öngörülen on beş günü tamamlayıp iade edeceği aşikardı. Ancak, sayın Sezer'in TBMM'nin meşruiyetini tartışır bir biçimde, sanki, "sınırlı yetkili" bir Meclis imasında bulunarak değişikliği iade etmesi beklenemezdi.

Gerekçede, "Üstelik bu değişiklik, cumhurbaşkanını seçemediği için, Anayasa'nın 102. maddesi uyarınca derhal yenilenmesi gereken bir Meclis tarafından gerçekleştirilmektedir." deniliyor. Bir üst paragrafta da, "... Anayasa değişikliğinin temsilde adaletin sağlanamadığı bir Meclis tarafından ... yapılmasının uzun erimli ve giderilmesi olanaksız sakıncalar yaratacağı açıktır." ifadelerine yer verilmektedir. Kasım 2002'de oluşan bu Meclis, "temsilde adaletin sağlanamaması" sebebiyle tartışılabilir nitelikteyse, aradan geçen 4,5 senede, Anayasa değişiklikleri dahil birçok kanun ve birçok başka hukuk kuralı düzenlemesi yaparken neden şimdi tartışılmaktadır? Cumhurbaşkanı seçememiş olması TBMM bakımından meşruiyete halel veren bir durum mudur ki, özellikle altı çizilmektedir? Anayasa hukuku ve Türk parlamento geleneği bakımından, bugünkü veya 21 Temmuz 2007 günkü TBMM ile Nisan 2007'deki TBMM arasında hiçbir fark yoktur. İade gerekçesinde, cumhurbaşkanının tarafsızlığına yapılan vurgu ile TBMM'ye yöneltilen bu hukuken açıklanamaz imalar Sezer'in ne derecede tarafsız olduğunu düşündürmektedir.

Sezer yine halkı karşısına aldı

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi konusu, iade gerekçesinde ifade edilenin aksine, uzun zamandır kamuoyunda tartışılmaktadır. Sayın Sezer'in seçilmesinin öncesinde, görev süresi sona erecek olan sayın Demirel'in yönlendirmesi ile bu konu gündeme gelmiş ve tartışılmıştır. Bütün görev süresince sayın Demirel ve ondan önce rahmetli Özal tarafından da gündeme getirilmiş olan bu konu, bazı siyasi partilerin görüşleri arasında yaklaşık kırk yıldır yer almaktadır. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi meselesi yeterince tartışılmamış bir mesele değildir.

Peki, bunca zamandır tartışılan bu mesele, neden bu günlerde uygulamaya aktarılmak istenmektedir? Bu sorunun cevabına bakmadan konuyu tartışmak yanıltıcı olacaktır. Nitekim, sayın Sezer'in iade gerekçesinde yer verilen hususlar, 1 Mayıs 2007 tarihinden önce geçerliliği olabilecek hususlardır. Ancak, bu tarih bir milattır. Anayasa Mahkemesi, bu tarihte, ülkemizin hukuk hayatına dönüm noktası olarak geçecek nitelikte bir karar vermiştir. Artık, cumhurbaşkanlığı seçimi meselesini "Mahkemenin 367 kararı" öncesi ve sonrası diye ikiye ayırmak gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin kararı, bütün hukuk ve siyaset bilgilerimizi gözden geçirmeyi zorunlu kılmıştır. Bundan sonra, cumhurbaşkanının TBMM tarafından seçilebilmesi imkansıza yakın bir hale gelmiştir. İmkansızdan geri kalan küçük kısım şudur: TBMM'de azınlıkta olan, günün yaygın üslubuyla ifade edecek olursak, halkın yüzde yetmişinin karşı olduğu, üçte biri teşkil eden bir grubun kaprislerine boyun eğerseniz Cumhurbaşkanı seçilebilecektir. Başka bir ifade ile, cumhurbaşkanını TBMM'nin üçte ikisi değil üçte biri belirleyecektir; Mahkeme'nin kararında sayın Sezer'in de iade gerekçesinde sözünü ettiği "uzlaşma", maalesef ki budur. Yoksa, Anayasa hukukunun terimleriyle ifade edecek olursak, "nitelikli toplantı yeter sayısı", yani toplanabilmek için aranan genel sayıdan daha fazla bir sayı, dünyanın hiçbir parlamentosunda yoktur; nitelikli karar yeter sayısı mevcuttur, ama nitelikli toplantı yeter sayısı yoktur. Bu hukuk mantığıyla asla izah edilemeyecek 367 kararı bir zorunluluk olarak ortaya çıkınca, cumhurbaşkanını halkın seçmesinden başka bir imkan kalmamıştır. Aksi halde, seçimler yapıldıktan sonra da Cumhurbaşkanı seçilemeyecek, dolayısıyla yeniden seçime gidilecek, yeni oluşan Meclis de cumhurbaşkanını seçemediği için genel seçime gitmek zorunda kalacaktır. Böylece Türkiye, Meclis'siz, hükümetsiz, seçimden seçime giden bir siyasi ve hukuki kriz içine yuvarlanacaktır. Şu halde, cumhurbaşkanını halkın seçmesi, Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararından itibaren bir zorunluluk haline gelmiştir.

Sezer'in kendisi ne kadar tarafsız?

Sayın Sezer'in Anayasa Değişikliği ile ilgili gerekçelerinin bir kısmı teorik bakımdan doğrudur; ancak Türkiye'deki uygulama bakımından yanlıştır. Sayın Sezer, cumhurbaşkanının tarafsızlığına vurgu yapmakta, halk tarafından seçilirse bu tarafsızlığın kaybolacağını, siyasi eğilimlerin ön plana çıkacağını ifade etmektedir. Anayasa'da aranan tarafsızlık, hukuk kuralları içinde, yani hukuki bir tarafsızlıktır; siyasi tarafsızlık değildir. Rahmetli Özal bir siyasi parti kurucusu, bir başbakan olarak siyasi bakımdan tarafsız mıydı? Sayın Demirel, kırk yıl siyasetin içinde olan bir kişi olarak tarafsız mıydı? Yine sayın Sezer, her nekadar siyaset yapmaları yasak olan yargıçlık mesleğinden gelmiş olsa da, Türkiye'de 1960'lı yıllarda Yön dergisiyle ortaya konan, 1971'de askerî müdahale ile tasfiye edilen, bazı bilim adamlarınca "sol Kemalizm" diye isimlendirilen, temelde sosyalist bir görüşe dayanan akıma paralel siyasi tutumlar sergilerken tarafsız mıydı? Atamalardan, mahkumları af yetkisini kullanmasına kadar, TBMM çoğunluğuna göre resepsiyonlarda kılık-kıyafet zorunluluğu belirlemesine kadar (bu konuda Kasım 2002 öncesi ve sonrası arasında uygulama farkı vardır), bugünkü iade gerekçesinde yapmış olduğu 22 Temmuz 2007 seçimlerine dair tahminine kadar siyasi bakımdan tarafsızlık söz konusu mudur? Sadece iddia ile, veya belli bir yoruma dayanan görüşe sahip olmakla tarafsızlık var sayılıyorsa başka...

Sayın Sezer'in iade gerekçesinde dile getirdiği sakıncalar, kendi döneminde yaşanan sorunlara göre daha hafif kalmaktadır. Bir bakalım:

Yürütme organının her iki tarafının da siyasallaşması. Yürütme organının iki siyasal istençten oluşması. Cumhurbaşkanının hukuksal yetkilerini siyasal alana kaydırması. Cumhurbaşkanı ile hükümet arasında yönetim krizi çıkması. Cumhurbaşkanının halkın karşısına siyasal bir görünümle çıkması...

Bütün bunlar sayın Sezer'in cumhurbaşkanlığı döneminde yaşanmış sorunlar değil midir? Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi halinde, daha önce görmediğimiz, yaşamadığımız başka hangi krizi görebiliriz? Tabii, ülkemizde, bazı görüşler "siyasal" görüştür, bazı görüşler ise mutlak, tartışmasız, kutsal görüşlerdir. Burada, XVII. Yüzyılda Fransa'da "Kutsal Kitaba Göre Siyaset" isimli kitap yazan Bossuet'i hatırlamamak mümkün değil. Kutsal Kitaba göre yaptığınızda siyaset siyaset değil, artık bir inanç alanıdır. Kendi yorumunuzdan farklı olanları siyaset diye tahfif edip devre dışı bırakabilirsiniz.
Sezer'in meşruiyet sorunu...

Sayın Sezer'in iade gerekçesinde, "tarafsızlık"la asla bağdaştırılamayacak bir bölüm var. Deniliyor ki, "gelecek dönemde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin siyasal yapısındaki olası değişme de göz önünde bulundurulursa, bu sorunların çözümsüz kalacağı, bunun da bir rejim çıkmazı yaratacağını söylemek yanıltıcı olmayacaktır". Sayın Sezer'in 22 Temmuz seçimlerine dair tahminini buradan okumak mümkündür. Bu ifadeden, başka ihtimalleri de gördüğümüzü belirtelim.

22 Temmuz seçimleri akabinde, oluşan TBMM kompozisyonu siyaset mühendislerince "doğru" bulunmazsa, Anayasa hükümlerinin keyfî yorumuyla, ama anayasal gelenekler bertaraf edilerek yeni bir seçime Meclis'i götürmek düşünülebilir. Buna göre, hükümeti kurma görevi, hükümeti kuramayacak milletvekillerine verilerek 45 gün içinde güvenoyu alacak bir hükümet oluşmayınca seçime gitme mecburiyeti doğacaktır. Cumhurbaşkanının en çok oy alan parti genel başkanını hükümeti kurma görevi vermesi zorunlu değildir; herhangi bir milletvekiline bu görevi verebilir. Eğer, seçimin yenilenmesi arzu ediliyorsa bu literal yorumlarla hukuku tahrip etmek mümkün olabilecektir. 22 Temmuz akabindeki bu vahim ihtimalin işaretlerini okumak gerekir. Bütün bu tartışmalarda, gözden kaçan, sayın Sezer'in görev süresinin sona erip ermediği hususudur. Türkiye böylesine önemli günler yaşarken, bu kadar sıcak tartışmalar içindeyken cumhurbaşkanlığı makamının, bizce, hukuken tartışmalı bir durumda bulunuyor olması üzücüdür. Anayasa'nın 102. maddesi ile 106. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, sayın Sezer'in görev süresinin sona ermesi gerekmektedir. 102. maddenin gerekçesindeki ifadeler yanlış okunmakta ve hüküm yanlış yorumlanmaktadır. Gerekçe ile 102. maddenin son fıkrası birbirinden farklı kaleme alınmıştır. Anayasa, görev süresi sona erdiği halde, kısa bir süre cumhurbaşkanının devam edebileceğini öngörmüşken, şimdi, belki de bir yıla yakın bir süre sayın Sezer bu makamda kalmayı sürdürecektir. Ülkenin hayati konularında, mesela, önümüzdeki bu Anayasa değişikliğinde karar verici mevkiinde hukuken tartışılamaz bir kişinin bulunması gerekmektedir. İşaret ettiğimiz 22 Temmuz sonrası ihtimaller dikkate alındığında, bu makamın hukuken tartışılması kaçınılmaz olacaktır. Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararından sonra, artık, hukuk tarihimiz farklı bir mecraya girmiştir; olmazları olur saymak mecburiyetindeyiz.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
DOÇ. DR. MUSTAFA ŞENTOP

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious