MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli´ye açık mektup

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli´ye açık mektup.9234
  • Giriş : 19.07.2007 / 18:43:00

Bu mektup, 30 yıl önce elleriyle beslediği bir çocuğun müteveffa ağabeyine vefa borcudur!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Sayın Devlet Bahçeli beyefendiye;

10 Temmuz 2007 Salı günü yayımlanan bir haberle; 19 Haziran 1980 günü Erzurum´a askeri bir inşaat ihalesinin ön ödemesini almak üzere giden müteahhit Mithat Koçulu´yu öldüren Atila Kaya´nın İstanbul 3. bölge 2. sıra milletvekili adayınız olduğunu büyük bir teessüfle öğrendim. Söz konusu kimse, 1985 yılında taammüden adam öldürme suçundan müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olmuş ve fakat 1991 yılında Terörle Mücadele Kanunu´nda yapılan bir değişiklikle şartlı tahliye edilmiştir.

Adayınızın bugüne kadar aldığı ceza hakkında ağır hukuk ihlali ya da benzeri bir iddiayla yargı yoluna gidip aklanmadığı ya da affa uğramadığı da anlaşılıyor. Bu kimseyi, Siyasi Partiler Kanunu´nun 11. maddesinin 5. bendinde ´Taksirli suçlar hariç beş yıl ağır hapis veya beş yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar parti üyesi olamazlar´ hükmüne rağmen parti üyesi yapmanız ve hatta genel başkan yardımcınız olarak görevlendirmeniz bir başka üzücü husustur. Öte yandan, Milletvekili adaylarının taşıması gereken niteliklerin sayıldığı Anayasa´nın 76. maddesinde; ´taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler´ hükmü bulunmasına rağmen aday gösterildiği de ortada. Ben bu mektupta milletvekili adaylarının taşıması gereken kriterlerin hukuki değerlendirmesine girmeyeceğim. Bunlar gayet açık düzenlemeler. Gereken işlemi Yüksek seçim Kurulu Başkanlığı´nın milletvekili Genel Seçimlerinin ertesinde de yapacağından hiç kuşku duyulmamalıdır. Elbette, suç ve ceza insana mahsustur. Öyle de olsa hayatta her şeyin bir dengesinin bulunması da gerekir. Mesele bu noktaya kadar getirildikten sonra, gençlerimize ve çocuklarımıza bu durumu nasıl izah edeceğimiz konusunda da herhalde bir tavır belirlemiş olmalısınız. Her şey bir tarafa, ´okumakta olduğunuz bu mektup, 30 yıl önce elleriyle beslediği bir çocuğun müteveffa ağabeyine vefa borcudur´.

1980 dönemi öncesinde, asker olan babamla birlikte Kars´ta yaşamakta idik. Bu seneler içinde beni en çok üzen iki olay hafızama kazınmıştır. Birinci olay, okul müdürümüzün gözlerimin önünde taranarak öldürülmesi; ikincisi ise komşumuz olan dünya iyisi Mithat Koçulu´nun (Mithat amcam) hunharca ve haince katledilmesi idi. Olaydan sonra gencecik eşi, çocuğu ve anne babasının acılarını keşke görme imkânınız olsaydı. Mithat amcamın Erzurum´dan neden dönemediğini o zaman hiç anlayamamıştım, hâlâ da bunu bana kimsenin anlatabileceğini düşünmüyorum. O gerçekten özel bir insandı ve bilmenizi isterim ki çocuklar sahte sevgiyle aldatılamazlar...

Son bir buçuk yıldır yapmış olduğumuz akademik calışmaların bir bölümünü, ulusumuzun geçtiği bu zor dönemde, büyük önder Atatürk´ün gösterdiği yolda tek yürek olarak davranmasının bir işareti olarak, duyarlı pek çok kimseyle olduğu gibi sizlerle de paylaşmıştık. Milletvekili aday listelerinizin son halini ve seçim propagandanızdaki bazı hususları gördüğümde ise gerçekten üzüldüm. Her ne kadar kamuoyu henüz farkına varmadıysa da yeni tavırla ilgili çok ciddi tartışma konuları mevcut. MHP´nin istikametinin bundan altı-yedi ay öncesine göre belirgin bir biçimde degişmiş olduğunu müşahade ediyorum. Kendi ülkesinde dahi siyasi kariyeri bitmiş bir başkana ´En iyi stratejik ortaklığı biz kurarız´ nev´inden uzatılan zeytin dalı; Irak operasyonuna Türkiye´nin katılımını (yani Türkiye´nin ABD askerlerince işgalini) hâlâ ve ısrarla savunan bir kimsenin en ön sırada aday gösterilmesi, yorum kabiliyeti olan herkesin gereken sonuçları çıkaracağı şeylerdir.

Ne var ki, bugün gazetelerde gördüğümüz haber, deyim yerindeyse her şeyin üstüne tuz biber ekmiştir. Herkesin bilmesi lazımdır ki; Türk ulusu, Atatürk´ün gösterdiği yolda ´uygar dünyanın asli ve yararlı bir üyesi´ olarak calışmayı parola edinmiştir. Ulusun tek bir ferdi dahi kalsa, bu konudaki kararlılığı kesindir. İnsanlığın yüksek meziyetlerine her koşul altında tam uymayı, milli ve medeni bir özelliği sayar. Ortamın kirliliğine ve mazeretlere sığınmaz, gerekirse tüm kuralları insan onuruna yakışır bir içerikle yeniden koymaya azimlidir ve sahip olduğu muazzam gücü, yüreğinde bu azmi yetiştiren, sarsılmaz insanlık ideallerinde bulur.

Bu ideallerin ışığı altında yürüyen bir kimse; sonuçtan bağımsız olarak, daha en başında sahip olduğu yüksek karakterden ötürü her türlü başarıyı kazanmış demektir. Bu yolda, sadece gelecek günler için yürünmez ve fakat Türkiye Cumhuriyeti´nin kurulmasına canları ve alınterleriyle emek veren atalarımızın, minnetle andığımız çabaları sadece heba etmemek adına dahi olsa yürünür. İşte bu inanç; insanı Çanakkale´de isimsiz yatırır, bu inanç Atatürk´ün yaptığı gibi ´tek başına dahi kalsa, gerekirse bir tepe başında mücadeleyi´ göze almaktır. Çünkü böylelikle geçmişte onurları ve şerefleriyle insanımıza ve milletimize yakışır tarzda mücadele edip bedel ödeyenlerin, bunu bir hiç uğruna yapmadıklarını ifade etmiş oluruz.

Fakat bilinmelidir ki; bu ulvi duygular, büyük Ataturk´ün söylediği gibi; Ali Kemal´i köprü üstünde katletme seviyesizliği ve caniliğiyle karıştırılamaz. Katiller ve kahramanlar arasındaki ayrımı bilmemek, Atatürk´ün davasını hiç anlamamış olmak demektir. Türk olmakla övünüyorsak; bu, insanlık ideallerini her şeyin üstünde tutan bir geleneğe sahip dedelerin torunları olmamızdandır. Yoksa, ulusumuz kimliğini kılıç şakırtılarından ya da ırkçılıktan, hele hele; silahsız ve savunmasız insanları katletmekten asla almamıştır, alamaz. Bu gibiler milletimizi temsil etme selahiyetine hiçbir zaman sahip olmamışlar ve olamayacaklardır. Atatürk´ün mensup olmaktan gurur duyuyorum dediği Türk ulusunun bireyleri barışseverdir. Atatürk´ün bu konulardaki görüşlerini burada tekrar tekrar yazıyorum, çünkü görüyorum ki bunların yazılmasına fazlasıyla ihtiyaç duyuluyor.

Ulusumuz başına getireceği kimseleri ve onların özelliklerinin ne olduğunu Atatürk´ün gayet iyi bildiğimiz sözünden yola çıkarak tespit edecektir. Bu; kuvvetli ve büyük bir iddiadır ve başarıya ulaşacağından zerre kadar endişem yoktur. Affetmek, insani ve insana yakışır bir özelliktir. Özür dileyenler kusurlarını anlamış, pişman olmuş, aynı hatayı işlememeye karar vermiş kimselerdir. Bu nedenle bizler affederiz çünkü vicdan sahibiyizdir. Ancak apaçık suçlarını bile, tevile ve müdafaaya kalkışanlar aynı yolda devam edecekler demektir ki bunları hoşgörüp affetmek kabul edilemez. Bu düşüncelerle, yukarıda aktardıklarımın bir gereği olduğu kanısında iseniz, yerine getirilmesi hususunu -genel seçimlerin tamamlanması dönemine değin- bizzat şahsınıza emanet ederim.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious