Mustafa Kemal Atatürk yaşasaydı ne söylerdi?

Mustafa Kemal Atatürk yaşasaydı ne söylerdi?.10137
  • Giriş : 15.06.2008 / 09:07:00
  • Güncelleme : 15.06.2008 / 09:23:11

Perihan Mağden deyince kafalar karışıyor. Bizim kafamızı karıştıran şey, belki de onun kafa karışıklığı; ya da kendi itirafıyla öfkesi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Psikoloji eğitimi aldığı için ‘içeriden’ sorgulamaya çalışıyor.

Kendi çözümlemelerini yaparken, okuyucunun ‘over reading’ (öte okuma) sapağına girdiğinin o da farkında. Bu ‘üst anlam’ Perihan Mağden’i bir sarkaca taşıyor; çok sevilen ya da nefret edilen kadın... O ise bunların hiç umurunda olmadığını söylüyor, “Demokrat olmayan arkadaş istemiyorum.” cümlesiyle. Bu yüzden çevresi daralmış. Ancak aşılmayı bekleyen asıl sorunlar var. Bunlardan en önde gelenleri Kemalizm’in bir din haline gelmesi ve herkes için demokrasinin yerleşmesi... “Atatürk yaşasaydı sözlerinin miadının dolduğunu kendisi söyleyecekti.” diyen Mağden’e göre, bu eskiyen söylemi sahiplenen geniş bir kitle var. Bu kitle içinde, Kemalizm için bindiği dalı kesecek kapitalistler de var. Hatta bu kapitalistler, darbe psikolojisine teslim olmuş durumda. Kendisini korkutanın ‘kökten dinciler değil, kökten devletçiler’ olduğunu söyleyen Perihan Mağden, psikologluğunun ötesine geçip sosyolojinin sularına dalıyor: “Queen Elizabeth’i, Hayrünnisa Hanım’ın karşılaması, morallerini fena halde bozuyor!”

AK Parti, topyekûn demokrasi mücadelesine girişseydi, 5-10 Aydın ancak peşinden gelirdi

Yazılarından zor bir kadın görünüyor olabilir. Röportaja başlamadan Sokrates’in ‘at sineği’ metaforuyla, kendi muhalifliğini aynı düzleme koyunca, “Bu kadar kötü bir benzetme ile başlamak zorunda mıyız?” itirazı yükseldi. Hatta ‘Ayşe Arman kolaycılığı’ hükmünü koydu. ‘Arka cümleler’den sonra niyetler belli oldu ve anlaştık. Söyleyecek ‘çok’ ve ‘şok’ sözleri olan; ama ancak kendisini anlama çabası içinde olanlarla bunları paylaşacak bir Perihan Mağden gerçeği var. Bireyselleşmenin sıkı savunucusu; ama anne olduktan sonra muhafazakârlaşan... Demokrasi ısrarı yüzünden; arkadaş çevresini daraltmak zorunda kalan...

Perihan Mağden, ‘yazılarından öte’ biri mi?

‘Over reading’ (öte okuma) yapıyorlar diyelim. Ama yazılarım bana ait. Bekir Coşkun değilsen ve beş kelime ile ha bire aynı şeyleri yazmıyorsan, daha öfkeye temayüllü bir insansan, yazdıkların tepki de doğuracaktır. Atatürk ile ilgili “Başta bütün dünyanın taptığı başkomutan” diye bir yazı yazmıştım. O kadar çok kargaşa koptu ki! O reaksiyonu görünce, “Ayrı dünyaların insanlarıyız.” oluyorsun. Sonuç olarak, herhalde ben kendimi korumak için mesafeyi o kadar artırdım ve duvar ördüm.

O duvarın delindiği anlar da oluyor. Cumhurbaşkanlığı resepsiyonunda o zamanın Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Büyükanıt ile bir araya gelmeniz mesela...

O zaman bu kadar tescilli bir askeriye eleştiricisi değildim. Farkındaydı, yazılarımı okuyordu. “Sizi okuyoruz, izliyoruz:” demişti.

”Biz, sizi izliyoruz.” cümlesinden ne çıkardınız? Mesela dinlendiğiniz aklınıza geldi mi?

Ben zaten yıllardır dinlendiğimi düşünüyorum. Gökkafes yazılarım yüzünden beni Mustafa Süzer dinletti. O zaman Senkron TV’nin sahibi Levent Altınay, beni ve Mimarlar Odası başkanını dinletmekten DGM’lik olmuştu. Organize Suçlar’a gittiğimde öğrendim. Yalnızca dinletmemişler; TV’den fotoğrafımı da çektirip takip etmişler uzun süre. Özel birtakım güçlere karşı çıkıyorsunuz diye, dinletilmek o kadar korkunç bir şey ki!

Vicdani ret çağrınız sonrası çıktığınız mahkemeleri de göz önüne alırsak; hedef haline gelmek sizi nasıl etkiledi?

O zaman çok sarsıldım. Çünkü benim mahkememi basacaklarını düşünmüyordum. Orhan Pamuk, Elif Şafak ve Hrant Dink’in mahkemesi basılmıştı. Şimdi Ergenekon’dan içeride yatanların örgütledikleri sözüm ona şehit annelerinin protestolarına maruz kaldıktan sonra “Ne kadar korkunç bir yerde yaşıyorum.” diye düşündüm. Korktum; ama o kadar değil. Onurum kırıldı. Ülkemdeki sağduyuya ve hakseverliğe inancım sarsıldı. Kimsenin çocuğunun şehit düşmemesini istiyorsun. Vicdani ret, dünyanın her yerinde var. Bu o kadar basit bir hak ki! Onlar ‘fictive’ (kurgu) insanlardı. Oktay Yıldırım, Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenerol hep mahkememe gelmişlerdi. Şimdi içerideler.

Bülent Ersoy’un çağrısı da bu yönde çok tepki aldı. Burada söylemin sahibi de bir mağduriyet yaşıyor mu? Ağızdan çıkanın, başka adreslere gitmesi nedeniyle...

Geçenlerde de yazdım; Kürtlerin de militarizm ile ciddi sorunları var. Yoksa Kürtler, bir vicdani ret hareketi başlatmayı düşünmüyorlar. Bülent Ersoy’un söyledikleri, o kadar çok insanın hissiyatı ki! Birileri çocuklarını Güneydoğu’ya yolluyor mu? Herkes çocuğunu bir şekilde korumaya alıyor. Bunu konuştu diye, alaturka bir şarkıcının 318’den yargılanıyor olması bir skandal. İfade özgürlüğünden başı belaya giren Tayyip Erdoğan, beş buçuk yıllık iktidarında bu konuda hiçbir şey yapmadı. Ve şimdi o yargı, kapatılma davasında karşısına bir heyula olarak çıktı. Keşke birtakım şeyleri yapmaya cesaret edebilselerdi... Görmeyi çok istiyordum; ama göremedik.

İktidar olup da muktedir mi olamadılar?

Oldurulmadılar da... 5 buçuk yılda bu adamların şeriat getireceğini söylediler; ne oldu? Zurnanın zırt dediği yer, görünürde başörtüsü yasasıydı. Ama uzak tehlike, Anayasa’yı değiştirme arzuları. Bizim 12 Eylül’den miras, korkunç bir anayasamız var. Çok büyük konsensüsle bile değiştirme çabalarını rejim kabul etmedi. Çünkü onların varlıklarının, derebeyliklerinin garantörü 12 Eylül Anayasası. Şifre şu: Bizim kadro elden gidiyor. Paniğe kapıldılar ve şimdi yargıdan darbeyle karşı karşıyayız. Zaman’da yer aldı, İsveç Ankara Büyükelçisi diyor ki, “TÜSİAD’lılar kapatma için kulis yapıyorlar.” Bundan dehşet verici bir şey olabilir mi? Türk kapitalistleri gerçekten kapitalist olsa, demokrasi ister. Kapitalizmi yaratan Kemalist rejimdi. Tek tek servetleri, kurayla verdi ailelere. O yüzden şimdi kura ile gelmiş paralarının gitmesinden korkuyorlar, Avrupa’ya entegre olmamız halinde.

Bahsettiğiniz kapitalistlerin statükoyla eklemlenmesi pragmatik nedenlere mi dayanıyor?

İdeolojik de... Faydacı olsa, AB’nin içinde yer almak da ister. AK Parti iktidarında, şirketleri hiçbir zaman varamayacakları değerlere ulaştı. İstikrar pahasına kapatma davasını destekleyen kapitalistler hem gerçek kapitalist değiller, hem de inayet olarak servet vermesi nedeniyle, devleti koruma içgüdüsüyle hareket ediyorlar. Kendi bindikleri dalı bile kesebilirler, Kemalizm dini için. Kökten dincilerden korkuyorlar; ama kökten devletçi onlar. Ben de onlardan korkuyorum.

Bindikleri dalı kesmelerinin nedeni, devletin daha büyük bir dal mı bahşetmesi?

Ya da başka dallar çıkıyor ve o başka dallarda ‘Anadolu Kaplanları’ zirveye çıkıyor. Bu da çok büyük korku yaratıyor. Eskiden globalleşme bu kadar ileri değildi. Şimdi ekonomik olarak seni kesip atarsa dünya, çok büyük bir risk. Onun için hayalini kurdukları askerî darbeyi gerçekleştiremiyorlar. Ekonomik güvencesi de yok artık, darbe yapıp vole vurmanın. AB sizi keser, atar. Bu mahveder, Türk kapitalizmini. Hem darbe isteyip hem de bunu dünyaya açıklanır hale getirmek için müthiş formül, yargıdan darbe.

Ancak benim gibi demokrat yazarlarla arkadaş olurum

Radikal’in kadrosu içinde birçok isimle zıt düşüncelere sahipsiniz. Bu zıtlığı, özel yaşamınıza da taşıyor musunuz?

İsmet Berkan dışındaki insanlarla görüşmüyorum. Yıllarca şöyle iltifatlara maruz kaldım: “Benim en sevdiğim yazarlar, Mine Kırıkkanat ve sizsiniz.” O zaman, kime yazıyorum diye düşünüyorsun. Birkaç ay önce Hasan Cemal demişti: “Artık insanlarla çok az görüşüp, konuşuyorum. O kadar kavga ediyorum ki!” Hasan Cemal gibi, benim gibi yazılar yazıyorsanız, çok kısıtlı sayıda insanla görüşüyorsunuz. Benim ancak, benim gibi düşünen, demokrat arkadaşa ihtiyacım var.

O halde siyasal süreç, köşe yazarları arasındaki uçurumu artırdığı gibi, klikleşmelere yol açtı...

Tabii ki! Mehmet Barlas gülümseye gülümseye, ileri derecede darbeci Emre Kongar’la münazara programı yapıyor. Ben orada düşman bir kamplaşma görüyorum. Onları orada ağırlamamak gerek. Bu tarz uzlaşmalar var medyada: Biz ‘seçkinci, tatlı çocuklar kulübü’nün üyeleriyiz!

Medya bu yönüyle samimiyetten uzak bir ‘gösteri toplumu’na mı dönüşüyor?

Evet, show business... Güçlü yazmadıklarından dolayı haklarında dava açılmıyor. Benim bu kadar ‘mahkemelenmem’ de artık bana normal gelmiyor. Damgalı eşek gibi sürekli ‘mahkemeleniyorum.’ Bu, sinirimi bozuyor. Bu yüzden bir sürü arkadaşımı kaybettim, yazı dalaşlarına girdim. Herhalde ben de sinirleri bozuk bir insanım. Hani Tayyip Erdoğan için de “Ağzından çıkanı kulağı duysun.” diyorlar ya! Bence bu konularda Karadeniz genleri de çok kötü bir şey... Aleyhte yani! (Gülüyor)

Size neden dava açtı?

İETT şoförüne benzettiğim için... 10 bin YTL’lik bir dava açtı. Hayatımda yüzünü bile görmedim. Birileri Başbakan’ı yönlendiriyor. Beni okuduğunu zannetmiyorum.

Abdullah Gül okuyor mudur?

Abdullah Gül bütün yazılarımı okuyordur.

Başörtülü olduğu için kızının mezuniyet diplomasını podyumdan vermek zorunda bırakılmasını eleştirdiniz...

Tüylerim diken dikendi. Türban, “sen alt sınıfsın” düşüncesi yaratıyor Kemalistlerde. Bu projeyi altüst etti, AK Parti. O yüzden sinirleri bozuldu. Queen Elizabeth’i, Hayrünnisa Hanım karşılayınca, “Nasıl, türbanlı bir kadın devletin başında olur?” diyorlar. Ben sokağımda kadın isterim ya, bana ne türbanlı olmasından!

CHP’yi reforme etmek imkânsız

Ergenekon gibi çetelerin çökertilmesi, ‘devletin halka açılması’ anlamı da taşıyor. Buna rağmen, sessiz kalan medya cemaati size neler düşündürttü?

Ergenekon’un uzantılarında generallerin ismi çıkabilirdi. Bunu istemediler. ‘Genel geçer medya’ da askerci! Ertuğrul Özkök’ün o kadar Ordu yanlısı olduğunu düşünüyorum ki, kendisini ‘laikçiler kralı’ olarak tanımlayıp anamuhalefet partisi lideri gibi görüyor. Yazıları ve manşetleriyle yönlendirirken; içki yasağı gibi saçma sapan manşetler yaparak, şeriat geliyormuş gibi korkutuculuk görevi üstleniyor. 1923’ten beri neden laikliğine güvenmiyorsun ki? Atatürk yaşasaydı, sözlerinin miadını doldurduğunu söylerdi. 21. yüzyıla Atatürk’ün damga vuracağını söyleyen ‘Facebook Atatürkçüleri’ var. Yüzlerce yıl aynı sözlerle gitmenin tıkanıklığını halk görüyor. Her seçimde Kemalizmin işaret ettiğinin aksine oy vermiş, projeciliğe karşı olduğunu göstermiş.

Bu nedenle CHP’yi ikincilliği kabullenmiş bir parti olarak görüyor musunuz?

CHP’yi reforme etmeye doymuyorlar. Bitmiş ve ideolojik olarak helvası yenmiş bir partiyi reforme etmek imkânsız. İnsansız bir proje... Onları orducu kitle olarak görüyorum. Çok büyükler. İçlerinde Ertuğrul Özkök de var, Ergenekon da, Cumhuriyet gazetesi de, CHP de... Geleceğe dair çok karamsarım. Hem türban yasasının iptal edileceğini hem de AK Parti’nin kapatılacağını düşünüyorum. Baykal, ayrıca Tayyip Erdoğan’a bir karar çıksın istiyor. Anti-demokrasi isteği, statükonun basın sözcüsü olduğunu gösteriyor. ‘Statükonun efendileri’nden bize mesaj getiriyor sürekli.

Statükonun efendileri, o elçilik görevi nedeniyle Baykal’a yerini korumaya yönelik bir güvence veriyor mu?

Hayır, “Ben mecburum ona.” diyorlar. Onlar da Baykal’ı beğenmiyorlar. Ama katlanmak zorundalar. Baykal da o kadar akılsız değil. Miadını doldurmuş bir hareketi sürüklüyor. Statükonun mesajlarını siyasetin diline çevirip ilan ediyor. Az bir iş değil bu yaptığı. Daha hırslı bir insan isterlerdi... Ama olmayınca, böyle kabullendiler. Başımıza gelecekleri sürekli muştulayan, adalet ombudsmanı Sabih Kanadoğlu... İsterdim ki, AK Parti bunlarla topyekûn mücadeleye girişsin.

Demokratım diyen aydınlar, AK Parti’nin peşinden gelir miydi?

Gelirdi. Ben 5-10 kişiyi kastediyorum. Ama çok daha fazla insan sustu. Bunda haklısınız. Röportaj yaptığımız Alman gazeteci, “İnanamıyorum çok daha fazla demokrat zannettiğim gazeteciler inanılmaz derecede suskun ve yargı müdahalesinin yanında yer aldılar, inanamıyorum.” demişti. Bu, dehşet verici! Ama AK Parti de onlara güvenerek iktidara gelmedi. Keşke daha demokrat olabilseydi!

FATİH VURAL-ZAMAN PAZAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious