Murat Didin: Basketbol yatırımında Avrupa'nın en iyi üç ülkesinden biriyiz

Murat Didin: Basketbol yatırımında Avrupa'nın en iyi üç ülkesinden biriyiz.10551
  • Giriş : 27.07.2013 / 13:46:00

Türk basketbolun duayeni olarak kabul edilen Murat Didin, basketbol yatırımı olarak Avrupa'nın en iyi 3 ülkesinden biri olduğumuzu söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:

Büyüyen Beşik

Türk basketbolun duayeni olarak kabul edilen Murat Didin, basketbol yatırımı olarak Avrupa'nın en iyi 3 ülkesinden biri olduğumuzu söyledi.

Türk basketbolunun duayen isimlerinden ve ayrıca Duesseldorf Basketbol Takımı'nın koçu olan Murat Didin, Skytürk360'da Spor Aşkı programına konuk oldu. Murat Didin, Türk Milli Basketbol Takımı'nın antrenörünün kim olacağı, maç içinde en çok kullandığı kelime, maçta olmazsa olmazları, en belirgin kişisel özelliği, maç kazanma uğuru, Almanya'da ki lakabı, kendi sağlığı ve fiziği için neler yaptığı, en unutamadığı maç, en unutamadığı basket, en büyük hayali, en sevdiği yemeği, filmi, kitabı,müziği, en beğendiği sporcu ve antrenörün kim olduğu ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Öncelikle kendi sağlığını ve fiziğini korumak için neler yaptığın bahseden Didin, "Genelde yabancıların takımı yok. Türklerin de yok. Kaderin planında böyle bir şey yazılıymış, yazıldığı yerden devam ediyor. Aslında ben bir koşu delisiyim. Çok hoşuma gidiyor. O kadar abartmışım ki, en sonunda belimde bir kemik problemi oldu. Bir ay sonra bıçak altına yatacağım. Ondan sonra doğada spor yapmak, koşmak, yürümek hele İstanbul'da bu mevsimde hayatın en büyük zevki ve onu bitirip duş aldığında yeniden doğmuş gibi oluyorsun." dedi.

'Ailenizle spor yapmayı sever misiniz? Sizin için yaşam stili mi ?' sorusuna basketbolun duayeni Murat Didin, "Mutlaka aileler için yaşam stilidir ama bizde öyle bir şey ki eşim eski voleybol milli takımı oyuncularından. Sibel daha sonra kendini tenise vermişti ve şuan Almanya'da golf oynuyor. O bir de yarışmacı sporcu oğlumuz. Zaten takımda oynuyor. Her gün şu kadar asist yaptım falan deyince şimdi herkes gün içinde o kadar bireysel spor içindeki aileyle birlikte spor yapalım demenin imkanı yok. Tenis oynamak raketini alan herkes için artık o kadar kolay ki Türkiye'de imkanlar çok." diye cevap verdi.

Sporda olmazsa olmazlarının başında geleni de söyleyen Didin, "En önemlisi sahaya sağ ayakla girmek olduğuna inanıyorum. O gün öyle bir şey ki, bir iki kendi duanı inandığın şekilde etmek. Sahaya beyaz gömlekle çıkmak." diye konuştu. Daha sonra ise soru cevap bölümüne geçildi ve Murat Didin, kendisi hakkındaki soruları cevapladı.

Bir uğurunuz varmış nedir bu?

"Basketbol genç takımın bir maçında taraftarın oğlu sürekli bayrağı sallıyor. Maçtan sonra fotoğraf çekilelim dediler. Bir baktım çocuğun elinde Garfield var. Onu bana verdi. O Garfield 25 seneyi geçmiştir. Cepte taşımaktan kolları koptu. Bunu o günden sonra hiç cebimden çıkarmadım. En azından bana uğur getirdiğine inanıyorum."

Almanya'da yaşamak size zor gelmiyor mu? "Şimdi dünya global. Size de öyle gelmiyor mu? Ben bakıyorum İtalya'da yaşarken de aynıydı. Bana hiç yabancı gelmiyor. Duesseldorf'da bir çok arkadaş da var. Oturuyoruz, sohbet ediyoruz."

En çok Türkiye'de neyi özlüyorsun? "Güneş'i özlüyorum. Almanya'da güneş 2 gün varsa diğer günler bulutların arkasına saklanıyor. Bir de dostlarımla güzel havada dışarıda yemek yemek."

Basketbol koçu olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz? "Ben ODTÜ'de inşaat mühendisliği okudum. İnşaat mühendisliğine devam ederdim. Babam inşaat mühendisiydi. Ben de ona aşıktım."

Size koç Türko falan derler mi? "Frankfurt'ta bana baba derlerdi."

Şimdi birazcık daha modaya doğru gidelim. Modayı takip eder misiniz?

"O kadar çok yoğunluk var ki hayatta koşturacak şey şimdi mesela bakıyorum ikiniz de birbirinizden şıksınız. Mecburi güzel görünmek zorundasınız. Biz de pek böyle modayı takip edelimden ziyade neye ihtiyaç varsa bir de böyle çarşıya çıkacak zaman bulduysanız gözünüze çarpanı alıyorsun. O da modayı takip etmek değil. Moda seni takip ediyor. Yeniyorsak eğer o beyaz gömlek üstünden çıkmaz veya işte atıyorum siyah ayakkabı, siyah çorapsa o beş maça kadar hatta yenene kadar durur üstünde.
Eşim benim meraklı modaya. Oğlum Ahmet o da tabii hep İtalya, Almanya, Dusseldorf tabii moda şehri oralarda yaşamakta ondan zaten bu sorunu üstlenmiş durumdalar."

Maç içinde en çok kullandığın kelime nedir? "Let's go. Hadi çabuk çabuk çabuk yakın olabilir. Yardım et. Tek kelime yoktur ama bir çok kelime."

En belirgin kişilik özelliğiniz nedir?

"Never give up. Aslında yani asla teslim olma. En büyük özelliğim bu yani. Ne olursa olsun savaş işte o sahadaki olduğu için hayatta da aynı şekilde bağlantılı olduğuna inanıyorum ve elimden geldiğince hiç bir şeye kafayı takmadan gerilmeden şartlar ne olursa olsun savaşmak bence herkes için önemli bir özellik. Bende de gerektiği kadar olduğuna inanıyorum."

Peki en sevmediğin özelliğin ne?

"En sevmediğim özelliğim bir kere yoğun hayat temposu geç kalıyorsun. Bunu hakikaten hiç sevmiyorum. Zamanında varmaya çalışıyorum ama takımı daha iyi bir yere getirmeye çalışıyoruz. Sorumluluklarımız var. Baktığın zaman Almanya'da yaşanayan bir çok Türk var. O kulübü adım adım çok zor bir kulübü aldık. Bunları düzeltmeye çalışırken gün müthiş yoğun geçiyor. Yani her gün, her ay bir şey eklemeye çalışıyorsun. O zaman yetişemiyorsun. İşin kötü tarafı İstanbul'da bir yere geç kaldıysan bahanen hazır trafik vardı ama Düsseldorf'ta trafik de yok. Bir de Almanlar saniyesi saniyesine yaşıyor orada. Otobüs 28 saniye geç gelecektir yazıyor. Öyle bir ortamda geç kalmamak lazım. Yenmeye çalışıyorum ama çok da başarılı olduğumu söyleyemeyeceğim."

En beğendiğiniz Futbol takımı hangisi?

"En beğendiğim Futbol takımı, şimdi ben Beşiktaşlıyım ama geçen sene Galatasaray'ın Schalke'deki maçını izledim. Hakikaten çok iyi top oynuyorlardı. Bir de tabii takım yan yana sürekli Fatih hocanın düşüncelerini senelerce yakın kaldıkça daha iyi anlıyorlar. Birbirlerini daha iyi tanıyorlar. Bence Galatasaray'ın oynadığı futbolu beğeniyorum. Dışarıya biraz çıkarsak benim favorim Dortmund. Çok yakın oturuyoruz. Yani 20 -30 dakikada maçlarına gidebiliyorum Dorthmund'un. Onlar da müthiş mücadeleci. Ne olursa olsun asla vazgeçmiyorlar. Ve bir oyuncuyu transfer ediyorlar 35 milyon Euro'ya Barcelona'ya gidiyor.Başkasını mutlaka bulacaklar. İlkay en güzel örneği. İlkay'ı yetiştirdiler ki İlkay'ın ilk oynadığı önemli maçı Fatih hoca da gelmişti. O tip takımlar yani yoktan var eden takımlar benim çok daha ilgimi çekiyor."

Peki antrenörleri ekleyelim. Dünyada ki herhangi bir antrenör çok takdir ettiğin?

"Valla futbolda söyledim zaten Fatih hoca. Hakikatten Fatih hoca karizmatik. Yani inançlı birisi dediğim gibi her şeyi çok iyi biliyor, çok sağlam duruyor. Bildiği doğruda devam ediyor. Bence bu bir antrenörde olması gereken yani dik olması, savaşması anlamında demiyorum. Sadece kendine güvenmesi ve doğrularını ısrarla uygulayabilmesi açısından sağlam durmak çok önemli. Yani Fatih hocayı hakikatten ayrı bir yere koymak lazım. Yurtdışında da Fatih hocayı söyleyebiliriz aldığı başarılardan dolayı."

Peki en beğendiğiniz sporcu hangisi?

"Şimdi herkesin hayranı Kobe Bryant'dır, Michael Jordan'dır. Ama o tip özellikteki herkesin karakterinin bir olduğuna inanıyorum yani. Böyle gözlü ol, Çinli ol, Pakistanlı ol, Türk ol, zenci ol bence herkes bir. Herkes aynı babadan doğma. Onun için asla bir ayırım yapmanın imkanı yok. Fakat biz beyazız. Hakikaten Hakan müthiş bir oyuncuydu. Zamanın fundamentalı sağdan giderdi. Bugün için basketbolun olmazsa olması zeki oynamak."

Unutamadığınız basket var mı? En unutamadığınız maçı da birlikte söyleyebilirsiniz?

"Basketbol öyle bir oyun ki yani her gün böyle bir şey oluyor. Mesela Götingen ile oynuyoruz Duselldorf'ta. Son 7 saniye kala bir kenar oyunu yaptık. Kenar oyununda oyun tuttu. Bomboş şutu attık herkes baktı top giriyor mu diye. Şut kaçtı ve orada top bir oyuncunun eline düştü ve çemberi görmeden döndü attı ve girdi ki bu basketi unutmak mümkün mü. Değil ama baktığın anda mesela şeyi hatırlıyorum. Eleme grubundan final grubuna çıkmıştık Hüsnü Dürbün yapıyor. Hüsnü Dürbün'ün çok genç yılları. Rus maçı tarihimizde hiç Rus galibiyeti yok. Hüsnü bunu yaparken bir Rus onunla beraber gidiyor. Dengesi bozuldu. Öbür Rus da atışını kesmek için koşarak geliyor. İki Rus birbirine çarptı. İki Rus birbirine çarpınca ikisi de yere düştü sonra bir anda önü açıldı. İki Rus birbirine çarparsa ne olur Hüsnü'nün şutu çıkar ortaya yani Hüsnü kaldırdı attı soktu.

Maç dediğin anda Semih ve Hakan da sahada bir sürü title var. Yani unvan maçları var. Kazandığımız kupalar var. Türkiye Kupası var, Süper Lig şampiyonluğu var. O tip maçlara unvan maçları diyorsunuz. Mesela orada Cumhurbaşkanlığı Kupası oynuyordu. Zannedersem Efes Pilsen 7 kere falan yenmiş Fenerbahçe Ülker'i. Yani hiç kimsenin bir umudu yok. Biz maça gidiyoruz yöneticiler ile 21.00 uçağıyla dönecekken gece 23.30 uçağı ile dönüyoruz. Dedim ki niye 23.30'da dönüyoruz maç böyle 5'te falan. Efes Pilsen kutlayacak falan yani niye Efes Pilsen kutlayacak? Biz kutlayacağız falan derken inanıyor musun ikimiz varız böyle. İyi de bir kadromuz vardı. Niye inanmayalım ki. Ama ilk önce onlardan başlıyor iş. Dedim ki uçak saatini değiştireceksiniz. Hep beraber 21.00 uçağı ile döneceğiz. Hakikaten zar zor 21.00 biletini aldılar. Hakikaten inanamıyorum öyle bir maç oynadık ki 20'yle 30'la gitti. İbrahim oradan her tarafta 3 tane üçlük attı. Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı aldık. O kupayı bir yıl boyunca Efes Pilsen'i hiç yenemeden kazanmak Fenerbahçe Ülker için çok önemli. Kupa sonrası biz 21.00 uçağına gittik. Efes Pilsen 23.30 uçağına kaçtı. Özellikle unvan maçları unutulmaz."

Peki en etkilendiğiniz kitap?

"En etkilendiğim kitap Doctor Zhivago. Çok gençken okumuştum. O kitabı okurken ailem ile beraberim. Üniversiteye gidiyorum. Belki de lise öğrencisiyim yani o kitabı okurken karlar içerisinde yürüdüğümü zannederdim. Yıllar sonra filmi geldi. Yani 3-5 sene sonra filmi geldi. 3 saat mi sürer, 4 saat mi sürer bilmem ama hakikaten müthiş bir şey. Her türlü duyguya alıp götürüyor seni. Ben geçen sene kızımla beraber Ankara'da vaktim oldu öyle bir film satan bir yere girdim ve Dueselldorf'da girdim iki tarafta da aradım bulamadım. Bulsam kesin alacağım. İzleyeyim, sonra sana vereyim hakikaten müthiş bir film."

Dinlemekten keyif aldığınız müzik türü nedir?

"Tür olarak Türk Sanat Müziği. Herkes bizde Zeki Müren hayranıydı. Daha sonra işte onun tarzı derken Emel Sayın'ı inanılmaz beğenirdim. Bakıyorum şimdi Ebru Gündeş, o da işte Türk Sanat Müziği kurgucularından. Sonra Serdar Ortaç biraz daha popa yakın o olabilir. Kendim yalnızsam böyle maç öncesiyken deplasmanda falansam şöyle yarım saat 45 dakika klasik müzik hoşuma gidiyor. Beni dinlendiriyor."

En iyi yaptığın dans hangisi koç?

"En iyi yaptığım dans ayakta durarak alkışlamak. En büyük dans bu. Bunun adını siz koyun artık. AYAL diyelim. Ayakta alkış en güzel dans bu. Bunu müthiş uyguluyorum."

Peki en sevdiğiniz tatil şehri neresidir?

"En sevdiğim tatil şehri İstanbul onu başa koyalım. Rimini'ye ben hakikaten aşıktım. Ben 2 sene yaşadım. Ailem de çok sever. Rimini çok güzel bir şehir. Dinledirici acayip renkli bir şehir. İstanbul ve Rimini'yi çok seviyorum."

Peki 2020 yılı için yapılacak olimpiyatlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce alabilir miyiz?

"Sanki herkes baş başa gidiyor. 3 ülke de baş başa gibi dışarıdan Avrupa'dan da bakınca. Ama tabi olimpiyatları almak bir tek o gün olimpiyat günü verilecek karar değil. Yani bu bir spor kültürü. Sporun tamamen içinde olmak lazım. Her fragmanı ayriyeten içinde yaşamak lazım. Yani nasıl bir şey tesislerin olması lazım, baktığın anda bir takım mecburiyetleri var. Transferini iyi yapması lazım, ulaşımın kolay olması lazım. Bunları çağa uydurmak lazım. Bunların olması içinde ailenin içinde sporun çok gelişmesi lazım. Seyircinin destek vermesi lazım. Sporun aile içine girmesi lazım. Umarım İstanbul 2020'yi biz alırız."

Sizce Türk antrenör mü yoksa yabancı antrenör mü? Milli takımı nasıl yönetmek gerekiyor?

"Türkiye bir spor ülkesi. Biz spor ülkesi olmak için mücadele veriyoruz. Basketbol yatırımı olarak Avrupa'nın en iyi 3 ülkesinden biriyiz. Böyle bir ülkede bugün Rusya'da yatırım yok. O yüzden dışarıdan antrenör buluyorlar. İsviçre'de o kadar yatırım yapılmıyor. O yüzden dışarıdan antrenör buluyorlar. Avusturya'da Slovenleri, Slovakları falan getiriyorlar. Çünkü basketbolu izleyen seyirci yok. Polonya da aynı şekilde. Kaç tane Polonyalı hatırlıyorsun Winner. Etrafı kırmış geçirmiş bir oyuncu yok ama Türkiye'de bunların hepsi var. NBA oyuncusu da var. Modern koçlar da var Avrupa'da başarılı olanlarda var. Türkiye için herkes olabilir. İsim vermeyeceğim. İsim vermek diğerlerine haksızlık olur."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious