Millet demokrasinin ne olup olmadığını biliyor! (YORUM)

  • Giriş : 25.07.2007 / 20:38:00

Nihayet millet konuştu ve sonuçta AKP neredeyse her iki seçmenden birinin oyunu alarak iktidar oldu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


CHP, 2002 seçimlerindeki oyunun üstüne ancak DSP'nin yüzde ikisini koymuş gözüküyor.

MHP ise barajı geçti ve artık mecliste temsil ediliyor. Baraj nedeniyle bağımsız adaylarla seçime katılan DTP grup kuracak sayıya ulaştı. Barajı geçer mi geçmez mi tartışmaları yapılan DP 2002'deki ANAP'ın oy oranına geriledi. Bu sonuçlar bize ne anlatıyor? Bu soruya cevap verirken, seçim süreci içindeki tutumları hatırlamak, hangi konuların tartışıldığını düşünmek gerekiyor. Her şeyden önce AKP istikrara vurgu yaptı ve istikrarın devamı yönünde oy istedi. Buna karşılık başta CHP ve MHP olmak üzere ortada istikrarın olmadığını, tehlikeli bir sürecin yaşandığını dile getirdiler. Seçmen ağırlıklı olarak "istikrar" anlatısını dikkate aldı ve mevcut ekonomik şartların devamını istedi. Böyle olması çok şaşırtıcı değil. İnsanlar dövizden, faizden, enflasyon oranlarından çok şikâyetçi değil. AKP'nin ne vaat ettiği ortadaydı, ancak muhalefetin vaadi daha belirsiz ve risk yüklüydü. Üstelik bu istikrar meselesi sadece AKP'li seçmenlerin değil, eli başka partiye giden seçmenlerin dahi olumlu bulduğu ve desteklediği bir alandı. seçim sürecinde bazı seçmenlerle konuşurken, tercihini başka partiler olarak açıklayan kimilerinin istikrarın mevcut haliyle sürmesini temenni ettiklerini müşahede etmiştik. Başka partilerin kararlı seçmenlerinin dahi böyle düşündükleri bir ortamda AKP'nin bu teziyle ciddi bir destek sağlaması, aynı zamanda anket sonuçlarında kararsızlar hanesinde görülen seçmenlerden de çok ciddi bir son an payı alması olağandır.

Seçim meydanlarında tartışılan bir diğer konu demokrasiydi. Türkiye altmış bir yıldır demokrasi ile idare ediliyor. Bu milletin, demokrasinin ne olup olmadığını kendi hayatından çıkartacak bilgisi ve tecrübesi var. Demokrasinin en temel ilkelerinden birisi siyasi kararların halkın rızasıyla teşekkül etmiş aktörler eliyle alınabileceğidir. Bu aktörlerin dışında kalan bürokrasinin hangi gerekçe ve iddia ile olursa olsun fail olmaya kalkışması onaylanmıyor, destek görmüyor. Yine kimi siyasi aktörlerin kendi güç ve inisiyatiflerinin arzu ve temennilerine yetmediği yerlerde bürokrasi üzerinden siyaset yapmaya çalışmaları da yine aynı şekilde şiddetle reddediliyor. Gerek Cumhurbaşkanlığı sürecinde yaşananlar gerekse bu süreçte üretilen tezlerde halkı dışlayan üslup bu seçimlerin en temel referanslarından birisi oldu.

Bir başka konu ise, sosyal, siyasal, ekonomik, bölgesel nitelikleri itibariyle farklı kategoriler içinde yer alan seçmenlerin, birbirlerine ilişkin görüşleri, duyguları, tasavvurları her ne olursa olsun temsil edici bir siyasal dilin, bir çatının altında toplanmaya hazır olduklarının açığa çıkmasıdır. Önemli olan bu dili yakalamak, bu siyaseti oluşturabilmekti, AKP'nin bu manada da çok ciddi ve Türkiye için hayati bir başarıya imza attığı ortadadır. CHP ve MHP'nin oylarının Türkiye dağılımı dikkate alındığında bu manada bir kapsayıcılığa sahip olmadıkları anlaşılırken, AKP her yerden yüksek düzeyde oy almış, farklı düşünce ve beklentileri kendi çatısı altında bir araya getirmiştir. Bunun sosyo-ekonomik kategoriler itibariyle taşıdığı anlam bellidir, fakat Türkiye'nin şartları ile seçim ikliminde ateşli bir şekilde öne çıkan niteliği itibariyle "bölücülük, PKK terörü, Kürt sorunu" başlıkları altında konuşulan sorunla ilgili taşıdığı önem daha da dikkate çekicidir. Çünkü bu sorunun Türkiye'yi temsil eden bir çatının altında tartışılıp konuşulması, buradaki aklın sahaya taşınması çözüm yolunda çok gerekli bir iştir. Bu konuyla ilgili olarak iktidarla birlikte Meclis de bir şansa sahip olmuştur. DTP grup kurduğunda herhalde "seçmenle oluşturduğu ateşli bağların söyleminden" daha farklı bir siyasal dili bu Meclis'te ortaya koyacak, çözüm yolundaki mümkün beklentisini ifade edecektir. Öte yandan Meclis'teki MHP'nin, Bahçeli'nin etnik çekirdeğin çağrısını reddeden milliyetçilik anlayışı ve Türkiye'yi kucaklayan vatanseverlik yaklaşımı çerçevesinde davranacağını beklemek yanlış olmaz. Bu ise sorunun çözümü yolunda atacağı adımlar için AKP'yi cesaretlendirmesi gereken bir faktördür. Ancak burada DTP'nin bağımsız bir siyasal inisiyatifi geliştirmesi, demokratik süreçlerin parçası olan bir akılla konuya yaklaşması en başta kendisi olmak üzere herkes için en faydalı ve şüphesiz en elzem bir şarttır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi

Seçimlerin ardından toplanan Meclis'in ilk işi Cumhurbaşkanlığı seçimidir. seçim akşamı çeşitli yerlerde yapılan yorumlarda, CHP ve MHP uzlaşmaz bir tavır alsa dahi AKP'nin bağımsızlarla birlikte bu seçimi gerçekleştirecek bir gücü bulunduğu şeklindeki yaklaşımı ihtiyatla karşılamak gerekir. Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunun siyasal hayatta, demokrasi üzerinde ve nihayet partiler nezdinde yarattığı tahribat dikkate alındığında, bunun tekrar edilmemesi bakımından özellikle bu iki partiye düşen görevler var. AKP oylarını kendi içinde üçte bir oranında artırmış, ancak buna karşılık neredeyse bağımsızların sayısı kadar vekilini kaybetmiştir. Öte yandan 2002'de CHP'nin çıkarttığı sayıyı bugün CHP ve MHP paylaşmaktadırlar. Ortada dört partili bir meclis vardır. Bugün AKP'nin işi 2002 seçimlerine göre çok daha zordur. 2002'de Türkiye dipten dönmüştü ve seçmen her türlü icraatı öncelikle "kriz" odaklı bir şekilde görecekti, bugün ise yapılanlara "istikrar, demokrasi, güven" gibi kavramlar esasında bakacak ve son yılların göstergelerini kendisine mihenk taşı olarak alacak. İşin zorluğunun bir başka nedeni, AKP'nin yelkenlerini siyasi tarihimizin pek görmediği bir halk desteğiyle doldurmuş olmasıdır. Arkasında böyle bir toplumsal destek olan partinin başarı çıtası da daha yüksekte tutulacaktır. AKP şimdi başka partilerden önce kendisinin beş yıllık gölgesiyle yarışan, asıl rakibi geçmişteki AKP olan bir parti konumundadır. AKP'nin önünde Türkiye'nin dışa açılımından halkın refah düzeyine, AB'den terör sorununa kadar her alanda uzun bir koşu vardır. Seçmen nasıl "başarıya ilişkin çıtayı" yükseğe koyduysa, aynı şekilde başarısızlık çıtasını da çok alt sınırlara çekmiştir. Çarpıcı başarıların siyasi kaderi ona ilişkin ölçeklerin artık değişmiş olmasıdır. Bu koşuyu sadece AKP'ye oy vermiş olanların değil vermemiş seçmenlerin de dikkatle takip edecekleri ve başarıyı bir Türkiye başarısı olarak görecekleri muhakkaktır. seçim zaferinin ardından Başbakan'ın yaptığı kucaklayıcı konuşma, AKP'nin hızla seçim atmosferinden çıktığını göstermektedir. Meclis'teki diğer partilerin de kısa zamanda bu havadan çıkmaları, yönlerini 2012'ye çevirmeleri önemlidir. Türkiye'nin önündeki bu yeni beş yıllık koşuda herkesin yapacakları vardır ve neler yapmaları, neleri ise yapmamaları gerektiğine ilişkin tecrübi akıl, hemen yakın geçmişin içinde mevcuttur.

M. NACİ BOSTANCI

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious