Mumcu: Zapsu kim adına konuşuyor?

  • Giriş : 21.07.2006 / 00:00:00

Anavatan lideri Erkan Mumcu, fındık politikası bulunmayan bir hükümetin, Fiskobirlik'i fındık konusunda günah keçisi ilan etmesine bir anlam veremediğini söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Usta Park Otel'de kahvaltılı basın toplantısı düzenleyen Mumcu, "Fındık, ihraç ürünü olarak en yüksek gelir getiren bir ürün şeklinde değerlendirilmek zorundadır. Konuya muhalif bir partinin genel başkanı olarak değil, konu üzerinde tam vakıf, bilgi sahibi biri olarak beni dinlerlerse kendileri için de ülke için de hayırlı olacaktır. Fiskobirlik'in istifası istenmektedir. Meselenin odağına Fisrkobirlik'i koymak doğru değildir. Arkasında kamu desteği olan fiyat yapıcı kurum olmaktan çıkmıştır. Rekoltenin 650 bin ton gerçekleştiği bir piyasada piyasayı kontrol etmek imkansız. Fiskobirlik'in günah keçisi ilan edilmesini anlamış değilim. FKB'nin hükmedebileceği belki sadece 50 bin tondur. Piyasadaki diğer yetkililerin ve sorumluların üreticinin güvenini sarstığı bellidir. Kurum ise piyasaya maalesef fiyat yapıcı gibi girmiştir. Ürünün yüksek fiyattan alınmasını sağlamıştır. Fiskobirlik'in sorumlu tutulması haksızlık olmuştur." dedi.

Fiskobirlik'in avukatlığını yapmanın kendisinin görevi olmadığını ifade eden Mumcu şöyle konuştu: "Dünya ihtiyacının yüzde 75'ini üreten bir ülke olduğumuz için söylüyorum; üreticisini korumak anlamında çalışan bir Fiskobirlik varsa, bu kurum iyi niyetle çalışıyorsa, suçlanmasına katılmıyorum. Bunun dışında yaptıkları yanlışlar olabilir, ama asıl işi fiyata ilişkin beklentileri yukarı taşımaktır ve bunu uzunca bir süre yapmıştır. 7 YTL'den 4.5 YTL'ye kadar fiyatların gezindiği bir dönemde fiyatı bu düzeyde tutan Fiskobirlik'in bu ısrarıdır. Üstelik kurum bunu hiçbir kamu kaynağından yararlanmadan, alacaklarını tahsil edemeden, bankalarla kredi ilişkilerinden birçok talihsizlik yaşayarak başarmıştır. Fiyatın 2.5 YTL'ye geri gelmesi bir aylık meseledir. Fiskobirlik bu yüzden düşman ilan edilmiştir. Fiyatı yukarıda oluşturma yönlü herhangi bir oyuncunun kalmadığı bir süreçte elbette fiyatlar aşağıya çekilmiştir. Fiyatı tek yukarı çekecek kurum kurban durumundadır, günah keçisi ilan edilmiştir. Adeta ürün uçuruma yuvarlanmıştır, yüzde 100'ün üzerinde bir gerileme söz konusu. Her şey herkesin gözü önünde oluyor. Herkes her şeyi biliyordu. Fındıkta en büyük problem, bir politikanın olmayışıdır. Türk üreticisinin çıkarlarını daha iyi koruyacak düzeyde oluşması için paravan çok. Lazım olan şey; bir politikaydı. Bunu yapacak olan da hükümettir. Kendi ürününü dünya piyasalarında ederini, fiyatını yükseltmek, bu ülkenin milli ekonomisini yükseltir. Bunu yapmakla yükümlü olan da hükümettir. Meseleyi biz kurumu özerkleştirdik, istediklerini yapsınlar diye görmek doğru değildir. Rekabet gücü en yüksek üründe böyle bir politika körlükten öteye ihanet gibidir."

Fiskobirlik'in neden suçlandığına anlam veremediğini de kaydeden Mumcu, "Doğrusu Fiskobirlik üyesi değilim ama fındığın, Türkiye'nin çıkarlarının avukatıyım. Bu üründen gelecek 2 milyar dolar olması ile 750 milyon dolar olması arasındaki fark, soframıza ekmek gelmesi -gelmemesi- farkıdır. Türkiye'nin gelirleri 1.5 milyon dolar geriledi. Avrupalı fındığımızı bedava yiyecek. Fiskobirlik burada ne etmiş de böyle olmuş, anlamadım. Eğer hükümet üreticinin arkasında duracak bir izlenim verseydi, bırakın desteği, kredi bulmayı, bu dahi yeterli olabilirdi. Tam da bu noktada kurumun 7 YTL'den fiyat oluşturma çabası ile başladığı süreçte bu destek açıklaması, desteğin kendisi gelmese bile fiyatları bu düzeyde tutardı. Fındık üreticisine ve Fiskobirlik'e husumeti varmış gibi hepsini perişan etti. Fiskobirlik bir yönetimden ibaret değil, 240 bin üyesi var. Kimdir bunlar; 240 bin kişinin ailesi. Onların da zararı var. Yönetimin bir yanlışı varsa hükümetin ve Sanayi Bakanlığı'nın yetkileri var; gereğini yapsın. Kurumun yöneticileriyle aranızda bir şey var diye milyonlarca üreticiyi, koskoca bir Türkiye'yi cezalandırmaya hakkınız yok. Hükümet kendi batırdığını kendisi çıkarmaya mecburdur. Kendi politikasızlığının bedelini çiftçiye ödetemez." ifadelerini kullandı.

Mumcu, daha bu krizler olmadan 1 yıl önce ne yapılması lazım geldiğini söylediğini hatırlattı. Mumcu, şöyle konuştu: "Ortalıkta dolaşan laflara hayret ediyorum. O kadar cahilce sözler oluyor ki... Herkesin ezberlediği birşey var; fındıkta çözüm organik tarım. Ne alakası var? O dik yamaçlarda organik tarım bu nüfusu besleyecek öyle mi, moda lafları marifet sanıyorlar. Her sene üretim fazlası varmış. 1960'tan beri bu söylenir. O zaman 60 bin ton üretiliyordu, yüksek geliyor deniyordu. Şimdi 10 katını üretiyoruz yine fazla deniyor. Önemli olan dünya üretiminin ne kadarını ürettiğinizdir. Ve fiyat konusunda tayin edici rol oynayıp oynamadığınızdır. Oynayamayan gelin, 'yerim dar ' dermiş. Yapılacak şey bellidir, hükümet tavır koyacak, dünya fındığının yüzde 75'ini üretiyorsak o zaman bunu yönlendiren kuruma destek vereceğiz diyecek. Ne yani fındık almaktan mı vazgeçeceksiniz? Koskoca şekerleme, çikolata üretimi, yüzde 5'ini bile bulmayan bir maliyet ürünü yüzünden üretimden mi kalkacak. Amerika'nın bademi varmış, kim kimi avutuyor anlamak imkansız. Gitsin alsınlar o zaman bademi, biz kendi fındığımızı kendimiz yeriz. Bütün mesele; hükümetin 100 bin tonu alıp stoklamasıdır. Gelecek yıl rekolte bilinemez. Geçen yılın stokları olağanüstü fiyatlarla satılmadı mı? 6 dolarlık ürünü 1.5 dolardan sattırmak için hükümetin yaptığı baskılar defterini açmıyoruz. Ortada bir ceset var. Bu gidişle eylül ayından itibaren ızdırap hat safhaya ulaşacak."

CÜNEYT ZAPSU KİM ADINA KONUŞUYOR ANLAMIŞ DEĞİLİM!

"Başbakan'ın danışmanı Cüneyd Zapsu fındık danışmanı mıdır, devlet adına konuşan biri midir, ne adına konuşuyor; anlamış değilim" diyen Mumcu, "Zapsu, 3 dolar fiyatın çok iyi bir fiyat olduğunu söylüyor. Kabuklu 1.5 dolar demektir. Yani 2.40 YTL eder. Tüccar kârı, nakliyesi, kaybı. İçeride fiyat 2 YTL'den oluşmalıdır diyor. Başka türlü bir izahı varsa siz yapın. İzah akılla yapılır. Aklımızı onun yerine koyalım ve yürütelim. Bakanların bu konu ile ilgili bulunduğu bir toplantıya omuzunda sırt çantasıyla gayet sivil kıyafetleriyle orta yerinden dalan Fiskobirlik başkanının da bulunduğu bir toplantıya, açıklanacak fiyata itiraz edip olmaz, biz İtalyanlar'a şu fiyattan söz verdik demesinin başka ne izahı olabilir? Bir ülkenin Başbakanı'nın Fiskobirlik başkanına, tamam hallederiz ama sen git bir Cüneyt ile görüş demesinin bir anlamı var mı, böyle bir hükümet, böyle bir adalet, böyle bir insanlık var mı? Bunları kabul mü edeceğiz. Ben sineye çeksem, fındık üreticisinin çoluğu çocuğu sineye çekecek mi?" şeklinde sordu.

"FİSKOBİRLİK'in ÖZERKLEŞMESİ YANLIŞ DEĞİLDİ"

Hükümetin, Fiskobirlik ile inatlaşmasından vazgeçmesi geriktiğini vurgulayan Mumcu, "Hükümetin fındığı kendi kaderine terk etmeyeceğiz diyen bir açıklama ile fiyatını en az 1 YTL yukarı taşır. Ben mi anlamıyorum, bunu nasıl yapamıyorlar? Fiskobirlik'in özerkleştirilmesi yanlış bir iş değil. Doğru bir iştir. Hazine adına toprak mahsulleri alımı yapan kuruluşlarla piyasaya ortak olup 100 bin ton stok yapmalarını önerdim. Kurumun özelleşmesine ben de imza attım. Ama ülkenin otomotiv ihracatına arkasını dönüyor mu bu hükümet? 7 -8 milyar dolar otomotiv ihracatı var ama sadece 800 milyon doları katma değer ediyor. Fındık böyle değil. Birkaç katı. Böyle bir üründe hükümet kazanım politikası yapmayacaksa ne yapacak? Sübvansiyondan söz etmiyorum, aktif piyasa yapıcı rolüdür. Benim özerkliğe imza attığımı hatırlıyorlar da Türkiye'ye böbürlenerek anlattıkları tüm projeler benim eserim, bunu niye söylemiyorlar? Bu arkadaşlar, Mumcu sayesinde propaganda yapıyoruz diyorlar mı? Fındık konusundaki çözüm basit. Kredi ile olmaz. Her zaman arz da bir kıtlık yaşanabileceği duygusunu vereceksiniz. Karadeniz zeki insanlardır. Cin gibidirler, hükümetin yalanlarının yemeyeceklerine inanıyorum." dedi.

PKK KONUSUNDA ADAM GİBİ BİR DURUŞ İSTİYORUZ

Son günlerde artan PKK konusuna da değinen Mumcu, "Geçen yıl genel görüşme istedik. Çözüm önerilerini Meclis'te ya da Köşk'te sunalım dedik. Her şey her ortamda konuşulmayabilir. Bizim Türkiye'nin bölücü örgüt üzerinden bir sıkıntıya uğrayacağını hatırlattığımız zaman Türkiye'de daha bombalar patlamamıştı,. Tüm uyarılar havada kaldı, mayınlar patlamaya başladı. Başbakan Türkiye'de kimlik ve kürt sorununa girdi, yangına benzin döktü. En son yapması gereken şeyi en başta yaparak tüm gücünü, tabanını yitirmiş, can çekişen PKK'ya can verdi. Kamuoyu alkışladı. Probleme barışçı bir çözüm arıyor denildi. 1 yıl daha geçti, bir şey gören var mı? Kalıcı bir adım, politika, girişim var mı? Her gün bir köyümüze, kentimize gelen şehitler var. Evlatlarımızı kaybettiğimize yanıyoruz bir taraftan, onur ve haysiyetimizi kaybetmeye yanıyoruz öte taraftan." diye konuştu.

Mumcu, hükümetin sınır ötesi operasyon yapabileceği yönünde bir uyarıda bulunduğunu, bu konuda bir kararlılık açıkladığını hatırlatarak, şöyle devam etti: "Biz de bunun arkasında durduğumuzu desteklediğimizi söylüyoruz. Ama kararlılık görmek istiyoruz. Vatandaşın gazını almaya dönük, vatandaşın nabzına göre şerbet verilmesinden bıktık. Adam gibi bir duruş istiyoruz. Gireceksek gireceğiz, girmeyeceksek girmeyeceğiz. Gireriz deyip girmezsek işte bu evlatlarımızı kaybetmekten daha acı bir şey. Çünkü burada onurumuzu kaybediyoruz. Hükümetin bunun farkında olduğunu umarım. Karşımızda kimin olduğu önemli değildir. Geri adım atabileceğimiz bir konu değildir. Ulusal güvenlik birilerinin icazeti ile korunacak birşey değildir. Benim içimi yakan bunlardır. Altın fırsat gibi 5 sene heba edildi. Terörün sindiği bir dönemdi. Güneydoğu ve Doğu'da atılacak adımlar vardı. Hiçbirini atmadılar. Sadece edebiyat yapıyorlar. Bedeli de ülke için çok ağır oluyor."

TÜRKİYE'NİN İSRAİL'E BİR ASKERİ MÜDAHALESİ OLAMAZ

İsrail'in Filistin ile Lübnan'ı işgaline de değinen Mumcu, şunları söyledi: "Türkiye'nin İsrail'e doğrudan bir askeri müdahalesi söz konusu olamaz. Ama Türkiye aralıksız ve ısrarlı bir tavır koyarak İsrail vahşetini önleyebilir. Hem Avrupa, hem ABD hem de Rusya ve Çin nezdinde girişimlerde bulunmalıdır. Şiddetin bu kadar olağanlaşması insanlığı fevkalade rencide etmektedir. Hakikaten her insan, hangi taraftan olduğu önemli değil bombalarla hayatlarını yitiren 5- 6 yaşında çocukların cesetlerini gördükçe insanlığa inancını yitiriyor. Şahsen insan olduğumdan utanıyorum. Çünkü bunu da bir insanoğlu yapıyor. İnsanın eşref-i mahluk olduğuna inanıyorum. İnsanoğlunun bu aşağıların aşağısı tutumunu görünce güç oyunlarının, terörün, şiddetin bir işkenceye dönüştüğünü görünce kendi insanlığımdan utanıyorum. Söyleyecek söz bulamıyorum. Televizyona bakamıyorum, haber seyredemiyorum. Eğer Ortadoğu'da barış sağlanamıyorsa bunda Türkiye'nin vebali vardır. Türkiye bu rolde ve donanımda değildir. Yeniden bizim büyük Türkiye için seferberlik ilan etmemiz lazım. Onun için ANAP siyaset yapıyor. Onun için varız. Hedefimiz bellidir; Bütün Türkiye, Büyük Türkiye! Bu hedefle kendi bölgesine adalet, refah, huzur götüren, emniyet sağlayan bir yoldayız."

MESUT YILMAZ, ANAVATAN'LIDIR BAŞKA YERE GİDEMEZ

Mesut Yılmaz ile Mehmet Ağar yakınlaşması yolundaki haberlere inanmadığını belirten Mumcu, "Mesut bey ANAVATAN'lıdır. Burada en üst düzey görevlerde bulunmuştur. Böyle bir şeyi hayal bile etmek imkansızdır. Benim tanıdığım Mesut Yılmaz'a böyle bir şey yakışmaz, o da böyle bir şey yapmaz. Onu yanlarında görmek isteyenler kendilerini darı ambarında görüyorlar." diye konuştu.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious