Mutafyan: Diaspora bizden kuşkulu

  • Giriş : 13.03.2007 / 00:00:00

Türkiye Ermeni Patriği Mesrop II, Diyalog Avrasya Dergisi’ndeki röportajında Ermeni Diasporasının Türkiye Ermenilerine kuşkuyla baktığını ifade etti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Konuşan: Cemal Uşak

Kültürlerarası Diyalog Platformu Genel Sekreteri, DA dergisi kültür editörü (İstanbul).


Maalesef, Türk-Ermeni İlişkileri, nice zamandan beri hep, “soykırım” tartışmaları çerçevesinde ele alına gelmiştir. Halbuki yedi yüz yıl öncesine dayanan Türklerin ve Ermenilerin beraberliği, “1915 Büyük Acısı” sonrasına hapsedilemeyecek kadar zengin, derin ve olumlu ilişkilere dayanmaktadır. Genel hatlarıyla altı yüz yıl büyük ölçüde birlikte barış içinde yaşayan bu halkların ihtilafı, son yüzyılda, yabancı unsurların devreye girmesiyle başlamıştır.

Yüzyıllardan beri, Anadolu topraklarını paylaşan bu iki milletin görenek ve geleneklerinde çok anlamlı paralellikler vardır. Bunun unutulmaz bir tezahürünü 2005 yılı Mayıs ayında Erivan’a; Eylül ayında ise Suriye’nin Halep şehrine yaptığım seyahat sırasında müşahede etmiştim. Tarihî Halep çarşısında aralarında Türkçe konuşmakta ve şakalaşmakta olan bir grup genci Türk zannederek yanlarına yaklaşmıştım. Meğer, adları Artin, Kirkor ve Sahak olan gençler, dört kuşak öncesi Anadolu’dan gelerek Halep’e yerleşen Ermeni ailelerin çocukları imiş. Çok gariptir ki, Anadolu’ da dahi, kaybolmaya yüz tutmuş, Antep, Maraş ve Kayseri şivesi ile ama pürüzsüz bir ifade ile konuşuyorlardı. Yine çok gariptir ki, muhabbetin konusu da, Türk Futbol takımlarının başarısı idi.

Maalesef, siyaset arenası, ortaklıklardan veya beraberlikten ziyade ihtilaf ve tartışmalar üzerine odaklanmış durumda. Türk Ermeni gazetesi Agos’un Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink böyle bir siyasi atmosferde menfur bir saldırı sonucu hayata veda etti. Yaşananlar birçokları gibi bizi de derin üzüntüye boğdu. Dink, diaspora Ermenileri ve soykırımı konularındaki fikirleriyle gündeme gelen birisiydi. Besbelli ki, birtakım “karanlık mihraklar”ın bir hedefi de, iki toplum arasında ihtilafı derinleştirerek; olayı “çatışma rantına” dönüştürmek. Ancak şimdiden şunu söyleyebiliriz ki, bu kanlı cinayet inşallah böyle bir amaca hizmet etmeyecek.

Yaşanan bu olay da dahil olmak üzere Ermeni-Türk ilişkilerine dönük fikirlerine müracaat ettiğimiz Sayın Mesrop II’nin bakış açısının, sadece “Ararat’ın iki tarafında yaşayan” ama ortak çok şeyi olan toplulukların kaynaşmasına değil, hem Avrasya insanının, hem de dünya halklarının barış içinde, huzurla yaşamasına katkı sağlayacağına inanıyorum.

Bir vesileyle “Bizi iki sevgili arasında tercihe mecbur bırakmayınız” mealinde bir söz söylemiştiniz. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ve Ermeni kimliği kavramları sizin için ne ifade ediyor? Sizi bu anlamda tercihe zorlayan etken ve nedenler nelerdir?

Bu konuda “her şeyden önce gerçekçi ve pragmatik olmak gerekir” diye düşünüyorum. Biz T.C. vatandaşıyız. Dünyada nereye gidersek gidelim, taşıdığımız pasaport ve kimlik T.C.’ne aittir. Vatandaşlık bağlarımızla biz Türkiyeliyiz. Vatani vazifemiz olan askerlik görevini yapıyor, vergilerimizi ödüyoruz. Tek sözle, biz öz be öz T.C. vatandaşıyız. Ancak aynı zamanda da bu topraklarda yaklaşık 3000 yıllık tarihiyle Anadolu’nun öz halklarından olan bir kavmin üyeleriyiz. Ermeniyiz, Hıristiyanız, örf ve adetlerimiz, gelenek-göreneklerimiz gayet zengin, kendi yazımız ve edebiyatımız var.


Bunları T.C. vatandaşlığı kimliğimizle çatıştırmaktan hem biz, hem de yöneticilerimiz dikkatle kaçınmalıdır. Osmanlı’dan bu güne bir “birlikte yaşama kültürü” geliştirilmiş. Bunun beslenmesi, geliştirilmesi gerekir. İlk Hazar boylarıyla Ermenilerin tanışıklığı, 5. yüzyıla dayanır. Bu uzun bir zaman süreci. Bu uzun süreçte şiddetli-kanlı olaylar nispeten çok az rastlanan olaylardır. 1915’te yaşanan kırımda, itiraf etmek gerekir ki, hem zamanın hükümetinin hatası ve hem de o dönemin yabancı hükümetlerinin parmağı vardır. Ermeni siyasi partileri de rahat durmamışlardır. İstanbul Ermeni patrikleri de bazen doğru politikalar gütmemişlerdir. Şimdi ileriye bakma zamanıdır. Tarihteki, olumlu kesitler ön plana çıkarılmalı ve Türklerle Ermenilerin birlikte imzaladıkları başarılardan söz edilmeli, bu iki komşu halk arasında barış ve huzur sağlanmalıdır. Bugünkü gergin atmosferden kimseye yarar gelmez.

KARMA EVLİLİKLER BİLE VAR

Türkiye’nin kabul etmediği “Ermeni soykırımı” iddiaları konusunda gerek Ermenistan’ın ve gerekse Fransa başta olmak üzere diğer Batılı ülkelerin yaklaşımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun Türkiye Ermenilerine ve bir Ruhani reis olarak size yansıması nedir

Batılı ülkeler, bunu sadece Türkiye’ye karşı bir koz gibi kullanıyorlar. Diaspora Ermenileri de yüreklerinin derinliğinde bunun bal gibi farkındalar. Hiçbir Batılı ülke parlamentosu, Ermenilerin gözü-kaşı için “soykırımı kınama” kararı almıyor.

Hepsinin de kendi tarihinde benzer olaylar var. Bu tabii ki insanların kırımlarını hiçbir şekilde adil gösteremez. Soykırım, katliam, kıtal ve cinayet insanlık suçlarıdır. Ancak, hedefin ne olduğu konusunu berraklaştırmak gerekir. Ölen ve eziyet çeken insanların acısından rant mı elde edilmeye çalışılmaktadır? Birileri veya belli kurumlar rant sağlayarak ünlü veya zengin olmak mı istemektedir? Sürülen veya yolda yaşamını yitiren insanlarımızın evlatları, belgelerini ibraz ederek yargı yoluyla haklarını arayabilirler, aramalıdırlar.

Türkiye Ermenilerine gelince, tabii ki menfi şekilde etkileniyoruz. Çünkü Türk Müslüman dostlarımızla bir yaşam diyaloğu içindeyiz. Birlikte çalışıyor, birlikte tüketiyoruz.

Karma evlilikler bile var. Ortam soykırım kararı alan parlamentolar nedeniyle gerildiğinde, Türkiye’de bundan etkilenmemek mümkün mü? Sonuçta, burada bizler de vatandaşız, ve ülkenin huzurunu bozan her şey bizim de huzurumuzu bozuyor. Bu, ruhani reis olarak bize de yansıyor.

Aynen şimdi sizin yaptığınız gibi, devamlı bu konuda medyanın siyasi sorularına muhatap olmak zorunda kalıyoruz. Halbuki, bizim görevimiz bu olmamalı.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Kayseri Erciyes Üniversitesi tarafından organize edilen “Türk-Ermeni İlişkileri Örneğinde Osmanlı’da Birlikte Yaşama” Sempozyumu’na katıldınız. Bu iki milletin tarihi birlikteliği bu toplantıda, “soykırım iddiaları” dışında değerlendirildi. Bu ve benzeri yaklaşımları nasıl buluyorsunuz?

Çok olumlu buluyorum. İşte bu süreç devam ettirilmeli. Türklerle Ermeniler birlikte epey çok şey başarabilmişler. Bugün de Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiler normalleşirse, birçok ortak projeye başarıyla imza atılabileceğine inanıyorum. Yeter ki, iyi niyet olsun. Yeter ki, istensin.

Türkiye Ermenileri olarak, Ermenistan ya da dış dünya Ermenilerini konu edinen siyasi gelişmelere karşı tutumunuz nasıl?

Bu konuda ne Ermenistan, ne de Diaspora, Türkiye Ermenilerini pek kaale almazlar.

Bizleri, Türk Hükümeti’nin kollaboratörleri olarak görürler. Biz de durduk yerde kimseye “Ermeniliğimizi” kanıtlayacak değiliz. Yaşattığımız kurumlarla, tarihimizle, geçmişimizle biz onur duyuyoruz. Günün siyasi gelişmelerini ise ilgiyle izliyoruz tabii ki. Tekrar ediyorum, kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değiliz. Türkiye Ermenileri gayet apolitik bir toplumdur.

Siyasete soyunan bazı hırslı fertler aramızda bulunsa da, bugüne kadar yarardan çok cemaate zarar getirdiler. Ancak eskiden olduğu gibi, cemaatimiz tarafından seçilmesi şartıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Ermeni kökenli bir milletvekilimizin bulunmasını isterdim.

Diyalogda birçok engelin olduğu malum. Peki, çözümü nerede görüyorsunuz?

Beşeri ilişkilerde. Gazetecilerin, akademisyenlerin, gençlerin, sporcuların karşılıklı ziyaretlerinde... Dostluk tesis edici hamlelerde... Bunu her iki ülke de yeterince yapmıyor. Her iki taraf da bugüne kadar düşmanlık tohumlarıyla yoğurduğu kendi tabanından çekiniyor.


DİASPORA, TÜRKİYE ERMENİLERİNE KUŞKUYLA YAKLAŞIYOR

Bir röportajınızda ABD Ermeni diasporasından patrikhane inşaatı için para toplamaya gittiğinizi ama oradakilerden bir fayda göremeyince, buradan gidenlerden para toplayabildiğinizi belirtmişsiniz. Genel manada, Diaspora ile ilişkileriniz nasıl?

Az önce belirttiğim gibi, Diaspora, Türkiye Ermenilerine, İstanbul Ermeni Patrikliği’ne ve Patriklerine her zaman kuşkuyla yaklaşmıştır. İstenen, herhalde her zaman onlarla mutabık kalmamızdır. Bu mümkün değil.

Tarihte olduğu gibi bugün de Türkiye Ermenilerinin temsilciliğini Patrikliğin yapıyor olması, dinle arası olmayan Ermeniler için bir sıkıntı teşkil ediyor mu?

Teşkil etmez olur mu? İnanmayanlar, her toplumda olduğu gibi tabii ki var. Bizse, Ermeni Kilisesi üyelerinden müteşekkil dinî bir cemaatiz. Mezhepsel problemler de var. Mesela Ermeni Katoliklerle çok iyi anlaşıyorken, ne yazık ki Ermeni Protestanlar her fırsatta medya yoluyla Patrikliğimiz’e saldırıyorlar.

İSTANBUL’A AŞIĞIM VE BAŞKA HİÇBİR YERDE YAŞAMAK İSTEMEDİM

Hareketli bir çocukluk yaşadığınızı, çok dil bildiğinizi ve entelektüel yönlerinizin olduğunu biliyoruz. Din adamlığı maceranızı anlatır mısınız?

Ermenice, Klasik Ermenice, Türkçe, İngilizce, biraz Fransızca, biraz İbranice, biraz İtalyanca, biraz Almanca, çok az Arapça biliyorum. Dil öğrenmeyi, dillerle “oynamayı” çok severim. Her biri dünyaya açılan ayrı bir pencere gibi. Bir ülkeye gidip de oradaki dili anlamadığımda çok hayıflanırım. Hemen bir kitap bulup, birkaç kelime olsun öğrenmeye çalışırım. İnsanlara kendi dilleriyle konuşmaya çalıştığınızda hemen sıcak bir ilişki oluşuveriyor. Çabanızı gördüklerinde içtenliğinize inanıyorlar. Siz de gerçekten içtenseniz, ne güzel, değil mi? Çocukluğum İstanbul’da geçti.


Bu şehre aşığım ve başka hiçbir yerde yaşamak istemedim. Stuttgart, Memphis, Kudüs ve Roma’da geçirdiğim zaman hep eğitim içindi, hepsini de sevdim, ama yurtdışında yaşamayı hiç düşünmedim.

Benim dünyam burası. Trakya, Boğaziçi, Adalar, Anadolu, Akdeniz, Kilikya, Likya, benim dünyam bu. Bir travma, beni metafiziğe yöneltti. Bir otomobil kazasında en sevdiğim arkadaşımı, Yahudi-Rum karma evliliğinden doğan Petro adındaki canım arkadaşımı kaybettim. Kazada benim de ölmem gerekirken, nasıl olduysa kırıklarla atlattım ve hayatta kaldım. Sanki bana yeni bir fırsat verilmişti. Hayatımı Allah’a adamak istedim. Teoloji, felsefe ve sosyolojiye büyük bir merak duymaya başladım. İstanbul Ermeni Patriği Şınorhk Hazretleriyle yoğun olarak mektuplaşmaya başladım. Bana ruhani rehberlik yaptı. 1979’da Patrik Şınorhk bana rahiplik andını içirdi. 1986’da episkopos oldum. 14 Ekim 1998’de, cemaatim tarafından Türkiye Ermenileri Patriği seçildim. 21 Kasım 1998’de de 84. Türkiye Ermenileri Patriği olarak resmen kabul edildim.

DİNK’İN ÖLÜMÜ HEPİMİZ İÇİN KAYIPTIR

Hrant, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Ermeni’ydi ve tüm yaşamı boyunca böyle çalıştı. Bu vesileyle şu soruyu sormak istiyorum, bu gibi suikastlardan sonra maktulün kefeni üzerinden siyaset yapmak evrensel ahlak kurallarına ne kadar sığar? Acı hepimizindir. Kayıp hepimizindir. Taziye acıyı paylaşmak, acıyı hafifletmek demektir. Bu nedenle olayı kınarken ülkemiz aleyhine yapılan olumsuz açıklamalar yüreklerde yeni yaralar açmaktadır. Bu tür davranışlar merhum Hrant’ın yaklaşımına tamamen aykırı düşmektedir.

Hrant’ın mücadele ettiği konuların başında Türk-Ermeni diyalogunun gelişmesi vardı. Bu konuda önemli mücadeleler verdi ve bu mücadelesi karşısında oluşan tepkileri cesurca göğüsledi. Ne mistik bir olgudur ki, kendi cenaze merasimi, Türkiye ve Ermenistan yetkililerinin bir araya gelmesi için bir vesile oldu. Biliyoruz ki bu vesilenin gerçek bir diyaloga dönüşmesi hepimiz gibi onu da mutlu ederdi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious