Mumcu: “Ülkeyi krizle korkutmayın”

  • Giriş : 20.11.2006 / 00:00:00

Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ülkeyi 'kriz'le korkutmak yerine cumhurbaşkanını halkın seçmesinin sağlanması gerektiğini kaydetti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul ve beraberindeki heyet, parti merkezinde Mumcu'yu ziyaret etti. Mumcu kabulde açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olma konusunda ısrar etmesi halinde ülkede ciddi sorunların yaşanabileceği uyarısı ve erken seçim talebinin hatırlatılması üzerine Mumcu, "Ne yazık ki CHP ve onun lideri Sayın Baykal Türkiye'nin gerçeklerinden çok uzaklaşmış durumda. Bütün meseleyi cumhurbaşkanlığından ve laiklikten ibaret zannediyorlar. Türkiye'de milyonlarca insanın açlıkla, sefaletle karşı karşıya kaldığı, Türk ekonomisinin bir borç batağı içinde, ülkenin siyasi iradesini de bir bağımlılık tuzağına düşürecek kadar felakete sürüklendiğini görmezden gelmektedir. Ben apaçık söylüyorum; bunun çaresi bellidir, bunun çaresi halka gitmektir. "Cumhurbaşkanı o olsun, bu olmasın, cumhurbaşkanının kılığı şu olsun, kıyafeti böyle olsun, karısının kaşı böyle olsun, kendisi gözü böyle olsun" gibi tartışmalar saçma tartışmalardır" dedi.

İKİ TURLU CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ

Anayasanın değiştirilerek, cumhurbaşkanı seçimini halkın yapmasının sağlanması gerektiğini dile getiren Mumcu, iki turlu seçim önerisinde bulundu. Mumcu, "Yapılacak şey, iki turlu bir seçimde yüzde 50'den daha fazla oy alanı cumhurbaşkanı olarak ilan etmektir. Sistemi antidemokratik arızalarından kurtarmanın ve ikide bir cumhurbaşkanlığı krizine düşmekten kurtulmanın yolu budur. Adının içinde halk ifadesini taşıyan bir partinin halka gitmekten bu kadar korkuyor olması şaşırtıcıdır. Gidersiniz halka olur biter" dedi.

Baykal'ın endişelerini de soru üzerine değerlendiren Mumcu, "Biz ülkeyi krizle korkutmak yerine, çözümle müjdelemeyi tercih ederiz. Onun için kriz çıkacak diye korkutmak yerine çözümü söylüyoruz; gelin Anayasayı değiştirelim. Yeterli çoğunluğumuz var. Bu Anayasa değişikliğiyle sandığı milletin önüne koyalım, cumhurbaşkanını halka seçtirelim. Bu kadar kolay, bu kadar rahat, bu kadar adil, bu kadar demokratik, bu kadar doğru ve bu kadar Türkiye'nin hayrına. Yani kasmayın, germeyin, Türkiye'yi sıkıntının içine sokmayın. Dediğimiz şey bu" dedi.

'HARİRİLERE YÜZDE 33 İNDİRİM, EMEKLİYE 3'TE 1 VERGİ'

Aralık ayında oluşturulacak yeni bütçeye yönelik eleştiriler getiren Mumcu, 'Türkiye'de piyasa ekonomisi diye anlatılan şeyin vahşi bir sömürge ekonomisi' olduğunu söyledi. "Bu yaşadığımız şey piyasa ekonomisi değildir" diyen Mumcu, yeni bütçeye yönelik eleştirilerin haklı olduğunu kaydetti. Mumcu, "Sonuç itibariyle toplam bütçe gelirlerinin yüzde 1'ini bile geçmeyen Kurumlar Vergisi tahsilatı, aşağı yukarı kamu dışında kalan 10-15 şirketten elde edilenden, yüzde 2'ye tekabül etmeyen vergi tahsilatı üzerinde yüzde 33'lük bir vergi indirimine gidilirken, daha net söyleyeyim, güya, sözüm ona özelleştirildiği söylenen Telekom'dan tahsil edilmesi beklenen vergi yüzde 33 oranında affedilerek, vazgeçilerek, satış fiyatı bedavaya getirilen hatta üste, cebine para koyarak kurumu vermek anlamına getirilen bir uygulama karşısında sözgelimi işçi ve memur emeklilerinin, emeklilikten sonra çalışmaları halinde, gelirlerinden kesilecek vergi gelirinin toplam ücretlerinin, ellerine geçen aylığın üçte biri oranına çıkarılıyor olmasını hangi akıl, hangi ahlak, hangi vicdan, hangi izan makul görebilir, mazur görebilir?" dedi.

Eleştirilerine Türk Telekom üzerinden devam eden Mumcu, "Hariri'lere yüzde 33 indirim yapıp, 1.5 katrilyon senedi cebine koyacaksınız, ama işçi emeklisinin, memur emeklisinin insanca yaşayabilmek için emeklilik aylığı yetmeyen. emeklilik aylığı yetmediği için çalışmaya mecbur kalan bir insanın, eline geçen aylığının üçte birini vergi olarak keseceksiniz. Bunu hangi vicdan, hangi insaf, hangi izan, hangi piyasa anlayışı makul görebilir, bunu kabul edebilir? Ama ülkede gık çıkmıyor. İşçilerin, memurların, emeklilerin sesi çıkamıyor. Ya konuşma hakları, imkanları ellerinden alınmış, ya onlara tutulan mikrofonlar kapatılmış çoktan. Peki bu ülkenin aydınlarına ne oldu? Peki bu ülkenin entelektüellerine ne oldu? AB deyince mangalda kül bırakmayan, AB taraftarı aydınlarımıza, entelektüellerimize, yazarlarımıza, iş dünyamıza ne oldu? Sömürü düzeninin imtiyazları bu düzenin ila nihayet böyle devam edeceğini zannediyorlar ve bu imtiyazlarıyla mutlu mesut yaşayabileceklerini zannediyorlar. Ama hiç kimse unutmasın zulm ile abat olanın ahiri berbat olur" dedi.

AB SOPASIYLA ADIM

Tombul'un bütçeye yönelik ortaya koyacakları tepkileri ifade ederek, destek talebi üzerine ise Mumcu, Avrupa Sosyal Şartı ile ilgili hayal kırıklığı yaşadığını da dile getirdi.

Mumcu, "Yaklaşık 1.5-2 ay kadar önce bütün sivil toplum kuruluşlarını, sendikaları, dolaşmış ve o günlerde Mecliste görüşülmekte olan Avrupa Sosyal Şartının kabul edilmesine ilişkin uluslar arası sözleşmeye çekince konulmaması yönünde "ortak eylem"e davet etmiştim. Burada Emek Platformunun, üzerine düşeni gereği gibi yerine getirmediğini ifade etmek istiyorum. Bu beni fevkalade yaralamıştır. Çünkü Türkiye'de sendikal mücadelenin, emek mücadelesinin, emeğin hakkını arama mücadelesinin en önemli ama en hayati alanlarından birisi, Avrupa Sosyal Şartının Türkiye tarafından kabul edilmesi ve üstlenilmesiyken, Avrupa Sosyal Şartını, 12 Eylül'ün anlayışına uygun bir biçimde, çekincelerle kabul edebileceğini söyleyen bir yasaya Türkiye'de hiç kimse itiraz etmemiştir. Ya da itiraz edenlerin sesi duyulmamıştır. Bu, Türkiye'nin çağdaşlaşma mücadelesinde olağanüstü bir talihsizliğe işaret eder. Türkiye geriye gitmiştir. Türkiye'de sisteme bir gerici müdahalede bulunulmuştur. Ne yazık ki bu Türkiye'yi geriye götüren adım karşısında kimsenin gıkı çıkmamıştır. Hatırlayacaksınız o günlerde bunun AB'ye üyeliğimiz bakımından sorun teşkil edeceğini, eninde sonunda AB'ye üyelik şartı olarak bunun karşımıza geleceğini söylemiştim. Ve nitekim daha bir ay geçmeden, Türkiye hakkında ilerleme raporunu yayınlayan AB, Sosyal Şarta getirdiği çekinceler yüzünden Türkiye'yle müzakerelerin askıya alınabileceğini söylemiştir. Yani anlaşılan odur ki; bizim kendi irademiz ve arzumuzla kendi insanımıza layık gördüğümüz için atmamız gereken çağdaşlaşma adımı, bize yine AB sopasıyla attırılacaktır. Bu bir medeniyet varisi olduğumuza inandığımız ulusumuz için açıkça bühtandır. Açıkça kahır vesilesidir" diye konuştu.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious