Mustafa Denizli: Türk futbolcusunun tekniği sıfır

Mustafa Denizli: Türk futbolcusunun tekniği sıfır.12653
  • Giriş : 07.03.2008 / 13:45:00

Mustafa Denizli, Türk futbolu ile ilgili önemli açıklamlar yaparken geçmişteki bazı iddialara da cevap verdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Mustafa Denizli, bu yıl takım çalıştırmıyor. Milliyet Gazetesi'nde spor yazarlığı yapıyor. Doğrusu, teknik adamlığı ve futbolculuğu gibi yazarlığı da dikkat çekici. Bu sebeple söze yazarlıktan girip, Milli Takım, Türk futbolu, İran ve Altaylı 'Büyük Mustafa'ya kadar uzandık.

Milliyet Gazetesi'nde spor yazarlığı yapıyorsunuz. Bu, size yetiyor mu?

En azından bir meşgale. İnsanlara değişik bir pencereden yorumlar yapabilmek istiyorum.

Teknik adamlık defterini ne zaman kapatacaksınız?

Üç dört yıl daha teknik adamlık yapıp belki ondan sonra sürekli yazarlık ve televizyon yorumculuğunu düşünebilirim.

En çok neyi önceleyerek yazıyorsunuz?

Ben sadece ve sadece gördüğüm 90 dakikanın analizini yaparım. Bir takımın iyi ya da kötü oynaması o takımın başındaki teknik adamın iyi veya kötü olduğu manasına gelmez.

Türkiye Ligi'ndeki kalite çıtası Milli Takım'a nasıl yansıyor?

Türkiye bunu iyi dinlesin. Bugün Türkiye Ligi, 98'le 2002 arasında oynanan futbolun 5 gömlek altında. Arada kötüye giden bir fark var. Bugün hangi maçtan çıkarken insanlar 'helal olsun, Futbol seyrettim' diyebiliyor?

Fatih Terim'in kadroya almadığı hangi oyuncuları A Milli Takım'da görmek isterdiniz?

Bir tanesi öyle veya böyle girdi; Gökhan Gönül. Mesela İbrahim Toraman, Milli Takım'da yer alabilecek bir oyuncu. Ben Milli Takım'ı seçerken uluslararası çizgiye dikkat ederdim. Bir, kalite olarak; iki, fizik kapasite olarak.

Fizikî kapasite anlamında Türk futbolcusunun yetersizliği söz konusu mu?

Bunu yıllardır millet ya anlamıyor, ya görmek istemiyor ya da konduramıyor. Türk futbolcusu fizik kapasitesiyle ayakta duruyor. Teknik kapasitesi Avrupa'nın üçüncü sınıfıdır Türkiye'nin. Altında yer yok. Onun için üçüncü sınıf diyorum.

Oysa hep teknik kapasitemizle övünürüz. Bu, bir aldatmaca mı?

Söz konusu değil. Siz Türkiye'de topu aldığı zaman vücudu relaks olan, rahatlayan futbolcu görüyor musunuz? Topla devamlı didişen, gergin, onu üç defa kontrol etmeden ayağından çıkaramayan oyuncularla dolu sahalar. Topu ne kadar az seversen, top seni o kadar çok sever. Türkiye'de tek pas organizasyonu görebiliyor musunuz? Milli Takım futbolcuları bile top geldiği zaman kendi yörüngesi etrafında bir dönüyor. Her futbolcu top kullanırken üç saniye çalıyor.

Siz geldiniz, sonra Fatih Terim geldi. Şenol hoca Milli Takım'ı dünya üçüncüsü yaptı; ama marka değeri anlamında neden ikinci bir Denizli ve Terim gelmiyor?

Gelse görülür. Son derece yetenekli antrenörlerimiz var. Bugün genç antrenörler belki bizden çok daha başarılı. Şimdi bir Ertuğrul var. Ertuğrul'un misyonu çok önemli. O başarılı olursa genç antrenörler bizim çizgimizde yarışma şansı bulacak. Ben G.Saray'da başarılı olamasaydım, belki Fatih Terim G.Saray'ın başına gelemeyecekti.

Yani Ertuğrul hocanın başarısının yeni Denizli ve Terim'lere kapı açacağını mı söylemek istiyorsunuz?

En azından büyük kulüplerin başındakilerin bakış açısı değişir. F.Bahçe bana ödediği para ile dünyanın her antrenörünü getirme şansına sahipti. O zaman kendi içimde ne kadar değerli olduğumu hissetmiştim.

Bazı köşe yazılarınızda hakemleri eleştiriyorsunuz. Türk hakemliği neden belini doğrultamıyor?

Bir hakem çıkıp 'ben kimseyi iplemiyorum, kimsenin baskısı altında kalmadan maç yönetiyorum' diyemiyor. Hakemler yıllardır oyunda var olduklarını göstermek için olur olmaz düdüklerle oyunu öldürüyor. Aynı hareketlerin olduğu bir İngiltere ligi maçı olsun, bir de Türkiye ligi maçı olsun. Türkiye'de 130 düdük çalınıyorsa, İngiltere'de 30 düdük çalınmıyor.

Sizin döneminizde F.Bahçe, Şampiyonlar Ligi'ne puan alamadan veda etti. Şimdi Zico yönetiminde çeyrek finale yükseldi. O günden bugüne ne değişti?

O süreçle bu süreç arasında çok önemli bir fark yok. F.Bahçe'nin şampiyon olarak Şampiyonlar Ligi'ne kalması dahi başarıydı. Gruptaki rakiplerimizden Leverkusen final oynadı, Barcelona yarı finalde kaybetti. Diğer rakibimiz Lyon'du. Bugün F.Bahçe, Şampiyonlar Ligi'nde olağanüstü başarılıdır. Ama Futbol olarak o maçların ne kadar üzerindedir?

F.Bahçe'yi şampiyon yapan ilk yerli hoca olduğunuz halde sonraki sezon yönetim kurulu üyelerinin tamamının oyuyla gönderildiniz. Neydi sizi bu kadar istenmeyen adam haline getiren?

(Gülüyor) O doğru değil...

Nasıl yani, oylamada 22'ye 22 oyla işinize son verildiği doğru değil mi?

Esasında öyle olması lazım. İnsanlar kararlarını ortak vermeliler. Ben F.Bahçe'de devam etmek istesem devam ederdim. Bunu dünya alem bilsin. Evime gelen aracıların bana getirdiği teklifleri kabul etseydim devam ederdim.

Başkan Aziz Yıldırım devam etmenizi istiyor muydu?

Aziz Yıldırım'ın kesin bir tavrı yoktu. O gün evime gelen insanlar hayatta.

Kimdi onlar?

Sizin dünyadan, medya dünyasından. Saat ikilere kadar evimde, burada oturuldu. Ama tekliflerini kabul etmedim.

İyi antrenman yaptırmadığınız yönünde yaygın bir kanaat var. Bu konudaki eleştirilere ne diyorsunuz?

Olur mu öyle şey? Birincisi futbolcu iken normal çalışmaların dışında özel çalışma yapan biriydim. Antrenörlerin çoğu 'takımını bayılttı, süründürdü' yazılarından çok etkilenirler. O aslında takımı süründürmek değildir, kendini süründürmektir. Benim başında olduğum hiçbir takım rakiplerine fizik olarak boyun eğmemiştir. Şampiyon olan takımlara bakarlarsa oyunun son 20 dakikasında müthiş bir koparma vardır. O neden çıkmıştır söyleyeyim. Ben takıma aktif dinlenme antrenmanları yaptırırım. Bunu görenler, hiçbir şey yapmadılar sanıyor.

Dünya Kupası elemelerindeki Belçika maçından sonra Amigo Orhan size kafa attı. Ancak hiçbir tepki vermediniz...

Ben son derece asabiyimdir. O amigo kime saldırdı? Milli Takım teknik direktörüne. O amigo şimdi yolda bana gelsin saldırsın, bak ne olur.

Ali Şen'in açık çeki Altay taraftarına takıldı

Koyu bir Beşiktaşlı olduğunuzu biliyoruz. Hatta bu yüzden Altay'da oynarken Ali Şen'in açık çek teklifini kabul etmediğiniz söylenir.

F.Bahçe'ye beni Altay taraftarı göndermedi. Gideceğimi duyan taraftarlar 300 araba ile evimin bulunduğu yeri kapattı. Ağladılar, bırakma bizi diye. F.Bahçe'ye gitsem bir ev alacaktım. O gün Altay taraftarı ve kulüp bir araya gelerek o evi aldı.

Beşiktaş'ta oynamak içinizde ukde miydi?

Kısmet olmadı, 1974 yılında neredeyse imzalama aşamasına geldik, olmadı. Altay'ı da çok seviyordum.

Peki bu sezon teknik direktörlük için Beşiktaş yönetiminden teklif aldınız mı?

Hayır, resmi bir temas olmadı. Ben Beşiktaş kulüp başkanları ile iki defa görüştüm. Bunların biri Süleyman Seba'dır, biri de Serdar Bilgili. Onun dışında bazı yöneticilerle görüştüm; ama ben gittiğim kulüplere başkanlarla görüşerek giderim.

'Başörtülüler İran'a gitsin' diye bir açıklama yapmadım!

İran'da iki yıl Pas takımını, bir yıl da Perspolis takımını çalıştırdınız. İran'da çalışmaya sizi ikna eden sebep neydi?

İran'la ilgili olumlu düşüncelerim yoktu. Hiç tanımıyordum. Sadece merak ettiğim bir şey vardı: Pers kültürü. Oraya, kalmak için gitmedim. İcabet etmek için gittim. Gittiğimde karşılaştığım tablo beni etkiledi. Davranışları, samimiyetleri, kibarlıkları olumlu etkiledi. Tahran, kafamdaki şehir olgusunun çok dışında bir görüntüde karşıma çıktı.

Geçmişte "Başörtülüler İran'a gitsin" diye bir açıklamanız olmuş muydu?

Hayır olmadı. O daha değişik bir şeydi. Ben başörtülülere bir şey diyebilir miyim? Benim annem var başta. Ben gençlerin birbirlerine düşürülmesine tepki göstermiştim.

İlk eşiniz Jülyet'i ailesi size vermek istemiyor. Bu yüzden İsrail'e kaçırıyor. Ve siz oraya gidip ailesini ikna ediyorsunuz. Neydi sizi oralara kadar sürükleyen!?.

Ne olabilir ki? İnsanlar zorluklarla mücadele ede ede sonuca gider. Yalnız eşim Yahudi değil, Musevi Türk'üydü.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious