Müslümanlar niye kıymete bindi?

Müslümanlar niye kıymete bindi?.7356
  • Giriş : 12.06.2009 / 09:13:00

Neden böyle bir açılım yapmaya ihtiyaç hissedildi? Neden şimdi? Ne değişti de 11 Eylül sonrası İslam dünyasını bir düşman gibi gören ABD, bir anda yön değiştirmeye karar verdi?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Obama'nın Kahire'de yaptığı konuşmanın ardından bolca metin çözümlemesi yapıldı. Ne dedi? Neyi derken aslında ne kastetti? Nerede dedi? Nasıl dedi? vesaire. Hoş bir tartışmaydı esasında.

Lafa 'Esselamu aleyküm' diye başlaması, Kuran-ı Kerim'den alıntılar yapması ve ABD'nin İslam ile savaş halinde olmadığını vurgulaması İslam dünyasında da sıcak rüzgarlar estirdi. Tüm bunlara Başkan'ın kişisel karizmasını ve 'Hüseyin' profilini de ekleyince ABD'nin Müslüman dünya ile olan ilişkilerinde yeni bir sayfa açmaya muktedir olabileceğini söyleyebiliriz. Kısaca 11 Eylül sonrası üretilen İslamofobik paradigmanın artık çöpe atılma zamanı geldi gibi görünüyor.

Peki, neden böyle bir açılım yapmaya ihtiyaç hissedildi? Neden şimdi? Ne değişti de 11 Eylül sonrası İslam dünyasını bir düşman gibi gören ABD, bir anda yön değiştirmeye karar verdi? ABD Başkanı, Dışişleri de dahil, tüm kadrolarıyla Müslüman dünyasına yönelik ısınma turları atmaya başladıysa bunun bir nedeni olmalı değil mi? Üstelik İslam dünyasına yönelik bu ilgisinde tek başına da değil.

Mesela Rusya Başbakanı Vladimir Putin, İslam dünyası ile yakınlaşma girişimlerine birkaç yıl önce başladı. 2005 yılında İslam Konferansı Örgütü'ne (İKÖ) katıldı ve kendisini 25 milyon Müslüman'ın yaşadığı bir ülkenin lideri olarak, İslam ailesinin bir ferdi kabul ettiğini söyledi. Putin'in 'İslam Dünyası ile Yakınlaşma' politikasının destekçilerinden olan Dışişleri Bakanı Lavrov'un geçtiğimiz yıl 'Rusya Federasyonu'nun İslam dünyasının iyi niyetli dostu olmasının yanında, onun ayrılmaz bir parçası olduğunu' deklare etmesi de çok önemli bir açılımdı.
İslam dünyası hem ABD'nin hem de Rusya'nın önümüzdeki dönemde özel ilgi alanı olacak gibi görünüyor. Peki, nasıl oldu da İslam dünyası bir anda bu denli önemli hale geldi? Bu dev ülkeler değil miydi, Çeçenistan'da, Afganistan'da, Irak'ta Müslümanlarla dövüşmeyi dış politikalarının ana ekseni haline getirip, terörizmle mücadele çerçevesine oturtan? Teröristler mi tükendi, savaşlar mı bitti? Ne oluyor bu dünya liderlerine, hepsi hak yolunda yürümeye mi karar verdi?

Kanımca bu açılımları taktik değil, stratejik açıdan ele almak gerekiyor. Yani detayda değil, özde değişimler olacağını söyleyebiliriz. Nedenlere gelince şöyle bir özetleyelim:

1- 20. yüzyılın son on yıllarında başlayan devlet aygıtıyla, devlet olmayan küresel aktörlerin mücadelesi önemli ölçüde sonuçlandı. 11 Eylül terörizmi askeri alandaki, son ekonomik kriz ise iktisadi alandaki taşları yeni baştan dağıttı, yeniden yapılanma operasyonu (ben buna küresel perestroika diyorum) tamamlandı. Uygarlıklar çatışması projesi bunun bir parçasıydı ve artık işlevi kalmadı. Yeni projelere ve yeni Huntington'lara da hazır olmak lazım. Kısaca bu aralar Müslümanlarla çatışmak out, Müslümanlaşmak in.

2- Önümüzdeki dönemde büyük, küçük tüm ülkelerin iki temel sorunu olacak; Enerji ve gıda kanallarına ulaşım. İnsanoğlu beslenen ve üreten bir yapıya sahip olduğu için bu iki konunun, diğer tüm ideolojik, ekonomik, kültürel kaygıların önüne geçerek, belirleyici nitelik kazanacağı söylenebilir. Dünyanın en büyük petrol rezervleri Müslüman coğrafyalarda bulunuyor. BP istatistiklerine göre Suudi Arabistan'ın 36.3 milyar, İran'ın 19 milyar, Irak'ın 15.5 milyar, Kuveyt'in 14 milyar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin 13 milyar ton kanıtlanmış petrol rezervi var. Bu potansiyel yalnızca ihtiyaç sahipleri tarafından kullanılmıyor. Aynı zamanda ihtiyaç sahiplerini kontrol altında tutmak isteyenler açısından da hayati bir işlevi var bu potansiyelin.

3- İslam ülkeleri yalnızca enerji kaynaklarının değil, potansiyel tahıl kuşağının da merkezinde yer alıyorlar. Önümüzdeki dönemde yalnızca Ortadoğu ve Asya'daki Müslüman ülkelerle değil, aynı zamanda Afrika'nın tarım potansiyeli yüksek ülkeleri ile de ilişkiler kurmak son derece moda olacak. Bugün çok da göze görünmeyen Sudan, Mısır, Nijerya gibi Müslüman nüfusun yoğunlukta olduğu ülkelerdeki potansiyelin kullanımı çok önemli. Tarımsal yatırımlar yine dışarıdan gelse de, verimliliğin artırılması, tarımda endüstriyelleşme, çeşitlilik, tarımsal pazarlama ve hatta markalaşma gibi gelişimlerle bu ülkelerin refah seviyelerinde sıçrama görülmesi beklenebilir.

4- ABD, Rusya ve hatta Çin'in Müslüman dünyasına yönelik bu stratejik yaklaşımı henüz Avrupa'ya yansımış değil. (İngiltere kendi tarihsel politikaları bağlamında AB'den ayrı tutulabilir.) Onlar Müslümanların geriliği, demokratik kültürden uzaklığı, kadın hakları, karikatür krizleri gibi konularla ilgilenip, Türkofobia psikolojisi ile yana dursunlar, atı alan Üsküdar'ı geçiyor. Sarkozy'nin boyu, Berlusconi'nin çapkınlığı, Merkel'in kiloları derken, dünyanın yeniden tasarlandığını fark edemez durumdalar. Geçmiş olsun diyoruz.

5- Türkiye sadece enerji transit ülkesi değil, orta vadede arzcısı olabilecek durumda. Bu anlamda Türkiye'yi yalnızca kendisi olarak değil, doğal uzantısı olan Kuzey Irak ile birlikte değerlendirmek çok daha doğru olacaktır. Aynı alan tarım potansiyeli olarak da müthiş bir depodur ve dünya çapında arzcı niteliği vardır. Bu bakımdan Türkiye ve Kürtler mutlaka barışçıl ve akılcı bir uzlaşma politikası geliştirmeli ve yeni dünyanın tasarımcıları arasına birlikte katılmalıdırlar.

AKŞAM

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*