Muhtarlar kimlerin öleceğini biliyor!

Muhtarlar kimlerin öleceğini biliyor!.9346
  • Giriş : 25.10.2008 / 08:43:00

Prof. Dr. Ahmet Ercan, depremin iyi yanlarını görüp kötü yanlarıyla ilgili gereken önlemleri almamanın sorunun temeli olduğunu söylüyor...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Jeofizik Kurumu Derneği Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, depremin; güneşin doğması ya da kışın gelmesi gibi bir doğa olayı olduğunu unutmamak gerektiğinin altını çiziyor. Prof. Dr. Ahmet Ercan'a göre deprem bitki örtüsünü zenginleştirir, sebze ve meyve bahçelerine alan açılır ya da yeraltı kaynaklarını ortaya çıkarır. Kaplıcaların, kömür ve petrol yataklarının hep depremle oluştuğunun altını çizen Prof. Dr. Ahmet Ercan, sıkıntının depremin iyi yanlarını görüp kötü yanlarıyla ilgili gereken önlemleri almamaktan kaynaklandığını belirtiyor.

Prof. Dr. Ercan şu bilgileri verdi: “Deprem de bir bölgeden geçiyorsa o kırığın yerini belirleyip üzerini yerleşime açmayacaksınız. Eğer yapacaksan da kırığın davranışına uygun yapılaşacaksın. Bu bir kural ve dünyanın her yerinde böyle işler. Ülkenin ekonomik yapısı, siyasi ve hukuki durumu depremin etkilendiği ana olaylar. Yani deprem her zaman yoksulu vurur. 7.5 büyüklüğündeki bir depremde can kaybı olmaması için bir kişinin ulusal gelirden alması gereken payın ortalama yıllık 60 bin YTL olması gerekir. Türkiye'de en son Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı açıklamaya göre bir kişinin ortalama aylık geliri bin YTL. Demek ki depremden korunmak için aylık bin YTL yeterli değil. Bunun beş katı artması gerekir ki insanlar depremden korunabileceği konutları yapabilsin. Şimdi 2050'de beklenen kişi başına düşen gelir 2 bin YTL. ”

'HEP AHMETLER VE AYŞELER ÖLÜR'

“Bir insanın parası yoksa onun sağlam bir konutta oturması beklenemez. İşim gereği İstanbul'da dolaşıyorum. İnsanlar 'Hocam bu eve bakmana gerek yok. Biz başımıza göçeceğini biliyoruz ama ancak akşam ekmek getirmenin mücadelesini verebiliyoruz. Dolayısıyla bu bizim yazgımızsa bu evin altında ölürüz' diyor. Bu yazgıcılığı besleyen siyasi bir taban var. Bütün siyasiler tarafından Türk insanının kaderi olarak sürdürülüyor. Şimdi kötü konutta yaşayan insanın elbette ki ömrü kısa olur. Siz hiç bir depremde bir zenginin öldüğünü duydunuz mu? Bunu duymazsınız. Çünkü hep Ahmetler ya da Ayşeler ölür. Son Güngören olayında da Ayşeler ve Ahmetler öldü. Osmanlı zamanında da böyleydi. Tarihsel süreçte yoksul insana asla el verilmemiş. Burada yöneticileri seçenin de suçu var diyeceğim ama seçmek için önce eğitimli olmak gerekiyor. Eğitim yoksa iyi ya da kötüyü göremezsin. Ülkemizdeki eğitim ortalamasına baktığımız zaman daha ilkokul beşi bile bitirememiş durumda. Ayrıca kadınların yüzde 30'u halen okur-yazar değil. Erkeklerin de yüzde 5'i okuryazar değil. Dolayısıyla toplumun yüzde 35'i okuma yazma bilmiyor. Televizyon kanalları derseniz elle tutulur programlar yok. Şimdi bu insanların bilimsel verileri mi konuşmasını mı beklersin yoksa İbo'yu izlemesini mi? İzlenenler sadece içi boş programlar. ”

'İNSANLARIN deprem BİLİNCİ GELİŞTİ'

Prof. Dr. Ercan bu işin bir de siyasi boyutu olduğuna işaret ediyor ve siyasilerin yapılaşma bölgeleriyle ilgili politikalarının olması gerektiğinin önemine dikkat çekiyor: “İstanbul'a kaç kişi yerleşecek ya da hangi mahalleler yıkılıp yeni binalar yapılacak, şehir genişlemeli mi yoksa şehir içine mi toplanmalı gibi sorulara cevap verecek Ankara'dır.”

“Olayın hukuki yanı ise yine eğitim gerektiren bir durum” diyen Prof. Dr. Ercan şöyle devam etti: “Anayasamıza göre devlet vatandaşına iş verip çok iyi yaşatmak, sağlık ve yaşam sigortasını sağlamak zorunda. İnsanlar da bunun için Türkiye'de oturmayı, vergi vermeyi seçiyor. Yine bu nedenle askere gidip ülkesine hizmet ediyor. Ancak verdiğiniz hizmetler karşılığında yurttaş olarak bu hakları elde edemiyorsunuz. İnsanlar yoksulluk içinde yaşıyor ama kimseyi dava edemiyor. Bu noktada siyasiler vatandaşa karşı görevini yapmıyor demektir. Dolayısıyla olayın göbeğinde hukuki, siyasi ve ekonomik etkenler var. Bunlar çözülmediği sürece kimse deprem sorununun çözülmesini beklemesin. Bu noktadan hareketle bu zamana kadar konuşulanların hepsi ninni olmanın ötesine geçemez. deprem bilinci derseniz bu herkeste gelişti. Bilim adamları bütün bilgileri aktardı. İnsanlar depremin büyüklüğü, şiddeti veya sağlam yapıyı biliyor. Ancak bilgi yetmiyor. Para yoksa adam alim olsa ne olur? Depremlerde en çok ölümlerin yaşanıldığı ülkeler bu yüzden gelişmeyen ülkeler. Ekonomik açıdan güçlü ülkelere baktığımız zaman deprem sorunu bu kadar gündemde olmuyor. Bugün Yunanistan'da 6.5 büyüklüğündeki bir deprem sorun olmuyor ama utandırıcı olsa da Türkiye'nin doğusunda 3.8 büyüklüğündeki bir deprem can ve mal kayıplarına neden oluyor. 3.8 deprem değil depremcik.”

DEMİREL VE ERBAKAN YARIŞTI

“Eğer bir ülke iyi yönetilemiyorsa o ülkede göç olur” diyen Prof. Dr. Ercan, büyük kentlere göçün işsizlik nedeniyle 1970'li yıllarda başladığını belirtti. Prof. Dr. Ercan, günümüzde ise böylesine yoğun yaşanan göçün altyapısını kurmanın mümkün olmayacağını ifade ediyor: “Bu kadar insan kolay kolay yerleştirilerek sorunları çözülemez. Bir insanın İstanbul'a göç etmesinin ülkeye yatırım maliyeti 30 bin dolar. Burada çözüm, sanayinin ülke geneline yaygınlaşmasını sağlayarak göçün önüne geçmek. Bu konuda iktidarlar çok çaba gösterdi ama ne hikmetse bir türlü olmadı. Hatta temeller atıldı ve Demirel-Erbakan koalisyonu döneminde ülke temeli değil de Erbakan ve Demirel temeli olarak tanımlandı. Hatta iki lider arasında temel yarışı yapıldı.

İSTANBUL GENİŞLEMEK YERİNE DARALMALI

Almanya 2. Dünya Savaşı sonrası inşaat alanına yatırım yapmaya başladı. Sektör, yaklaşık 200 işkolunu hareketlendirdiği için piyasalar ciddi anlamda hareketlendi. Şimdi bizim aynı yola girmemiz gerekiyor. Bunu Başbakan Erdoğan'a da teklif ettim. Benden iki sayfalık özet istedi onu da yolladım. Şu anda bu program mümkün olduğu oranda uygulanıyor. Özellikle TOKİ yeni alanlar üretip depreme dayanıklı konutlar yapma noktasında çok başarılı projeler üretiyor. Bu noktada İstanbul daha fazla genişlememeli. Zaten yerleşmesi gereken alanın üç kat fazlasına açıldı. Oysa İstanbul, üçte birlik bir alana yerleştirilebilirdi. 1999'dan itibaren kentte yıkılmayı bekleyen binalar aynen duruyor. Bir yandan da İstanbul genişliyor. Bu benim projeme ters bir durum.”

Ahmet Ercan'a göre 2B yasası acilen çıkmalı. Çünkü o devletin elindeki arazilerin halka dağıtılması gerekiyor. “Toprakların gerçek sahibi her zaman halk olur. 'Yolsuzluk yapılacak 2B çıkmasın' mantığıyla devlet ve halk mağdur edilemez” diyen Ahmet Ercan İstanbul'da hangi mahallelerin depremde yıkılacağını bildiklerini kaydederek şöyle devam etti:

'KİMLERİN ÖLECEĞİNİ MUHTARLAR BİLİYOR'

“Bu binalarda oturan insanların adları muhtarlıklarda var. Artık İstanbul'da ipin ucu kaçtı. Şimdi Çatalca'ya yeni bir şehir kurmaya çalışıyorlar. Çözüm söylediğim gibi İstanbul'un genişlemesinde değil küçülmesinde. Genişlediği sürece insanlar su havzalarında ya da orman alanlarında yapılaşmaya gidiyor. Zaten çoğu kemirildi. Çamlıca yenile yenile tepesinde biraz ağaç kaldı. Biz gerekenleri önerdik ama artık bu konuda şunu yapalım diyemiyorum. Osmanlı bile çözümü düşünmüş ve İstanbul'a gelmeyi vizeye bağlamış. Süleymaniye'ye yemek ve yatakhane yapmış. Gelen üç gün kalıp gidiyormuş.”

İSTANBUL'UN SORUNU BEŞ YILDA BİTER

Prof. Dr. Ercan, kentsel dönüşümün çok iyi bir proje olduğu kanısında. Depreme dayanıklı yörelerde yerleşimin Bedrettin Dalan döneminde başladığını ve günümüze kadar bütün belediye başkanlarının olumlu adımlar attığını belirten Ahmet Ercan, “Belediyede yapı denetim birimleri kuruldu ve bilim adamlarından danışmanlık birimleri oluşturuldu. İstanbul'da yer sınıflandırma haritaları yapıldı ve erken uyarı düzenekleri konuldu. Bunların hepsi güzel gelişmeler” dedi. Ercan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kentsel dönüşüm, İstanbul'un daralmasıyla ilgili olarak benim projem. Bu konuda yapılan çalışmaları destekliyorum. Ancak tek sıkıntı işlerin yavaş ilerlemesi. Çok daha hızlı yapılabilirdi. Bu zamana kadar depremde yıkılacak mahalleler yıkılıp yerine yenileri yapılabilirdi. Bütün İstanbul'un çözümü yaklaşık 5 yılda biterdi. Ancak her belediye başkanının bazı öncelikleri var. Kadir Topbaş, “Benim önceliğim ulaşım” dedi. Ancak ulaşıma önem verirken depremi göz ardı etmedi. Ben belediye başkanı olsaydım ana sorunun deprem olduğunu söylerdim. Bu biraz da meslek hastalığı. Ancak deprem olduğunda yaşanan sıkıntılara bir de felaket eklenecek. İnsanların ölmemesi için yapılması gereken yatırım 5 bin dolar. Şimdi bu ayrım noktasındayız ama işi sıkı tutmuyoruz. İstanbul'un depremden kurtulması için paraya gerek yok. Şu anda kötü yapılaşmaların olduğu noktalarda arazi bedelleri çok yüksek. Buraları müteahhitlere kat karşılığı verirsek kişinin evi yıkılacak ama sağlam bir daire alacak. İstanbul'daki ortalama kat yüksekliği 2.5 ve bunu iki katına çıkardığınız zaman kaynak kendi kendine oluşuyor. Böylece aynı yere daha fazla insan yerleşecek ve sağlıklı konutlar yapılacak. Projem bunu öngörüyor” şeklinde konuştu.

Vali zemin incelemesinden ne anlar?

“İnşaat firmaları zaten sağlıklı konutlar yapmak zorunda. Ancak bunu reklamlarında öne çıkarmaları yanlış olduğu gibi söyledikleri de doğru değil” diyen Prof. Ahmet Ercan şöyle konuştu: “Bunların çoğunda geçerli yer inceleme raporları yok. Çoğu düzmece ve yakıştırma raporlar. Bir konuşmamda piyasada olan projelerin yüzde 90'ını soba tutuşturmada kullanacağımı söyledim. Çünkü bunlar ehil olmayan insanlarca yapılıyor. Ayrıca işveren ne istiyorsa rapor öyle çıkıyor. Bir gün bir müteahhit geldi ve 'Hocam biz Beylikdüzü'nde konutlar yapıyoruz. Acaba sizin danışmanlığınızda yapsak olmaz mı?' dedi. Bölgeye gittim ve temeli atılan konutların daha önce imara kapattığım heyelan alanına yapıldığını gördüm. Burada daha önce olumsuz raporu olmasına rağmen kullanılmak isteniyor. Yaptırdığı yer inceleme raporlarını getirdi. Süslenmiş ve valiliğin onayı alınmış. Vali, yer zemin incelemesinden ne anlar? İş o kadar acı ki bu tür asılsız söylemleri televizyonlarda veya gazetelerde görüyoruz. Şu anda inşaat mühendisleri, depreme dayanıklı bina yapma konusunda ders almıyor. Bütün binalar deprem olmayacakmış gibi yapılıyor. Binaların sadece yüzde 2'si depreme dayanıklı yapılıyor. Bu durum tam bir felaket. Yapı denetim firmaları derseniz onlar da sulandı, denetleyemiyor. İş sahibi ne derse o oluyor. Yoksa iş alamıyorlar. Beton örneklerini bile işveren kendisi yapıyor ve yapı denetim firmaları altına imza atıyor. Yapı denetim firmalarının aynı zamanda sigorta şirketlerinin olması gerekir ki elini taşın altına koyabilsin. Belediyeler bu işlerden elini çekmeli.”

3 bin 500 yıllık yazgı

İşi gereği Türkiye'nin her yerini dolaştığına işaret eden Prof. Dr. Ahmet Ercan, “İstanbul'dan binin trene Eskişehir'den sonra kerpiç binalar göreceksiniz. Evlerin altı taş, üstü kerpiç ve onun üzerine ağaçlar konularak çamurla kapatılmış. Şimdi bunlara Türk tipi ev diyorlar ama bunlar Hitit tipi evler. Bu tarz evler Hititlerden Türklere geçti. Bu ülkede Hititler 3 bin 500 yıl önce yaşadı. Yani bu ülkenin yazgısı 3 bin 500 yıldır değişmemiş. Ne Romalılar ne Osmanlı ne de Cumhuriyet değiştirememiş. Hatta bazı yerlerde Hitit evlerini aratan evler var” diyor.


HABER7

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*