Mevlevîhaneler unutulmayacak

  • Giriş : 31.01.2006 / 00:00:00

Hazreti Mevlânâ, 17 Aralık 1273’te dünyadan göçünce, babası Sultanü’l Ulema Bahaeddin Veled’in kabri yanına defnedildi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Babasının vefatından sonra sevenleri Mevlânâ’ya müracaat ederek, üzerine bir türbe yapmak istemişler; ancak Mevlânâ, “Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur?” diyerek bu isteği geri çevirmişti. “Ölümümüzden sonra bizim mezarımızı yerde aramayın, bizim mezarımız ariflerin gönülleridir.” diyen Mevlânâ Celâleddin-i Rumi’nin kendisi de aynı yere defnedildikten sonra üzerine, 130 bin Selçuklu dirhemi harcanarak “Kubbe-i Hadra” (Yeşil Kubbe) inşa edildi. 19. asrın sonuna kadar “Kubbe-i Hadra” etrafına yapılan ilaveler devam etti ve burası Hazreti Mevlânâ’nın yolunda insan yetiştirilen bir merkez haline geldi. Mevlevîliğin yayılması sonucu Anadolu, Rumeli ve Ortadoğu’nun birçok bölgesindeki şehirlere hattâ küçük kasabalara mevlevihaneler inşa edildi. Bunların bir kısmı tam teşekküllü âsitâne, bir kısmı ise küçük zaviye şeklinde idi.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalan mevlevihaneler, en azından bugün izine rastlanılabilenleri, Konya Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından yayınlanan bir albümde toplandı. Fotoğraf sanatçıları Ahmet Kuş, Feyzi Şimşek ve İbrahim Dıvarcı’nın objektifine yansıyan görüntüler, kısa açıklamalar eşliğinde ve kaliteli bir baskıyla bu kültürel değerlerimizi kayıt altına alıyor. Şehirlerimizin çok değil, birkaç yıl önceki manzaları ile bugünkü durumları arasında dağlar kadar fark var. Şimdi önünden geçtiğimiz yerlerin bir müddet sonra nasıl bir hal alacağını da bilmiyoruz. Çekilen bir-iki kare fotoğraf, yazılan bir-iki satır, bugünün geleceğe taşınmasını sağlayan en önemli araçlar.

Mevlevilik ve Hazreti Mevlânâ hakkında birçok eser kaleme alınmasına rağmen Mevlevihaneler üzerine pek fazla eğilindiği söylenemez. Rahmetli bestekâr Cinuçen Tanrıkorur’un eşi Barihüda Tanrıkorur’un bu konuda basılmamış kapsamlı bir çalışması bulunuyor. Ülker Erke’nin Mevlevihane minyatürleri de unutulmamalı. Oysa Selçuklular döneminden başlayarak Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü coğrafyanın tamamında teşkilatlanan, insanlara hizmet veren mevlevihaneler, tasavvuf tarihi kadar mimari açıdan da son derece önemli. Fotoğraflara baktıkça, tasavvufî terbiye ve sülûkun yanı sıra edebiyat, musiki, hat başta olmak üzere güzel sanatların öğretildiği; güzelin, güzelliğin tanıtıldığı bu mekanların inşa edilişindeki zarafete hayran kalıyorsunuz. ‘İnsan’ gönlünden akseden şuaların taşlara, duvarlara sinmesine şahit oluyorsunuz. Türk musikisinin en ağır eserleri olan ‘ayin’lerin küçük kasabalardaki Mevlevihanelerde dahi icra edilebilmesi, Farsça metinleri şerh ederek Mesnevi derslerinin yapılabilmesi, geçmişteki kültür seviyemizi anlamak için de iyi bir ölçü.

Mevlevihane, Hazreti Mevlânâ’nın mesleğini takip ile ‘insan’ yetiştirilen mekân demek. Genel olarak semahane, matbah-ı şerif, meydan-ı şerif, türbe, harem, selamlık gibi bölümlerden oluşuyor. Semahanede sema ayini icra ediliyor, çoğu yerde mescid olarak da kullanılıyor. Harem, şeyhin ailesiyle oturduğu; selamlık, misafirlerin ağırlandığı; türbe, geçmişlerin yerleştirildiği bölümler. Matbah-ı şerif yani mutfak ise asıl eğitimin verildiği mekan. Bin bir günlük çilesini aşçı dedenin nezaretinde mutfakta tamamlayan derviş, yemeklerle birlikte kendisini de pişiriyor. Günümüze intikal eden mevlevîhanelerin bir kısmı bugün Afyon, Ankara (Cenabi Ahmet Paşa Camii), Eskişehir, Edirne (Muradiye Camii), Çankırı (Taş Mescid), Kütahya (Dönenler Camii) Mevlevihanelerinde olduğu gibi cami olarak kullanılıyor. Konya ve Galata (Divan Edebiyatı Müzesi) Mevlevihaneleri gibi birkaç tanesi müze olarak hizmet veriyor. Bazılarının ayakta kalan tek yapısı olan türbeleri ziyaret ediliyor. İçlerinde Yenikapı Mevlevihanesi gibi harap halde bekleyenler olduğu gibi Bursa Mevlevihanesi gibi su deposu yapılanlar bile var.

Mevlânâ hakkında her şey

Konya Valiliği İl Kültür Müdürlüğü, geçtiğimiz günlerde Mevlânâ ve Mevlevilik ile ilgili birçok kitap ve CD’yi piyasaya sundu. Hazırlanması sırasında masraftan kaçınılmadığı belli olan eserlerden bazıları şöyle: Türkiye Mevlevihaneleri Fotoğraf Albümü, Hz. Mevlânâ’nın Rubaileri (Şefik Can), Mevlânâ Celâleddin (Prof. B. Fürûzanfer), Minyatürlerle Hz. Mevlânâ ve Ailesi (Ahmet Efe), Hazreti Mevlânâ’nın Eserleri (Yard. Doç. Dr. Yakup Şafak), Hazreti Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî - Hayatı ve Şahsiyeti (Yard. Doç. Dr. A. Selâhaddin Hidâyetoğlu), Mevlânâ ve Kültürümüz (Prof. Dr. Adnan Karaismalioğlu), Mevlânâ’nın Gönül Dostları (Yard. Doç. Dr. Hasan Özönder), Dinle Neyden, Hicazkâr Mevlevî Âyini.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious