Muzaffer Tekin'in Ergenekon resti

Muzaffer Tekin'in Ergenekon resti.6995
  • Giriş : 14.11.2008 / 20:56:00

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Muzaffer Tekin, bugünkü savunmasında hakkındaki suçlamaları reddederken bir konu için 'Kabul ediyorum' dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Funda Kılıçerli Kulaksız/Hanife Sevinç - ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Ümraniye'de ele geçirilen el bombalarının Ergenekon örgütüyle  bağlantısı olmadığını savunarak, ''Ortada tamamen 'bomba bulundurmak'  suçu olup, bu bireysel suçun failleri de yapılacak yargılama sonucu ortaya çıkacaktır'' dedi.

Tekin, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davanın bugünkü duruşmasında, ''Danıştay sanıklarının dini hassasiyetlerinin olmadığını iddia ederek, bu konuyu son derece taraflı bir şekilde de çarpıtarak almak, aslında Danıştay cinayetinden tarikatın beraatını sağlamaya yönelik bir çabadır'' ifadesini kullandı.

İddianamenin 460'ıncı sayfasında ''Danıştay'' saldırısı davasının sanıklarından Osman Yıldırım'ın Ankara'ya gitmesinin sebebinin, ''Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması nedeniyle, para almak'' olarak ifade edildiğini anlatan Tekin, Yıldırım'ın ifadesinde, 500 bin doları taahhüt eden kişiyi önce Veli Küçük, sonra kendisi, ardından da yeniden Küçük olarak açıkladığını belirterek, ''Ancak her ikimiz de İstanbul'da oturup, Ankara'da iş ve ikametgahı bulunmayan kişileriz'' şeklinde konuştu.

Yine iddianamenin 461'inci sayfasında yer alan ''Yıldırım'ın eylemi para vaadiyle yaptığı'' yönündeki iddiayı da kabul etmediğini söyleyen Tekin, savcının, kendi beyanlarıyla ters düşen Yıldırım konusundaki iddiasının temelsiz olduğunu savundu.

Tekin, Danıştay saldırısının sanığı Alparslan Arslan'ın babası ve annesinin banka hesaplarındaki artışların da kendilerine sorulmadığını ileri sürerek, bu kişilerin televizyonda yaptıkları açıklamalarla paraların kaynaklarını ortaya koyduklarını anlattı.

Osman Yıldırım'ın hesabındaki artışların da olağanüstü olmadığını belirten Tekin, bu kişinin kendi beyanlarına göre senet işleri yaptığını söyledi.

Tekin, Yıldırım'ın hesabındaki paranın kaynağının bu olabileceğini belirterek, şöyle devam etti:

''Süleyman Esen de Salih Kunter'in sağ kolu olup, tarikatçılık çizgisinde bayağı mesafe almış kişidir. Bu soruşturmada savcılara imkan nispetinde yardım etmekte, istedikleri ifadeleri vermektedir. Bu kişinin avukatı da Osman Yıldırım ile savcılar arasında köprü vazifesi yapmaktadır. Savcıların tarikatlarla yardımlaşarak soruşturmayı olgunlaştırmaları son derece dikkat çekicidir.''

-SAĞIR, İRŞİ VE TİMUROĞLU'NUN HESABINA AKTARILAN PARA-

Danıştay saldırısı davasının sanıklarından Alparslan Arslan'ın talimatıyla babasının, bu saldırı ve Cumhuriyet Gazetesine atılan bombalarla ilgili olarak yargılanan diğer sanıklar İsmail Sağır, Tekin İrşi ve Erhan Timuroğlu'nun hesaplarına para yatırmasının son derece doğal olduğunu öne süren Tekin, bu kişiler para karşılığı bu işe girişmişlerse cezaevlerinde bakılmalarının, bu tür işlerin geleneğine uygun olduğunu söyledi.

Tekin, Arslan'ın, Danıştay saldırısından sonra ''yakında cezaevinden çıkacağı'' yönünde bir beyanı varsa, bunun tarikat ortamında söylenmesinin son derece doğal olduğunu savundu.

Tarikat ortamında insanların beyinlerinin yıkanmasının kolay olduğunu söyleyen Tekin, şunları anlattı:

''Bu kişiler için laik devletin mahkemelerinin yapacakları yargılamalar önemli değildir. Yargıya saygı göstermedikleri gibi, en ağır hakaretler irticacı takımca yapılmaktadır. Tarikatlar beyin yıkama faaliyetlerini en mükemmel yapan merkezler halindedir. Din adına ölmek veya öldürmek bu kişiler için mesele değildir. İrtica adına yapılan cinayet faillerine her alanda birtakım sözlerin verilmesi son derece tabiidir.

Çünkü bu zihniyete göre her kötülüğün anası laik devlet yıkılacak, yerine ılımlı İslam rejimi kurulacaktır. Böyle bir sistemde ebetteki din adına cinayet işleyenlerin cezaevlerinde tutulmalarına rıza gösterilmesi mümkün olmaz.''

Tekin, Ergenekon davasının sanıkları arasında bulunan laik, cumhuriyetçi, üniter ve Atatürkçü yapıdaki kişiler ile Arslan'ın sahip olduğu zihniyeti bir araya getirmenin mümkün olmadığını söyledi.

-''TÜRKİYE, ASKERİ DARBEDEN UZAKLAŞTI''-

Arslan'ın cezeevinden kısa sürede çıkacağına ilişkin sözlerini, savcının askeri bir darbe olarak algıladığını ileri süren Tekin, ''Türkiye askeri darbe tehlikesinden uzaklaşalı 10 yıllar oldu. Ordunun üst komuta heyeti dahi böyle bir inancı taşamadıkları gibi, bu tür fikirleri şiddetle reddettiklerini söyledi'' dedi.

Tekin, toplumun her kesiminde ''en kötü sivil yönetim, en iyi askeri yönetimden evladır'' anlayışının yerleştiğini savunarak, ''Bu sebeple ülkede darbe tehlikesinden ziyade irticai yönetim ve rejim değişikliği tehlikesi söz konusudur'' diye konuştu.

İddianameyi hazırlayan savcıların darbe tehlikesini işlediğini anımsatan Tekin, iddianamede irticai rejim tehlikesinden bahsedilmemesini de eleştirdi.

-ELE GEÇİRİLEN EL BOMBALARI-

Savcıların, iddianamenin 468'inci sayfasında 39 adet el bombasının Ergenekon terör örgütüne ait olduğunun tespit edildiğini anlattıklarını söyleyen Tekin, böyle bir tespit bulunmadığını, bunun, savcının hatalı, maksatlı ve yanlış bir değerlendirmesi olduğunu öne sürdü.

''Ümraniye'de bulunan bombaların sözde örgütle bir ilişkisi yoktur. Bunlar örgüt silahı olarak kabul edilemez'' diyen Tekin,  ''Ortada tamamen 'bomba bulundurmak' suçu olup, bu bireysel suçun failleri de yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır'' şeklinde konuştu.

Eskişehir'de Fikret Emek'ten ele geçirilen bombaların ise bu dosyadaki sanıkların hiçbiriyle bağlantısı olmadığını ileri süren Tekin, Emek ile sözde örgüt üyeleri arasında bağlantı kurmanın hukuken imkansız olduğunu ve ele geçirilen bombaların da bireysel silah kapsamında değerlendirilebileceğini iddia etti.

-DANIŞTAY VE CUMHURİYET GAZETESİNE SALDIRILAR-

''Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması eylemlerinin aynı kişilerce yapılması, bu eylemlerin talimatının benden veya Veli Küçük'ten alındığını göstermez'' şeklinde konuşan Tekin, ''Bir talimat varsa, bunun somut olarak delillendirilmesi gerekir'' dedi.

Tekin, ''Ortada talimat konusunda Alparslan Arslan ile Muzaffer Tekin ve Veli Küçük arasında hiçbir maddi delil mevcut değildir'' diye konuştu.

Osman Yıldırım'ın, Cumhuriyet gazetesine saldırı için Tekin İrşi'ye verdiği 2 el bombasını kesinlikle kendinden almadığını kaydeden Muzaffer Tekin, ''Yıldırım'ın beyanlarına göre bombalar 10-15 kişinin huzurunda kendisine teslim edilmekte, ancak kendisinin dışında bir kişi dahi bu hususu teyit etmemektedir. En önemlisi, suç ortağı Alparslan Arslan dahi Muzaffer Tekin tarafından verildiğini kabul etmemektedir'' dedi.

''Ortada bir suç örgütü olmadığı gibi, örgüt adına işlenmiş bir suç da bulunmadığını'' ileri süren Tekin, şöyle devam etti:

''Alparslan Arslan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde, TCK'nın 309'uncu maddesinde belirtilen 'Anayasayı ihlal' suçundan yargılanmıştır. Doğru olan da budur. Arslan'ın amacı, anayasal düzeni ortadan kaldırarak ılımlı İslam rejiminin oluşturulmasıdır. Bu sebeple, bu kişinin amacı, darbe yaptırmaya kışkırtarak hükümeti ortadan kaldırmak veya halkı hükümete karşı silahlı isyana tahrik etmek değildir.

Bu kişinin asıl hedefinin anayasal düzen olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu iddianamenin amacı da gerçekleri değiştirerek, suçun irticai grupların üzerinden alınıp vatansever insanların üzerine atılmasını sağlayarak, farklı siyasi sonuçların doğmasının yolunu açmaktır.''

Bugünkü duruşmada 117 sayfalık yazılı savunmasını okuyan Tekin, savunmasının son 35 sayfasında ise iddianamede kendisiyle ilgili bölümleri sayfa numaralarıyla belirterek, tek tek ele aldı.

Tekin, tutuklu sanıklardan Mehmet Demirtaş ve yeğeni Ali Yiğit'i hiç tanımadığını belirterek, ''Devletin yeniden yapılanması'' adlı dokümanın  ölen Kuddusi Okkır tarafından kitapçık olarak kendisine verildiğini, ancak masasının üzerinde bulunan bu dokümanı incelemediğini belirtti.

Gizli evraklar olarak belirtilen bu evrakların Danıştay saldırısının ardından da incelendiğini ifade eden Tekin, ''Ergenekon lobi belgesi''nin de evinde veya iş yerinde bulunmadığını kaydetti.

-''ALEMDAROĞLU VE SELÇUK İLE İLK KEZ MAHKEMEDE KARŞILAŞTIM''-

Tekin, Kürşat Yılmaz'ı tanımadığını, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Yalçın Alemdaroğlu ve Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk ile de ilk kez mahkemede karşılaştığını ileri sürerek, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile de KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a yönelik destek organizasyonunda bir kez görüştüğünü anlattı.

Çok değer verdiği arkadaşı olan Fikri Karadağ'ı ise 2003'ten beri görmediğini belirten Tekin, Sevgi Erenerol'un, Danıştay olayının ardından kendisi için gösterdiği teveccühten onur duyduğunu ve bunu hiç unutmadığını söyledi.

-''ÖRGÜT YÖNETİCİSİ DEĞİLİM''-

Erenerol ile örgütsel bir bağlantısı olmadığını belirterek, ''Sevgi Hanım neredeyse, sonuna kadar arkasında olacağım'' diyen Tekin, şöyle devam etti:

''Örgüt yöneticisi değilim. Aynı düşüncedeki insanların maddiyat değil manevi olarak bir arada bulunması 'köprü görevi' ise bunu yapmışımdır. Bunu kabul ediyorum. Bir mafya yapılanması içerisinde bulunmadım. Cumhuriyet Gazetesini bombalatmadım. Osman Yıldırım'a bomba vermedim. Silahlı örgüt kurduğum iddia ediliyor. Silaha hiç ihtiyacım yok, emekli olduğum günden beri taşımıyorum. Emekli olunca, resmi olarak teslim ettim. Bırakın gayri yasal, yasal bir örgüt içinde dahi olmadım. Dış patentli Tuncay Güney ile vizyona giren bu örgütü sizlerden duyuyorum. 23 yıldır sivil hayatımda her kesimden dostlarım var. İlişkilerim beşeri düzeydedir. Maddi çıkara dayanmaz.''

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği örgütüyle ilişkisi olmadığını ve yazar Zihni Çakır'ı da hiç tanımadığını söyleyen Tekin, Çakır'ın kendisiyle ilgili beyanlarının gerçek dışı olduğunu öne sürdü.

-''GİZLİ TOPLANTI YAPMADIK''-

20 metre karelik bir bürosu olduğunu ifade eden Tekin, ''Kapımız açık, gizli toplantı yapmadık, ama memleket meseleleri konuşulmuştur'' dedi.

''Kurtlar Vadisi'' dizisinin iddianameyi yönlendirdiğini savunan Tekin, gizli görüşecek bir işinin olmadığını söyledi.

Tekin, yazılı savunmasını okuduktan sonra son bir şey söylemek istediğini belirterek, ''Laik, demokratik, sosyal, hukuk devletinin, Atatürk'ün devrimleri ışığında ant içtik. Bu düşüncede olan bir insan, Cumhuriyet'in temel kazanımlarından Danıştay'a ve Cumhuriyet Gazetesine saldırıların arkasında olamaz. Şayet ben orada olsam, üzerimde bir şey olmasa bile bedenimi siper eder, yargıçların önüne atlardım'' dedi.

Vaktin geç olması nedeniyle Muzaffer Tekin'in çapraz sorgusuna geçmeyen mahkeme heyeti, avukat taleplerini almaya başladı.

Bu arada, Danıştay saldırısında hayatını kaybeden üye hakim Mustafa Yücel Özbilgin'in oğulları Gökhan ve Serkan Özbilgin de duruşmayı izledi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*