Mumcu partisini 'o gün' meclise sokmadı! Vicdanı rahat mı?

Mumcu partisini 'o gün' meclise sokmadı! Vicdanı rahat mı?.26710
  • Giriş : 26.07.2007 / 20:28:00

Erkan Mumcu, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda verdiği kararı vicdanı ile verdiğini söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumcu, açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda verdiği kararı vicdanı ile verdiğini söyleyen Mumcu, "O gün vicdanım bana ne söylüyorsa bugün de aynısını söylüyor" dedi.

"Kararımı açıklarken , 'iki iyiden birini veya iyi- kötü arasında bir tercih yapmayacağız. İki kötüden birini seçmeye mecbur kalacağız' demiştim" diyen Mumcu, "O gün aslolanın seçimi halkın yapması olduğunu, ülkenin bu kutuplaşmaya getirilmemiş olması gerektiğini ifade ettim. Dolayısı ile bir taraftan 367 tartışmalarına ülkenin sürüklenmesi, demokrasi adına bizi üzen bir şeydi. Diğer taraftan halka söz verildiği halde ve gerçek demokrasinin ancak ve ancak cumhurbaşkanının halkın seçmesi ile mümkün olacağı durumda iktidar bundan kaçıyordu. Dolayısı ile o gün vicdanım ile verdiğim karardan müsterihim" diye konuştu.

Başkalarının aklı ile konuşan ve davranan bir insan olmadığını belirten Mumcu, "Ben kendi aklı ve vicdanı ile yaşayan bir insanım. Böyle yaşadığım için de vicdanımla müsterihim." ifadesini kullandı.

"BEN NASIL YANILDIYSAM MİLYONLARIN DA YANILMA HAKKI VAR"

Seçimlerin, milyonlarca, on milyonlarca insanın Abdullah Gül hakkında çok iyi düşünceler beslediğini ortaya koyduğunu kaydeden Mumcu, buna saygı duyduğunu belirtti.

Mumcu şöyle devam etti: "Neden saygı duyuyorum. Bir zamanlar ben de kendileri gibi düşünüyordum. Benim de kendisi hakkında çok iyi düşüncelerim, çok iyi hüsnü zannım vardı. Ama hayat, yaşadıklarım, tanıklıklarım bana gerçeğin böyle olmadığını gösterdi. Dolayısı ile ben nasıl yanıldıysam, milyonların da yanılma hakkı var. Ben buna saygı duyuyorum. Ama bir insan, milyonlarca insan hüsnü zanda bulunuyor diye kendi şahadetini göz ardı edemez. Kişi idraki ile mesuldür. Abdullah Gül hakkında veya AKP hakkında çok iyi düşünceler besleyen insanlar kendi idrakleri ile kendi kavrayışları ile kendi bilebildikleri ile sorumludurlar. Ben de kendi bildiklerim, yaşadıklarım ile sorumluyum. Dolayısı ile bir ülkenin cumhurbaşkanının kim olacağına karar vermek noktasında, adeta tek başına sorumluluğu üstlendiğimiz bir durumda yapacağımız şey seçimi halkın yapması konusundaki imkanı zorlamaktır."

Seçimi halkın yapması gerektiği konusundaki imkanı zorladığını dile getiren Mumcu, sonunda ise başarılı olduklarını vurguladı. Bugün üzerinde durulması gereken şeyin "Türk demokrasisi için gerçek kazanım olan Anayasa değişikliğinin göz ardı edilmesi hatta o Anayasa değişiklikleri paketinin çöpe atılıyor olması" olduğunu dile getiren Mumcu, "Bugün kahredici olan şey budur" dedi.

Kimin Cumhurbaşkanı olacağındansa, cumhurbaşkanının kimin tarafından seçiliyor olmasının daha önemli olduğunu söyleyen Mumcu, "Türkiye'de egemenlik kayıtsız şartsız milletin olacaksa, 367'li 330'lu çoğunluklarla Cumhurbaşkanı seçme gibi bir takım baskı ve entrikalarla, Cumhurbaşkanı seçmek yada seçtirmemek gibi olaylarla, Türk milletini karşı karşıya bıraktırmak istemiyorsak, bu Anayasayı çıkarıp seçimi halka yaptırmalıyız" diye konuştu.

"BUGÜN GÜL, YARIN DİKEN, ÖBÜR GÜN YAPRAK HİÇ FARK ETMEZ"

"Bugün Gül, yarın diken öbür gün yaprak hiç fark etmez" diyen Mumcu, önemli olanın sistemin demokratik olması ve mührün kimde bulunduğu konusunun olduğunun altını çizdi.

Mumcu, "Mühür millette olsun kim seçilirse seçilsin. Dün de bunu söyledim, bugün de bunu söylüyorum. Dolayısı ile bir vicdan muhasebesi yapması gerekenler aslında benden çok, iktidarı, egemenliği demokrasi adına millete götürme vaadinde bulunurken halkı bu inançla arkasına alırken, halkın bu beklentilerinin tam tersine koltuğu kapıp bütün vaatleri bırakanlardır." şeklinde konuştu.

"GİRMEMEMİZDEN DOLAYI TEPKİ OLUŞACAĞI DAHA ÖNCESİNDEN TESPİT ETTİĞİMİZ BİR ŞEYDİ"

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmemelerinin tepki oluşturacağını daha öncesinde yapılan iki araştırma ile tespit edildiğini ifade eden Mumcu, "Yani bu bilmediğimiz bir şey değildi. Onun için zaten -biz bugün iki iyiden birini ya da bir iyi bir kötü arasında bir seçim yapmıyoruz.- dedik." diye konuştu.

"Bir pişmanlık ifadesi duymak istiyorsanız, hayır" diyen Mumcu, şöyle devam etti: "Ben hak bildiğim şeyi, hakikat bildiğim şeyi yaptım. Vicdanıma danışarak yaptım. Kimileri gibi başkalarının aklı ile hareket etmedim. Hak ve hakikat olduğu konusunda hiç şüphe duymadığım yöntemlerle aklederek, hissederek, bu kararı verdim. Bundan dolayı pişmanlık duymam gerektiğini söyleyemem."

"AĞAR'IN ÖZÜR DİLEMEK İÇİN BİR ÇOK NEDENİ BULUNABİLİR"

Mumcu, Mehmet Ağar'ın Köşk oylamasında genel kurula girmemesiyle ilgili özür dilediğinin hatırlatılması ve kendisinin özür dileyip dilemeyeceğinin sorulması üzerine, "Mehmet Ağar'ın özür dilemek için bir çok nedeni bulunabilir. Bugün, iyi geçinmeyi mümkün kılacak çiçek göndermek için de pek çok nedeni olabilir. Benim öyle bir nedenim yok. Ben neye inanıyorsam onu söyledim, neye inandıysam onu yaptım. Bugün de neye inandıysam onu söylüyorum" dedi.

"BUGÜN YEPYENİ BİR DURUM OLUŞTU. BU SORUMLULUĞU HALK KENDİ ÜSTÜNE ALDI"

Mumcu, ortaya çıkan sonuçlardan sonra- bugün olsaydı - aynı tavrı sergileyip sergilemeyecekleri konusunda ise, seçimlerin yenilendiğine ve yepyeni bir durumun oluştuğuna dikkat çekti. Daha önce toplumun yüzde 50'sini temsil eden bir Meclis varken, bugün yüzde 90'ını temsil eden bir Meclis'in oluştuğunun altını çizen Mumcu, "Bu iki durum, yepyeni bir durum. Halkın oyuna gidilmiş bir kere. Bu sorumluluğu halk kendisi üzerine almış, üstlenmiş. Halk kendi iradesini ortaya koymuş. Tek başına bir kişinin omzuna yüklenmiş bir sorumluluk söz konusu değil. O gün benim girme kararım veya girmeme kararıma bağlıydı her şey" şeklinde konuştu.

"ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİ YAPTIK. BUNUN ÜLKE İÇİN BİR ANLAMI YOK MU?"

Anayasa değişikliğinin yapıldığını söyleyen Mumcu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'ün "cumhurbaşkanını halk seçmelidir" şeklindeki beyanatlarını anımsattı. "Beraber meydanlarda bu sözü verdik. Millet de bize güvendi oy verdi. Sonra bunu unuttular. Sonra seçemeyince tekrar hatırladılar" diyen Mumcu, destekleri ile Anayasa değişikliğinin yapıldığını aktardı.

"Bunun bir anlamı yok mu bu ülke için?" diye soran Mumcu, şöyle devam etti: "Yani Türkiye bir Anayasa değişikliğini yapmış, referandumun eşiğine kadar gelmiş ve bundan sonra on yıllar boyunca Türkiye'yi gerçek bir demokrasiye dönüştürecek bir sürecin adımını atmak için bir metre kalmış, bir adım kalmış. Şimdi buradan geri döneceğiz ve yeniden kim Cumhurbaşkanı olacak kavgasına düştük. Bu kavga bizim kavgamız değil, milletin kavgası değil. İsteyen görsün, isteyen görmesin. Bu kavga ,bu yarış Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül'ün kavgası. Onlar birbirleri ile kavga ediyorlar. Birbirinin önüne geçmeye çalışıyorlar. Burada millet nerede, halk nerede, vicdan nerede. Kolay gelsin onlara. Dolayısı ile görmek istemeyen göze göstermek, işitmek istemeyen kulağa duyurmak mümkün değildir. İşitmek istemeyenden daha sağır, görmek istemeyenden daha kör bulunmaz."

"MİLLETİMİ ÇOK SEVİYORUM ANCAK YAŞAYARAK ÖĞRENECEKTİR. SAĞLIK OLSUN"

"Olan olmuştur" ifadesini kullanan Mumcu, "Bizim milletimiz düşüncelerden öğrenen bir millet değildir. Bizim milletimiz yaşadıklarından öğrenen bir milletir. Örfi bir toplumdur. Milletimi, yurdumu çok seviyorum, insanlarımı çok seviyorum. Ancak yaşayarak öğrenecektir. Sağlık olsun." dedi.

Hükümetten halka verdiği sözde durmasını isteyen Mumcu, Türkiye'nin gerçek demokrasiye dönmesi için olmazsa olmaz ihtiyacın bu olduğunu aktardı.

Cumhurbaşkanlığının bir şahıs meselesi, bir kılık kıyafet meselesi olmadığını söyleyen Mumcu, "Türkiye'nin demokratik bir ülke olup olmayacağına ilişkin demokratik bir devlet yönetimi mi, yani otoriter devlet idaresi ile yönetilen bir toplum mu olacağız yoksa demokratik toplum idaresi ile yönetilen bir devletimiz mi olacağız. Sorun bu sorundur. Cumhurbaşkanı kim olursa olsun, bu seçim böyle yapılacaksa Türkiye otoriter devlet idaresi ile yönetilen bir halk olmaya mecbur edilmiş olacaktır. Ama seçimi halk yaparsa sistem dönüşecektir ve Türkiye demokratik toplum iradesi ile yönetilen devlete sahip olacaktır." şeklinde konuştu.

"MEHMET AĞAR KENDİNİ ACINDIRARAK KURNAZCA BİR YAKLAŞIMA GİRDİ"

Mehmet Ağar'ın DP'den istifasını samimi bulmadığını söyleyen Mumcu, "Samimi ve dürüst davranışın olağanüstü kongrenin yapılmasına kadar görevimin başında durmak ve hesabını vermek olduğunu düşünüyorum. Dolayısı ile bu gerçek manada sorumlu davranış değil. Tam tersine, sorumluluktan, hesap vermekten kaçmak ve kendini biraz da acınacak pozisyona koymak için düşünülmüş kurnazca bir yaklaşım olarak görüyorum" değerlendirmesinde bulundu.

"EVET, MUHASEBESİ YAPILMASI GEREKEN BİR DURUM VAR. BU MUHASEBE DE GENEL KURULDA YAPILACAK"

Mumcu, bu süreçte hiç istifayı düşünüp düşünmediği sorusuna da, "İstifa kaçmaktır. Ortada bu sorumluluğu üstlenecek bir başkası vardı, hazırdı da ona mı devretmedim. Benim yaptığım şey net. Evet, muhasebesi yapılması gereken bir durum vardır. Bu muhasebe de genel kurulda yapılacaktır. Bu genel kurulda yapılacak muhasebeden kim ne umar bilmem. Anlaşılan birileri bir şeyler umacaktır. Ama umanlar umduğuna mı nail olacaktır, yoksa bulduğu ile mi yetinecektir onu hep beraber göreceğiz." yanıtını verdi.

ANAVATAN -DP bütünleşme sürecinde önemli olanın oluşuma duyulan umudu besleyecek kadar güven yaratmak olduğunu vurgulayan Mumcu, "Ne yazık ki, süre içerisinde güven yaratmak yerine güvensizliği bir yöntem olarak seçenler bu projeyi milletin gözünde değersizleştirdiler. Ve sonuç ortada. İnşallah bundan sonra iyi şeyler konuşuruz, iyi şeyler olur" dedi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious