Modern sağlık hurafeleri

  • Giriş : 21.01.2007 / 00:00:00

Kolesterolü kötü bir şey olarak mı biliyorsunuz? Pastörize süt içmenizin sağlıklı mı olduğunu düşünüyorsunuz?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Kusura bakmayın; ama 5’te 5 yanıldınız. Çünkü modern sağlık hurafelerinin etkisi altındasınız ve her geçen gün bozulan ve bozulduğuna inandığınız sağlığınızı düzeltmek için bunların pek de faydasını görmeyeceksiniz. İşte size bol ünlemli birkaç modern sağlık hurafesi daha: Tuzu azaltın! Yağlardan kaçının! Bol süt için! Hayvansal yağları değil, bitkisel yağları tercih edin! Et değil, soyalı ürünleri tercih edin!

Oysa uzmanlar, bu genel yargıların herkes için geçerli olmayacağını, belli rahatsızlıklar neticesinde sadece kişilere uygulanabileceğini söylüyor. Peki bunlar birer hurafe, modern sağlık mitleri ise kim tarafından ve neden üretildi ve genel doğrular olarak kafamıza nasıl kazındı? ‘Doğru beslenme ile ilgili yanlış bildiklerimiz’ konusunda bir kitap yazarak bizi aydınlatan Serkan Yimsel, sağlıklı beslenme konusunda modern tıbbın açıkladığı teorilerin karşıt ve alternatiflerinin hasır altı edildiğini söylüyor ve şöyle diyor: “Bu eşitsizliğin temelinde, ciroları milyon dolarları bulan büyük rafine ve paketlenmiş gıda firmalarının ya da ilaç sektörünün birçok bilimsel araştırmayı yönetmesi ve onlara sponsor olması yatıyor.”

Haberin ilk sayfasındaki girişi okumadan başladıysanız, hemen uyaralım: Aşağıdaki başlıkları, pek çok sağlık uzmanından, diyetisyenden ve hekimden duyduğunuz şekliyle, sağlığınız için size sunduğumuz birer tavsiye zannetmeyin. Okuyacağınız her paragraf, gözümüzü açan az sayıdaki uzmanın çalışmalarından yararlanılarak, üstünde yer alan başlıktaki öneriyi çürütmek için yazıldı. Tabii bunları dikkate alıp almamak sizin elinizde. Gönülden inandığımız bu tavsiyeler ışığında, gün geçtikçe daha az et ve yağ tüketip, kolesterolden, tuzdan kaçınıyor, diyet yapıyoruz. Ama ne garip ki obezite, kalp ve damar hastalıklarının oranı giderek artıyor.

Besin piramidi ile dengeli beslenin!

Beslenme uzmanı Craig Burris ve Geoffrey Grant, dengeli beslenme programlarının, tüketici sağlığından çok ekonomik çıkarlara dayandığını söylüyor. Onlara göre diyetlerde piramidin ilk basamağının tahıllı besinlerden oluşması, tarım ekonomisini geliştirme ve tahıl satışını artırma amacına matuf. Üstelik hazır tahıllı ürünlerin yüzde 95’i aşırı derecede işlenmiş durumda. Bu da onların un ve şeker içeriklerini yükseltip besleyici değerini düşürüyor. Öte yandan bir beslenme programının her bireye uygulanması mümkün değil. Genetik, coğrafî ve kültürel nedenlerden dolayı insanlar biyokimyasal ve metabolik olarak birbirinden farklı. Aynı diyet, bir insanda sağlıklı yaşama kapı aralarken, bir başkasında hastalığa neden olabiliyor. Eskimoların günde ortalama 5 kg et tüketmelerine rağmen, kalp hastalığı ve kanserin olmaması buna bir örnek. Onlarca örnek ve araştırma gösterdi ki ırklar, atalarına özgü yeme yöntemlerine sadık kaldıklarında sağlıklarını korudu, buna sırtlarını döner dönmez kronik hastalıklarla yüzleşti.

Kilo vermek için diyet yapın!

Yunanca ‘bir yaşam biçimi’ demek olan diyetin anlamı artık bugün kalori kısıtlaması ve yarı aç gezme anlamına geliyor. Kalori kısıtlaması, vücutta gerekli bazı besinlerin noksanlığına, vücudun doğal enzim miktarları arasındaki dengenin bozulmasına yol açıyor. Yapılan bilimsel araştırmalara göre diyetlerde bel bağlanan kalorisiz ürünler ve tatlandırıcılar reklamlardaki kadar masum değil. Tabiatta doğal olarak bulunmayan bu kimyasal şekerlerin, vücudun kaloriye doygunluk hissini körelterek fazla yemeye neden olduğunu ortaya çıkaran araştırmalar hakim tıp çevrelerinde hasıraltı edilse de biliniyor. Yine bu araştırmalardan birine göre, diyetle zayıflayıp ‘normal’ kiloyu yakalayanlarda kanser ve benzeri hastalıklara bağlı erken ölüm riski yüzde 240 artmış. Çünkü genetik şifremizin bizim için belirlediği kilodan düşük olmak, daha ağır olmaktan çok daha fazla tehlike içeriyor.

Yağlar vücuda zararlı, azaltın!

Yağlara karşı yürütülen kampanyalar, yağı bir besin maddesi olarak düşünmeyi imkansız kıldı. Böylece reyonlardaki ürünlerin ‘az yağlı’, ‘tamamen yağsız’ yeni çeşitleri çıktı. Oysa vücudun en karmaşık organı beynin yüzde 60’ı yağ ve vücudumuzdaki her bir hücrenin dışı yağ tabakasıyla örtülü. A ve E vitaminlerinin hücreye taşınıp kullanılabilmeleri de yağların varlığı ile mümkün. Bağırsakların iyi çalışması, yeterli düzeyde alınan yağlarla yapılıyor. Yağları ‘tu kaka’ eden görüşü çürüten pek çok çalışma var. Biri, Harvard Üniversitesi’nde, 40 bin hemşire üzerinde yapılan bir araştırma. Sonucu şu: Diyetlerindeki yağ oranı düşük olanlar, en çok kanser riski altında olan grup… Yağlı yiyeceklerden kaçınmak kalp ve damar hastalıklarından korunmayı garantileyemiyor. Mesela son 50 yılda yağ diyetlerinde devrim yapan ABD’de kalp ve damar hastalıkları arttı ve ilk üç ölüm nedeninden biri oldu.

Bitkisel yağı, hayvansal yağa tercih edin!

Uzmanlar hayvansal yağların kalp ve damar hastalıklarına neden olduğunu ileri sürüyor ve bitkisel yağları tüketmemizi salık veriyor. Aksini ispat eden araştırmalardan biri Prof. Dr. Mary Enig ve beslenme uzmanı Sally Fallon’un araştırması. Tereyağı, içyağı ve kuyruk yağı gibi doymuş yağların damar tıkanıklığına yol açtığının hiçbir zaman ispat edilemediğini söyleyen ikili, otopsisi yapılan tıkanık damarlardaki yağ artıklarının sadece yüzde 26’sının doymuş yağlardan, geri kalanının ise bitkisel yağlardan oluştuğunu ortaya çıkardı. Genel kanıyı çürüten bir başka örnek de, doymuş yani katı yağların en çok tüketildiği dönemlerde damar tıkanıklıklarının hemen hiç bulunmayışı... Üstelik ısıtma ve pişirme anında bitkisel yağlara göre daha geç bozulan hayvansal yağların vücutta kritik görevleri var. İşte birkaçı: Bağışıklık sistemini güçlendirir. Karaciğerin toksinlerden korunmasını sağlar. Kalsiyumun kemiklere taşınabilmesi için alınan yağların yarısının doymuş yağ olması gerekir.

Kalbiniz için kolesterolü azaltın!

Bize ‘öcü’ diye tanıtılan kolesterol, hayvansal organizmalarda önemli işlevleri yerine getiren, birçok doku hücresinde üretilen bir alkol türevi… Kolesterol konusunda en çok aldatmacaya kimi ürünlerin içerik bilgilerinde uğruyoruz. Kolesterol sadece hayvansal organizmalarda üretilir ve bitkisel besinlerde bulunmaz. O yüzden bitkisel yağ şişelerindeki ‘kolesterolsüz’ ibaresi, satışı artırmaya yönelik, gereksiz bir ibare. Şunlar da kolesterolü ‘düşman’ belleten uzmanlardan duymayacağınız bilgiler: Kolesterol, östrojen ve testosteron gibi cinsi belirleyen hormonların hammaddesidir ve vücudu strese ve kanser gibi hastalıklara karşı korur. Yağların sindirilmesini sağlayan safra tuzları kolesterolden üretilir. Anne sütü kolesterol açısından en zengin yiyeceklerden ve çocukların sinir ve beyin sistemlerinin gelişmesi için çok önemli.

Kemikleriniz için pastörize süt için!

Sütün pastörizasyonu yani ısıtılıp içindeki olası mikroplardan arındırılması, bugün uzmanlar ve çevreciler tarafından ileriye değil, geriye doğru atılmış bir adım olarak değerlendiriliyor. Sütün pastörize edilmesinin sağlığımız için değil, üreticilerin ticari kazançları için tercih edildiği belirtiliyor. Bize önerilen, kutulara saklanmış, çeşitli katkılarla doğal bozulma süreleri engellenmiş pastörize sütler, büyük üreticilerin 1,5 m eninde, 2,5 m boyundaki bölmelerde güneşsiz, kıpırdamadan duran, doğal şartlardaki ineklere göre ömrü beş kat kısalmış ve yapay besinlerle kapasitesi 20 kat artırılmış ineklerden elde ediliyor. Madalyonun diğer yüzündeki bir gerçek de şu: 100 gr inek sütünde yaklaşık 118 mg kalsiyum var. Kimi besinlerin 100 gramındaki kalsiyum miktarları ise şöyle: Bamyada 95 mg, rokada 120 mg, brokolide 130 mg, kıvırcık lahanada 187 mg, bademde 175 mg, pekmezde 684 mg, susamda 1.160 mg.

Soyalı besinleri tercih edin!

‘Ucuz protein kaynağı’, ‘sağlıklı et alternatifi’ olarak sunulan soyanın son yıllardaki büyük patlamasının arkasındaki sır, bitkinin ‘mucizevi bir keşif’ oluşu mu? Hazır gıda sektörünün gelirini artırma çabası mı var? Cevap küçük çaplı bir bir araştırma ile ortaya çıkabilir. Çünkü paketlemeye ve uzun süreli muhafazaya en elverişli yağ, soya yağı ve bitkisel yağlar içinde en büyük pazara sahip... Yaldızlı cümlelerle sunulan soya, doğada savunma sistemi en gelişmiş bitkilerden. Bu yüzden pek çok pişirme yöntemi ile içindeki anti-gıda faktörleri ve toksinler yok edilemiyor. Ayrıca soyalı gıdalar, içlerindeki ağır metaller ve hormon taklidi yapılar nedeniyle bebekler ve çocuklar için risk faktörleri taşıyor. Daha da önemlisi soya bitkisi, genetik teknolojisinin gen değiştirme işlemlerinin en sık uygulandığı üç gıdadan biri. b.eren@zaman.com.tr

Bu mitlerin arkasında gıda ve ilaç sektörü var

Modern sağlık mitleri nasıl üredi, neden onlara aksini düşünmeyecek kadar kuvvetle inanıyoruz? Beslenme konusunda yaygın kanıların aksi tespit ve önerileri ile dikkat çeken ve halen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde hizmet veren Prof. Dr. Ahmet Aydın, bunun altında büyük bir rantın olduğunu söylüyor ve şöyle diyor: “Bu gerçeği görmeden bunu anlamak mümkün değil. Alınacak tedbirleri anlatan koruyucu hekimlik para getirmiyor. Getirmediği için de araştırmalar ilaç firmalarının, gıda şirketlerinin sponsorluğunda yapılıyor. Doğru ve sağlıklı bir beslenme ile kanser riskini yüzde 50 azaltırsınız. Ama araştırmalar erken teşhis üzerine kurulu. ‘Kanser olsun, ama erkenden teşhis edelim.’ düşüncesi var. Çünkü ne kadar erken teşhis edilirse tedavi süreci o kadar uzun ve pahalı.”

Prof. Dr. Aydın, modern sağlık hurafelerinin arkasında büyük gıda şirketlerinin ve onların ‘uzman’ sözcülerinin olduğunu söylüyor. Verdiği pek çok örnek var. Sadece soya, paket süt ve yoğurt ile ilgili söylediklerini aktaralım: “Soya çok faydalı bir gıda derler, halbuki Amerika’da soya fazlası var ve onu tüketmeye çalışıyorlar. Oysa soya, azot kaynağıdır, sadece kıtlık zamanında kullanılır. Soyanın hiçbir şekilde kullanılmaması gerekir. Kutu sütlerinin sağlıklı olduğunu, üstelik uzmanlara söyletirler, tamamen sağlıksızdır. Kansere, başka şeylere de sebep olur. Hazır yoğurda bakın, iki ay kalsın ekşimez. Ekşimiyorsa içindeki faydalı mikroplar çalışmıyor demektir. Oysa o faydalı mikroplar sizi hastalıklardan korur, onlar olmadığında da hastalık yapan mikroplar onların yerine gelir.”

Beslenme konusunda ilaç gibi kitap

Sağlıklı beslenme konusunda sarsılmaz gerçek olarak algıladığımız bu yargılar, kendileri kadar yaygın olmasa da kimi araştırmalar ve çalışmalar tarafından birer balon gibi patlatılıyor. Geçtiğimiz günlerde Hayy Kitap tarafından yayınlanan bir kitap, bunun örneği. ‘Doğru Beslenmeyle İlgili Yanlış Bildiklerimiz’ adlı kitabın yazarı Serkan O. Yimsel. Yukarıda aldığımız yedi ‘modern beslenme hurafesi’nin de aralarında olduğu yaygın yargılar, çeşitli araştırmaların çarpıcı sonuçları eşliğinde ve herkesin anlayacağı bir dille çürütülüyor. Egzersiz terapisti Serkan O. Yimsel, modern tıp, gıda endüstrisi ve medyanın sistematik bir çalışma ile beslenmeyle ilgili çoğu asılsız iddiayı gerçekmiş gibi zihnimize kazıdığını ifade ediyor ve şöyle diyor: “Bu iddiaları desteklemek için ‘ısmarlanmış’ araştırmaların cımbızla ayıklanmış sonuçları kamuoyuna duyuruluyor. Bu sözde iddiaları çürüten hatta tersini ispat eden bilimsel çalışmalar ise hasıraltı ediliyor.” Yimsel, bu mitleri çürütmekle bırakmamış çalışmasını. Kitapta, ‘Seher Nine İddiaları Çürütüyor’ başlıklı bölümde, sağlıklı beslenme ve yaşama konusunda basit ama etkili tavsiyeler yer alıyor. Kitap modern tıbbın bizi yanıltan yargıları konusunda gözümüzü açarken, bu bölümüyle okurunun, ‘İyi de, ne yapalım?’ sorusuna doyurucu, yalın ve uygulanabilir cevaplar veriyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious