MURAT KEKİLLİ ÇOBAN OLMAYI DÜŞÜNÜYOR

MURAT KEKİLLİ ÇOBAN OLMAYI DÜŞÜNÜYOR.14371
29.12.2007 / 13:25:14

Bugünkü zamanda Ahir Zaman için çaldık kapısını Murat Kekilli’nin.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


MURAT KEKİLLİ HABER AKTÜEL’DE KÖŞE YAZILARI YAZIYOR!

 

“Benimle konuşur musun hemşerim” dedim. “Evet” dedi, “Konuşurum hemşerim”

Konuşur musun?” dedim; yani kaldırdım “sizi, bizi” aradan… Çıkardım sizi de, bizi de cümlelerimden; 40 yıllık hemşerime “siz mi” diyecektim yani! O da Adanalı değil miydi sanki!

Gece saatleri en makulüydü boğaza karşı buluşup oturmanın. Hem Fatih Sultan’ın suları aydınlatan ışıkları olacaktı o zaman. Benim yanımda dost Devrim, Murat’ın yanında yeğen Şahin. Çaylar en okkalısından, tatlılar en tatlısından, ışık en loşundan… Sohbet mi? Sohbet en koyusundan!

Ben Ajdar’a hayranım” dedi elindeki çuvaldızla Murat Kekilli, samimi bir dille “dağlara çıkıp çoban olacağım” dedi. Hani “Ahir Zaman 100 tane bile satmasın” diyecek kadar dürüsttü toprağım! “Parayla şarkıcı olunur” diyecek kadar yürekli!

İnternetten sevginin nasıl anlatılacağını merak ediyor… Bakalım röportaja gelen yorumlarda ne kadar aradığı sevgiyi bulacak hemşerim, görelim.

Röportaja başlamak için en mantıklısı Beşiktaş maçının bitmesini beklemek oldu. Bekledik… Hakemin Beşiktaş maçını bitiren son düdüğü bizim de ilk yarımızı başlattı aynı zamanda.

Röportaj: Muaz Kalaycı, Genel Yayın Yönetmeni

— “Bu akşam ölürüm” adlı çalışmanız bir takım eleştirilere maruz kalmıştı. Bu eleştirileri yapanların tavırlarından yola çıkarsak, sanatı insanların ölüme karşı direnişi olarak, başka bir ifadeyle ölümsüzlüğe tutkusu olarak değerlendirebilir miyiz? Yoksa sanat ölüme değil de hayata karşı bir direniş, ölüme katlanma çabası mıdır?

Çok güzel soru ya… Sade, güzel bir dil kullanılmış. Bu soruyu cevaplayabilmek için ilk önce “sanat sanat için mi, sanat toplum için mi?” kavramını açıklamamız lazım. Benim penceremde “Sanat sanat içindir!

Sanat toplum için yapılmaya başlanınca neler olur ilk önce onları anlatayım. Şu anda ki gibi olur! “Toplum bunu istiyor, e bizde böyle yapıyoruz” olur. Ama sanat sanat için olduğu zaman hiçbir kaygı gütmezsiniz. Ne ekonomik, ne sosyal, ne ticari… Hiçbir kaygı gütmezsiniz.

Evet, sanat ölüme değil de hayata karşı bir direniştir. Bende bunu düşündüm…
Ölüm kaçınılmaz son. Ama hayatı “insana verilmiş en büyük ödül” diye nitelendirdiğimizde acı gerçeklerle de böyle karşı karşıya kalıyorsunuz. İşte hayat yaşanılıyor yaşanılmasına da, nasıl yaşanılıyor o çıkıyor ortaya. Her acı durumda, her bir engel karşısında umutsuzluğa kapıldığımızda intihar söylentileri gibi bu tarz söylentiler çıkıyordu. Ki en büyük sorunun muhatabı da ben oldum o dönemde. Acılarıyla bir bütün zaten hayat… Eğer bunu kaldıramıyorsan zaten yaşamanın bir anlamı yok! Güzel her şeyi güzel olarak nitelendirdiğinde hayatın kendisinin bir anlamı olmayacak.

Sanat ölüme karşı bir direniştir zaten, kısa ve net! Ama bu insanoğlunun hayatının sonu anlamında sonuna bir direniş değil. Yani bildiğimiz bazı anlamsız ölümlerden bahsediyoruz. Mesela bıkkınlık bir ölümdür. Bıkkınlık, vazgeçmek, esaret… Bunlara direniştir sanat.

BU AKŞAM ÖLÜRÜM ŞARKIM İÇİN BOMBARDIMANA MARUZ KALDIM

Uzun ve tek bir soru değil, bu soruyla o yüzden cebelleştim. Eleştirilere maruz kaldığım şarkıydı Bu Akşam Ölürüm. Ben eleştirilere değil bombardımana maruz kaldım ciddi ciddi. Şimdi ilk geldiğim yıllarda mikrofon uzattıklarında inanın ne anlatacağımı bilmiyorum. Medyaya yabancıyım. Kitle iletişim araçlarıyla hiç işim yok. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Adamlar bırakın böyle kaliteli bir soru sormayı çok basit bir soru yöneltiyordu.

Sorulardan bir tanesini hatırlıyorum. Soruya cevap vermek istemiyorum; “niye bunu soruyorsun, ne kadar gereksiz bir soru, memlekette bu kadar sorun varken bunla mı uğraşıyorsunuz” diyorum. “Memlekette ne sorun” var diyor. Ölür müsün öldürür müsün Allah aşkına. Bunu ciddi bir haber kanalının personeli söylüyor.

— Son dönemde yapılan şarkı ve kliplerde anlık bir yaşam görüyoruz. Bu anlamda sanatçıların zamanın değerini, değersizleştirdiğini düşünüyor musunuz?

Günümüzün sanat anlayışı para kazanmak. Para kazanmak amacıyla yapılmış şeyler var.

— Örnek verebilir misiniz?

Örnek olmayanları söylesem daha çabuk sayarım aslında. Bu dediğim örneklere girmeyenler var onları sayayım: Kendi tarzımdan örnek vereyim; Feridun Düzağaç mesela… Haluk Levent… Rahmetliler var, siz onları biliyorsunuz zaten söylememe gerek yok. Ne bileyim özellikle 70’li yıllardan günümüze gelen rock soundunda yapılan şeylerin köklerinin çok sağlam olduğunu düşünürüm. Dayandığı yerlerin çok sağlam olduğunu düşünürüm. Yabancı gruplar da öyle, yerli gruplar da öyleydi. Şimdi bir laçkalık söz konusu ama gidiş bu… Yapılacak bir şey yok şu anda… Özellikle internetten sonra her şey laçkalaştı. Bizim çocukluğumuzdan itibaren şu anda televizyonda izlediğimiz her şey en çabuk nasıl üretilir, nasıl tüketilir bunun gayreti içerisinde ve insanlara bu empoze ediliyor.

— Sanat adı altında çekilen klipler yozlaştırıyor mu insanları? Anlık aşklara, anlık ayrılıklara mı özendiriyor?

Kısaca köşeyi dönmek için her şey mubah şu anda! Onlarda bunu yapıyorlar. Yani yaşam tarzını bunun üzerine kurgularsan tabi ki onlar için mubah.

HOPPİDİK HUPPİDİK ŞEYLER DİNLEMEYE BAŞLADIK

— Sanatçılar bunu yaparak sanatseverleri anlık yaşamlara mahkûm etmiyorlar mı?

Dünya’nın kültüründe bir devrim yaşanıyor, geriye dönüşüm var. İyi görünmüyor… İnsanlara iyi şeyler vermiyoruz, açıkçası şu anda o görünmüyor. Biz Fuzulileri, Nazımları, Hayyamları her şeyi bıraktık böyle başka şeyler dinliyoruz. Hoppidik huppidik, şakkıdık şukkuduk şeyler dinlemeye başladık. Ve bunun ismi nerden bakarsan bak şimdi edebiyat olarak nitelendirilmiyor belki ama şarkı olarak nitelendiriliyor neticede. Sanatın bir kolu o da… Yani müzik sanatın bir kolu… Şu anda bu revaçta, bu para kazandırıyor, en çabuk bu tüketiliyor. “Bu en popüleri, haydi bunu yapalım” diyorlar, yapıyor onlarda. Yapmayanlar ve yapanlar, bu yolda gidenler ve gitmeyenler diye ikiye ayrılıyor artık insanlar. Özellikle sanat camiası. Haklısınız, mahkûm ediyorlar yani.

— Sanatçının buna hakkı var mı?

Sanatçı diyoruz ama işte benim tıkandığım nokta o! Şimdi sanatçı mı, şarkıcı mı? Soruları cevap verirken zorlandığım kısım bu. Onu bir çıkarabilsem aradan rahatlayacağım. O taşı gediğine bir türlü oturtamıyorum.

PARAYLA ŞARKICI OLUNUR, SANATÇI OLUNMAZ

— O zaman şarkıcının buna hakkı var mı diyelim?

Aslında hiçbir organizmanın buna hakkı olduğunu düşünmüyorum. Varlıklar aslında boş yere yaratılmamış; bunların bir değeri var, bir amacı var, bir misyonu var. Geri gelelim şarkıcılara… Geçen gün sordular; “Parayla şarkıcı olunur mu?” Olunmaz dediler. Ben dedim “olunur”. Evet, “parayla şarkıcı olunur, sanatçı olunmaz” dedim. Şarkıcını buna hakkı var mı yok mu siz düşünün artık.

— Bu durum şarkıcıların zamanı ve hayatı yeteri kadar anlayamamış olmasından mı kaynaklanıyor?

Para için, paradan kaynaklanıyor. Ekonomik yani…

ŞÖHRET; BÜYÜLÜ BİR MAKAMDIR, İÇİNE DÜŞEN BİLİR

— Müzik dünyası her geçen gün cinselliği daha çok ön plana çıkarıyor. Bunun sanatı bir güç olmaktan çıkarıp sadece bir zevk unsuru haline getirdiğini düşünüyor musunuz?

Cinselliği ön plana çıkarmalarının belli başlı nedenlerinden birisini söyleyeyim mesela. Benim tahmin ettiğim kadarıyla şöhret var ya şöhret; büyülü bir makamdır. Onun içine düşen bilir. Olmazsa olmazıdır, en önemli değeridir onun… Mutluluk kaynağıdır, yaşamın ana amacıdır. Yaşamın ana amacının saf hazza ulaşmak değil de şöhrete ulaşmak olduğunu düşünen herkes için durum böyledir. Ve o kadar çok insan var ki bunu böyle düşünen… Gayet normal yani! Yaşamın amacını saptırıp buraya yönlendirirsen tabi ki cinsel öğeler ön plana çıkacaktır. Beni de yavaş yavaş uzaklaştırmaya başladılar ekranlardan. Yavaş yavaş terk-i diyar ediyorum sırf bunları görmemek için. Görülmeye değer daha güzel şeyler var, biliyorum.

SON 3 ALBÜMÜMÜ İSTANBUL’DA HAZIRLAMAYACAĞIM

— Geçen yıllarda medyada memleketiniz Adana’ya dönüşünüz yazılmıştı. Şimdi yine terk-i diyar dediniz… Ahir Zaman albümünden sonra yine mi bir dönüş söz konusu?

Dönüş var, bu defa kesin gidişe benziyor. Ben aslında 3 albüm daha çıkarıp bırakmayı düşünüyorum. Son 3 albümümü İstanbul’da hazırlamayacağım. Artık yavaş yavaş oraya taşıyacağım hayatımı. Son 3 albümü de ben vefa borcum olarak yapacağım. Benim sözüm var, kendi kitleme sözüm var. O üç albüm sözümü yerine getirmek zorundayım.

— Sanatın dışında bir uğraşınız var mı Adana’da?

Ben çoban olmak istiyorum.

— Çoban mı olacaksınız?

Evet, çoban olacağım. Eskiden astronot olmak istiyordum, daha idealist düşüncelerim vardı. Birçok insana çobanlık idealizm gibi gelmez gerçi ama… Çoban olacağım. Ama bak ben terfi edeceğim!

Bir insanın ulaşabileceği en son noktadır bu. İnsan en çok nerde düşünür? Hiç düşündünüz mü? Tuvalette düşünür. Garip değil mi? Çok pis bir yerde düşünür. Fakat insanoğlunun en büyük yeteneği nedir? Düşünmektir bence. Düşünebilme yeteneğidir, akıl yürütmektir… Bunu en güzel, en temiz nerede düşünebilirsin (tuvaletten sonra) Bence çok güzel bir yerde “dağlarda, hayvanlarla”. Çünkü onların sana sorgusu yoktur, senden bir beklentisi yoktur. Orada bol bol kendinle baş başa kalıp, istediğin her şeyi düşünüp, istediğin her yere düşlerinde, ruhunda yolculuk yapabilirsin, istediğin her şeye ulaşabilirsin, her şeyi keşfedebilirsin. Amaç mutluluğa ulaşmak değil mi? Ben orda ulaşabileceğime inanıyorum. Benim çoban olma idealimin altındaki gerçek saldırgan koyunlardan dünyayı arındırmak beklide… Ama yanlış çobanların elinde olanlar George Bush gibi saldırgan koyunlar da yetiştirebiliyorlar.

— Murat Kekilli sanat anlamında aşkına kavuştu mu? Yoksa hâla karşılıksız bir aşk mı yaşıyor?

Karşılıksız aşk yaşıyorum… “Benim aşkım ona da yetiyor bana da” derler ya, benimki öyle bir şey.

— Aşkınızı bulacağınıza inanıyor musunuz?

Kesinlikle inanıyorum ve her insan günün birinde bulacak… Her insan uzayda dolaşan yarım bir daireymiş. Eski bir Yunan filozofuna göre bunlar uzayda tek tek birbirleriyle çarpışırmış diğer dairelerle ancak nadir daireler kendi tamamlayanına çarpışır onlarla bütünleşirmiş. Ben bir süre sonra bütünleşebileceğime inanıyorum toslaya toslaya…

ÖZEL HAYATIMLA TANINMAK İSTEMİYORUM

— Magazin programlarında fazla yer almıyorsunuz. Sanatçının hayatı sizce mahremiyet midir? Magazin programlarının içeriğini değerlendirecek olursanız…

Sanatçının dünyası mahremiyettir diye bir şey yok. Bu kişisel bir tercih… İster açar ister açmaz. Ben dürüst olayım; o yönümle tanınmak istemiyorum, içimden bu gelmiyor. Gelse bende söylerim “gelin beni çekin, bende şunla çıkıyorum, hadi beni de çekin” derim ama içimden gelmiyor bunları yapmak. Doğru bulmuyorum, etik olarak.

— Eserlerinizde duygunun yanında didaktik bir söyleyişte var. Murat Kekilli sanatını kim için, ne için icra ediyor?

Dediğim gibi, sanatı sanat için yapıyorum. Çok iyi şeyler biriktirdiğimi ve bunları aktarmaya çalıştığımı söyleyemem. Elimde ne biriktirmişsem kendi yaşadıklarımı, etkilendiğim, etkileşimde bulunduğum, bulunduktan sonrada biriktirdiğim ne varsa mevcuttan hali hazırda onları sunuyorum insanlara, onları paylaşıyorum. Elimde bunlar var, malzeme bu. Son üç albümüm kaldı. Onları da tamamladıktan sonra insanlar üzerindeki misyonumu tamamladığıma inanacağım ve hızla o dediğim en uç noktadaki mesleğe gideceğim… Bir insanın gidebileceği en son nokta olduğuna ikna oldum ve ona ulaşacağım Allah nasip ederse.

— İkinci röportajınızı da dağda yaparız artık…

Son röportajımız olur o zaman zaten.

AHİR ZAMAN 100 TANE BİLE SATMASIN İSTİYORUM

— Hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sanatta da evrimlerin yaşanması doğal. Peki, Murat Kekilli sanattaki evrimin nasıl olması gerektiğini düşünüyor?

Çok hoşuma gitti bu soru da. Gerçekten çok hoşuma gitti… Daha önce gelen sorular gibi yarı geyik yarı ciddi sorular beklediğim için böyle sorular gelince birden cevap bulmakta güçlük yaşıyorum.

Evrim yaşanıyor tabi. İlk zamanlarda Eşek Gözlüm, Seni Çılgın, Bu Akşam Ölürüm gibi şarkılardan Ahir Zaman’a geçtim. Ahir Zaman son zamanı temsil ediyor, içinde bulunduğumuz durumu anlatıyor. Ben albümümde ahir zaman gibi bir cümleyi kullandım sonunda ve bu beni çok mutlu etti. Satış kaygısı gütmek istemiyorum bir yerde de. Allah rızası için yapılsın bir şey de… Allah rızası için olsun hiç satmasın, 100 tane bile satmasın, istemiyorum. Bundan sonraki albümler satacak, yine eskisine dönecek.

AHİR ZAMAN GİBİ BİR ŞARKI KİM YAPABİLİR?

Bu bir kendi kendine evrimleşme sürecinin bir parçasıydı. Belki benim bu dalda ulaşabileceğim son yerdi. Bakalım bundan sonra ne yapacağım onu düşünüyorum. Benim burada bir tayfa ulaştığımı düşünüyorum. Katman değiştirdiğim. Şimdi aşağı katmanda kalan arkadaşlara başarılar diliyorum. Bu katmanda kimse yok, yalnızlık çekiyorum. Başka bir tayftan sesleniyorum sanki. Ahir Zaman gibi bir şarkı kim yapabilir, nasıl yapar onu bilmiyorum. Cesaret de yok.

Ahir Zaman şarkısında insanlar Allah’a söz verdiler diyor. Ne zaman? Galübela’da. Sonrada sözlerinden döndüler deniliyor… Peki, biz neden söz verdik o zaman. Düşünüyoruz neden söz verdik; savaşmamak içindir. Savaşacağız, yok edeceğiz, insanları parçalayacağız diye söz vermiş olamayız. Ama ne yapıyor insanlar? Savaşıyor şu anda; hatta gözleri dönmüş. 15 bin kilometreden gelip savaşmaya yeltenebiliyoruz. Bunu yapıyor insanlar.

BENİM ŞARKILARIM 3 SENE SONRA FARK EDİLİYOR

İnsanlar öldürüyor… Mevcut doğayı katlediyor, denizleri kirlettik, ozonu deldik… Dünya’ya yapabileceğimiz bütün kötülükleri yaptık. Ben bunu işledim şarkımda. İşledim mi? İşledim. Ve bunu yaparken nerden destek aldım? Ayetlerin birisinden destek aldım. Ve nerde kullandım? Hard rock bir parçada kullandım. Türkiye’de hard rock bir parçada buna yeltenebilecek birisi var mı?

Ahir zaman çok sert bir parça. Mesela biz bunu İngilizce yorumlayalım dedik, girişinde bir şiir okuyalım dedik. Şiir İbranice olsun dedim hatta ben. Günün birinde ağzımızdan bir ayet aklımızda kalmış onu okuduk. Ama anlamını bilmiyordum tabi, okudum. Ahir zamana cuk oturdu dedik, anlamına da bakalım dedik… Anlamına baktık birebir örtüşüyor. Yani sadece savaş karşıtı bir şarkıda değil bu veya dünyadaki kötü giden şeyleri protesto eden bir şarkı da değil. Bu başka bir şey, başka bir tayftan sesleniyorum.

Benim şarkılarımın bir özelliği var. Bunu öğrenmek bana pahalıya patladı biraz ama neyse… Ben bir şarkıyı söylüyorum 3 sene bekliyor. 3 sene sonra fark ediliyor. Her albümde oldu ama bu. 2 sene 3 sene bekliyorum. Bu akşam ölürüm 1997’de çıktı 2000’de patladı. “Hatta ilk çıktığında bu ne biçim şarkı, böyle şarkı mı olur?” diye kaldırıp attılar.

AJDAR’IN HAYRANIYIM, FANATİĞİYİM. ÖLÜYORUM ONUN İÇİN

— Halk arasında sanat dünyasının medyanın kıskacında yaşadığına dair görüşler var. Gerçekten sanat dünyası medyanın kıskacında mı? Türkiye’de sanatçının ve sanatseverin ne kadar özgür olduğunu düşünüyorsunuz.

Sanat dünyası medyanın kıskacında mı önce onu bir tartışalım. Bence medya sanat dünyasının kıskacında… Yani ben tersini düşünüyorum bunun. Popüler olan bir insan medyaya istediğini yaptırabilir. Yeter ki popüler olsun. Mesela Ajdar diye bir arkadaşımız çıktı. Çıktımı çıktı arkadaş! İşte böyle bir arkadaşımız. Ki hayranıyım ben, fanatiğiyim. Ölüyorum onun için. Adam diyor ki; “Bana 20 bin dolar vermezseniz programa çıkmam” Medya da şakır şakır veriyorlar, o kadar yani. Kim, kimin kıskacında şimdi? 20 bin dolar verilmezse çıkmam diyor. Sanatçı değil bunlar kardeşim. Yok yok, onlar sanatçı, ben şarkıcıyım abi! Dünya değişebiliyormuş… Bazı şeyler değişebiliyor hayatta.

— Sanatçı özgürdür yani?

Özgür olmalı. Özgür mü, değil mi bilemem ama özgür olması gerektiğini biliyorum.

KENDİMİ DAĞLARDA MUTLU HİSSEDİYORUM

— Gerçekten kendinizle baş başa kaldığınız mekân ve kendinizi hayatın karmaşasından kurtarabildiğiniz zaman?

Bunu bilmiyorum ama çok depresif zamanlarım olabiliyor. Artık bunun yeni bir ismi de var; panik atak diyorlar. Bende ister istemez düşüyorum şehrin bunaltısına düştüğümde. Kendimi dağlarda mutlu hissediyorum. Dağlarda bir başka gözle görüyorum hayatı. Sorumluluk azaldıkça mutluluk artar.

Sakıp Sabancı kızına iki tane mektup bırakıyor. “Kızım” diyor, “Bunun birini şimdi aç, diğerini ben ölüp gömüldükten sonra” İkinci mektubu Sabancı ölünce açıyorlar. “Görüyorsun değil mi” yazmış ikinci mektubunda Sabancı “Bana bir çorap bile giydiremedin” Bu işin sonu yok anlayacağın. Sultan Süleyman’a kalmadı bu dünya. Yaşamın amacı saf hazlığa ulaşmak değil midir? Haz almak istemiyor muyuz biz? O zaman sorumlu olduğun şeylerden o kadar uzaklaşman gerekiyor. Sorumluluğunu azaltman gerekiyor. Fabrikaların oluyor, arabaların oluyor. Yatların, katların, dairelerin oluyor. Bunların sonu yok! Bir sürü insanı başına dert alıyorsun. İlgilenmek zorundasın, senin sorumluluğuna giriyor. Bana altından tepside cumhurbaşkanlığını sunacaklar, altıyla üstüyle dünyayı bağışlayacaklar almam. Ben küçük 10 kişilik bir bireyi bile yönetmekte zorluk çekiyorum. Ben kendi grubumu, yetimlerimi düşünüyorum. Sıkıntıya giriyorum.

BENİM KAPIM HERKESE AÇIK

— Kimler Murat Kekilli’nin kapısını çalıyor, Murat Kekilli kapısını kimlerin çalmasını istiyor?

Kapımı herkesin çalmasını isterim. Benim kapım herkese açık. Dağlara gittiğimde, Toroslara çekildiğimde kapımı çalmayanın zorla yolunu çeviriyorum. Bahçemden bir şey almayanın kafasını kırarım, yani mutlaka bir şey alıp öyle geçeceksin.

— Meşhur bir sanatçı olmanız memleketinizde nasıl karşılanıyor?

O artık bizden biri” diyorlar. Çok sevecenler. “Ha şu bizim Murat mı?” esprisi yapılıyor. Adana’ya bir müddet gidemediğim zaman söylentiler geliyor kulağıma. “Murat Kekilli küçükken ben ona çok tokat attım” diye takılıyorlar. “Küçük, kısa donu vardı onun. İncir satardı, süt satardı.

DÜNYAYI SONUNA HAZIRLIYORUZ GİBİ HİSSEDİYORUM

— Murat Kekilli’nin ahir zamana dair bir kaygısı var mı? İnsanlar ahir zamanı anlayabildiler mi?

Ahir zamanla alakalı benim bir kaygım yok. Ahir zaman kavramının var olduğuna inanıyorum, şuan da yaşandığına da inanıyorum. Göstergeler ahir zamanın bizzat içinde olduğumuzu gösteriyor.

Ben biraz evren bilimine meraklıyım. 500 inçlik bir teleskopum var. Merakım olduğunu belirtmek için bunu söylüyorum. Yıllarca bilim ve teknik dergisine aboneydim. Her ay evime gelirdi. Şunu biliyoruz mesela; dünya günde 17 milyon km yol kat ediyor. Zamanın hızlandığına inanıyorum. Sanki eskiyi hatırlamıyorum gibi geliyor bana. Zaman şimdi daha hızlı ilerliyormuş gibi… Dünya bir hız kazanmış gibi hissediyorum. Sanki dünya bir yere yetişmeye, bir sona yetişmeye çalışıyor da biz insanlarda dünyaya yardımcı oluyoruz. Dünyayı sonuna hazırlıyoruz gibi hissediyorum.

Tabi bu tamamen bir his. Yani içgüdülerime dayanarak söylediğim sözler bunlar. Dünyaya özellikle internetten sonra yayılan bir kötülük var. Aralarında iyi niyetlileri de var tabi. Ama ben buna inanmıyorum. İnternet bir yok oluşa hazırlanmak gibi. Sanayi devriminden sonra bu döneme gelmek kaçınılmaz da…

BİZ HER ŞEYİMİZİ KAYBEDİYORUZ

Televizyonların hep şunu al, bunu al, al hepsi senin olsun, en çok şunu tüket, sevgiler günü, anneler günü, babalar günü bunların hazırlayıcısı yani. Bizi sahip olmaya yönlendiriyorlar. Sahip olma açgözlülüğümüzü körüklüyor. Bu yönümüzü güçlü kılıyor. Yavaş yavaş aç gözlü bir yaratık olup çıkacağız. İnsanlığımızı yavaş yavaş kaybediyoruz. Biz artık yolda birisi vurulduğunda arkamızı dönüyoruz, kapkaççı birisini sürüklediğinde “aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın” deyip arkamızı dönüyoruz. Eskiden biz böyle değildik. Tarihimizde böyle şeyler yoktu. Biz her şeyimizi kaybediyoruz tarihimiz gibi.

Ahir zamanda bunun için, bir cümleden çıkarak işlenilmiş bir konuydu. Şu andaki durumu anlatıyorum ben. O yüzden diyorum ki ben bu tarafta kalamam. Çünkü artık beni yansıtmıyor bazı şeyler. Benim başka bir yerden bakmam gerekiyor. Buna ukalalık derseniz ukalalık olsun hiç fark etmez. Ama benim bu tarafta işim bitti. Buradaki arkadaşlara başarılar diliyorum. Benden yardım isteyen arkadaşlara yardım ederim, anlat derlerse anlatırım. O tarafta neler var anlatırım o zaman.

3–5 TANE KOYUN ALIP ÇIKACAĞIM DAĞLARA

Ama o tarafta hakikaten bir şeyler biriktireceğim. Buda bir cesaret işi. Ben sahip olduklarımı feda etmeye hazırlanan bir insanım şu anda. Daha fazla bir şey istemiyorum, her şeyi gördüm. Reklâmlarda yazdığı gibi “her şeyim var tek eksiğim senin vereceğin oy” değil. Ben oy da istemiyorum, ben hiçbir şey istemiyorum. Şuan sahip olduklarımı da Allah nasip ederse eşit şekilde pay edeceğim. Sopaysa sopa, asaysa asa ne gerekse ben 3- 5 tane koyunumu alıp, çadırımı açıp çıkacağım dağlara… Eski kitapları elime alıp tekrar okumak istiyorum. Fuzuli, Gazali, Nazım Hikmet… Ben tekrar yeni baştan onları gözden geçirmek istiyorum.

Günümüzün yazarlarını; Bülent Akyürek’i, Mustafa Kaya’yı da okuyacağım. Tarihimi gözden geçireceğim. Unuttuklarımı hatırlayacağım. Silinmiş benliğimi hatırlamaya çalışacağım. Yemin ederim ki yeni baştan insan olduğumu hatırlatacak bana bunlar. Yani daha çok sevmeyi öğretecek. Ne biliyim karıncaya kıyamamayı yeni baştan öğretecek, buna inanıyorum. İnandığım değerler bunlar, evet ahir zaman buydu…

— Son sorularımı biraz kişiselleştirmek istiyorum. Bu röportaj internette yayınlanacak. Ogretmenler.com gibi Türk öğretmenlerin muhakkak ziyaret ettiği bir sitede okunacak. Haberaktuel.com’da yayınlanacak… Sitelerimiz aracılığı ile röportajımızı okuyan okurlarımıza ne demek istersiniz?

Vallahi eğitim şart! Ben öğretmenlerime ne söyleyebilirim ki? Ben öğretmenlerimle öğrenmeye başladım. Tarihimizi de onlardan öğrendim. Geleceğimi de ona göre çizmeye başladım. “Nasıl olmalı, neye karar vermeliyim” onlardan aldığım eğitimle yola çıktım ben.

ÖĞRETMENLERİMİN ÜZERİNE TOZ KONDURMAM

— Hafızalarınızda iz bırakan bir öğretmen var mı?

Hafızamda yer eden çok öğretmenim var. İlkokul öğretmenlerimden bile hatırladıklarım var. Kazım öğretmen vardı, mandolin çalardı mesela… O çok güzel mandolin çalardı. Ortaokulda resim öğretmenim Ülkü Karabiber Hanım vardı. Gülderen Yalçınkaya müzik öğretmenimdi. Sosyal Bilgiler öğretmenim Mehmet ... Soyadını hatırlamıyorum. Tabi lisede çok öğretmenin vardı. Bir tanesi milletvekili oldu şu anda. Adana Milletvekili Recep Garip, şuan mecliste. Çok teşekkür ediyorum onlara. Güzel bir yön çizdiler bana. Benim dönemimdeki öğretmenlerimden ben çok memnundum. Allah razı olsun söylenecek hiçbir şey yok. Üzerine toz kondurmam onların.

İNTERNETTEN SEVGİ NASIL ANLATILIR BİLMİYORUM

— Sanırım ilk defa ulusal bir internet sitesiyle röportaj yapıyorsunuz İnternet medyasıyla ilgili düşünceniz nedir?

Evet, ilk defa bir internet medyasıyla röportaj yapıyorum. Şimdi biraz önce atıp tuttum, gayette güzel atıp tuttum. İnternete sövdüm, saydım, oh canıma değsin. Ama artık internetten iletişim kuruyoruz, o da doğru. İnternetten sevgi nasıl anlatılır bilmiyorum. Bu anlattıklarım yazıya dökülünce nasıl bir etki bırakacak insanlar üzerinde onu da bilemiyorum.

…bitti

RÖPORTAJDA EMEĞİ OLAN;

www.kekillimurat.com editörü Kubilay Özyurt’a, sorularımıza şekil veren Burhan Yemiş’e, meslektaşım Devrim Altınkurt’a, Handan Kayıkçı’ya ve Semra Şahin’e teşekkür ederiz.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious