Namus, cinayetle korunmaz!

  • Giriş : 06.08.2006 / 00:00:00

Töre cinayeti denilince akıllara Doğu bölgelerinde yaşanan olaylar gelirdi. Fakat Emniyet’in yaptığı araştırma, artık durumun değiştiğini gösteriyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Tam da Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan “Töre ve Namus Cinayetleri Raporu”nun açıklandığı günlerde meydana gelen bu olay töre cinayetlerini yeniden gündeme getirdi. Olayın vahametini Emniyet’in son altı yılda gerçekleşen 1091 cinayet üzerinde yaptığı araştırma da gözler önüne seriyor. Raporda namus cinayetlerinin birçoğunda mağdur olan tarafın kadınlar olduğu görülüyor. İster töre olsun isterse namus, bu cinayetler gerçekte hangi saiklerle işleniyor? Durdurulması imkansız mı? Töre cinayetine karşı çıkmak ‘namus’ kavramını değersizleştirir mi? Sorduk, soruşturduk.

Müslüman’ın töresinde cinayet yoktur

Töre cinayeti denilince akıllara daha çok Doğu bölgelerinde yaşanan olaylar gelirdi. Fakat Emniyet’in yaptığı araştırma, artık durumun değiştiğini gösteriyor. Artık sıralamada Marmara Bölgesi birinci sırada yer alırken Ege Bölgesi ikinci sırada yer alıyor. İl bazında bakıldığında Ankara en ön sırada yer alıyor. Bu cinayetlerin Doğu’dan batıya taşınmasında elbette iç göç en önemli faktör. Birinci kuşak kendi değerlerini, geleneklerini kentte de muhafaza edip köydeki yaşantısını sürdürmek istiyor. Fakat gençler hem televizyonun etkisi ile hem de çevrelerinin değişmesi ile farklı yaşam biçimlerine doğru yöneliyor. Aile ile farklı düşünmeye başlayan gençler zamanla aileleri ile çatışıyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Aytekin Sır, Güneydoğu’dan ya da Doğu Anadolu’dan göç eden insanların kültürlerini valizlerinde taşıdıklarını söylüyor ve büyük şehirlerde bu olayların yaşanmasının kaynağının bu olduğunu ifade ediyor.

Namus cinayetlerine bakıldığında kurbanın da, katilin de kapalı bir çevrede yetiştiğini gözlemliyoruz. Genelde eğitimsiz olan bu insanların birçoğu ekonomik yönden de çok düşük bir statüde yer alıyor. Her ne kadar eğitimin bu cinayetlerin önünü keseceği konuşulsa da bir insanın ölümü fikrinin dehşeti zihinlere sinmedikçe sonuç alınamayacağı görülüyor. İnsan Hakları İstanbul İl Kurulu Başkanı Vildan Yirmibeşoğlu’nun Güneydoğu’da iki baro başkanı ile yaptığı görüşmeden çıkan sonuç bunu doğrular nitelikte. Yirmibeşoğlu; “Baro başkanlarına kendilerinin başına böyle bir durum geldiği takdirde nasıl davranacaklarını sorduğumuzda ‘törenin verdiği karara karşı çıkmayacakları’nı söylediler.”

Namus: Öldürür mü, ondurur mu?

Namus cinayetleri ile ilgili araştırmalar sadece Emniyet’in yaptığı ile sınırlı değil. Vildan Yirmibeşoğlu’nun beş yıllık bir zaman diliminde işlenen 300 cinayet üzerinde yaptığı araştırmalardan biri de konu ile ilgili ilginç verileri ortaya koyuyor. Henüz yayımlanmayan araştırmada Yirmibeşoğlu’nun 300 namus cinayeti dosyası üzerinde yaptığı araştırmada 213 kadının, 142 erkeğin öldüğü gözler önüne seriliyor. Beş yıllık zaman aralığını kapsayan araştırmaya göre yüzde 40’a yakını 17 yaşından küçük çocuk denilebilecek yaşta. Bunların önemli bir bölümü bekar, evli olanlar ise zorla evlendirilmiş. Tabii tersi durumlar da söz konusu olmuyor değil. 2000 yılında Rize’de bir kadın, kendisini aldatan kocasını namusunu kirlettiği gerekçesi ile sabaha karşı yatağında silah ile vurup öldürdü.

Töre adı altında işlenen cinayetlerin son bulması için yıllardır kampanyalar yapılıyor, Güneydoğu’da, Doğu’da halk ile anketler düzenleniyor. Bir iki vakada sonuç alınsa da toplumsal anlamda sorun çözülmüyor. Dicle Üniversitesi’nin 2005 yılı sonunda Diyarbakır’da Kürt köyleri, Zaza köyleri ve kent merkezinde yaptığı ankette yüzde 57,2 oran, ataların koyduğu kuralları töre olarak değerlendiriyor ve bu yekunun yüzde 37,4 oranı kadının zinası halinde cezanın ölüm olması gerektiğini ifade ediyor. Töreyi dinin koyduğu kurallar olarak değerlendirenler ise yüzde 17,7’lik bir oran olarak karşımıza çıkıyor. Böyle bir durumda ilk olarak aile büyüklerine danışıp karar aldıklarını söyleyenler ise yüzde 41,6’lık bir dilim. Dolayısı ile aile meclisinde verilen kararın ardından yapılan infazları durdurmak ancak bölgenin önde gelen büyüklerinin, din adamlarının araya girmesi ile mümkün. Fakat kanaat önderleri bu tür vakalarda çok fazla araya girmek istemiyorlar. Zira bölgede saygı duyulan bu insanlar, iki tarafı keskin bıçak gibi duran bu tür konularda kendilerine ve saygınlıklarına zarar gelmesinden çekiniyorlar. Oysa törenin kurallarını dinden ileri geliyormuş gibi kabullenmek başlı başına hata, sorun.

Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın bir yazısında dile getirdiği gerçek çok net: “Bir kimse namus ve töre uğruna birini öldürürse bu cinayettir, günah ve suç işlemiş olur, bunun cezasını çeker.” Karaman, töre cinayeti işleyen bir kimse için mahkemenin ‘ağır tahrik’ etkisi altında kalarak işlediğini kabul ederek ceza indirimine gitmesinin uygun bir yargılama olmadığını ekliyor sözlerine. (16.07.2006/Yeni Şafak)

İşin doğrusu ahlak bir bütün ve namus dediğimiz kavram pek tabii cinsellikle ilgili bir sınırlamayı ihtiva ediyor ve bu sayede Türk aile yapısı gibi bir şeyden hâlâ bahsedilebiliyor. Fakat bizlere ‘kendileriyle huzur bulacağımız eşler’ vaat eden din, bu cinayetleri hiçbir şekilde onaylamıyor.

NAMUS CİNAYETLERİNİN SON BULMASI İÇİN NE YAPILABİLİR?

İnsana olan bakışın sorgulanması gerekiyor

Cihan Aktaş (Yazar): Namus kavramına islam dininin bakışı kadın-erkek ayrımı gözetmiyor. Kadın da erkek de aynı sorumluluğa sahip. Yani “erkeğin yüzünün akı, kadının yüzünün karası” şeklinde bir yaklaşımın İslam dininde yeri yok. Namus cinayetlerinin gittikçe artmasının nedeni geleneksel aile yapısının hakim olduğu toplumun değişim geçirmesinden kaynaklanıyor. Kadına biçilen rol kadınlar tarafından sorgulanıyor. Artık kadınlar tek taraflı sorumluluk yüklenmek ve baskıya evet demek istemiyor. Erkekler de bu değişimi kabul edemiyor. Bu sorunların aşılması için her şeyden önce insana olan bakışın yeniden sorgulanması gerekiyor. Diğer taraftan Allah’ın verdiği canı bir insanın alması dinen caiz değil. Bu sorunların ortaya çıkmaması için küçük yaştaki evliliklerin, berdel tarzı evliliklerin sorgulanması gerekiyor.

Tarikat liderleri konuyla ilgilenmeli

Özlem Dalkıran (KAMER kampanya sorumlusu): Biz bu konuda KAMER ve British Council ile birlikte bir kampanya yürüttük. Ancak bu, sadece kampanya ile olacak bir şey değil. Toplumsal algının değişmesi için çok şey yapılması gerekiyor. Küçük yaştan beri insanlar birlikte yaşama ve hoşgörü eğitimine tabi tutulmalıdır. Fakat, bu tip kampanyalar olayı görünür kılıyor. Bu, cinayetleri işleyen insanların görüşlerini değiştirir mi? En azından bir soru oluşturur. Daha çok kamuoyu duyarlılığını geliştirmek için yapılan bir kampanyadır. Bu çalışmanın sonunda, fikir değiştirme noktasında yüzde bir başarılı olduk. Bu, devletin, sivil toplumun, kanaat önderlerinin birlikte çalışması gereken bir konu. Dinî, kültürel ve diğer alanlarda saygı duyulan isimler harekete geçirilmelidir. Diyanet’ten fetva çıktı; ama tarikat liderleri daha çok dinleniyor.

Kanaat önderleri, siyasî irade ile birlikte çalışsın

Vildan Yirmibeşoğlu (İnsan Hakları İstanbul İl Kurulu Başkanı): Biz bu cinayetlere ‘töre cinayeti’ denilmesini istemiyoruz; çünkü içinde kan davası da var, başka konular da var. Benim üst başlığım ‘namus cinayeti’dir. Mesela Karadeniz’de bu tarz töre cinayeti yok. Adam kızına, karısına tecavüz edeni öldürebiliyor; ama tutup da tecavüze uğradı diye karısını, kızını öldürmüyor. Biz buna ‘tepki cinayeti’ diyoruz. Gaziantep’te yaşarken din adamlarına yönelik çalışmalar yaptık. Din adamlarının devreye girmesi bazen çok etkili olabiliyor. İstanbul’da belediye başkanı, vali ve emniyet müdürünü aracı yaparak genç bir polis kadının öldürülmesine engel olduk. Batman’ın Beşiri ilçesinde Yezidilerle görüştüm. Onların lideri Almanya’da televizyon programı yaparak bir çağrı yapacaklarını söyledi. Orada liderlerin, toplumun önemsediği insanların büyük bir rolü var.

İşe Doğu’dan değil Batı’dan başlamak lazım

Cemal Dindar (Psikiyatrist): Töre cinayetlerine son vermek için ironik bir ifadeyle söylemek gerekirse, öncelikle işe Doğu’dan değil, Batı’dan başlamak gerekir. Çünkü görünür olanla mücadele etmek, görünür olmayan ve aslında benzer sonuçları tekrar tekrar üreten toplumsal dinamiklerle mücadele etmekten daha kolaydır. Ekranlarda, boyalı sayfalarda ahlaksal-siyasal her türlü tutarlılığı geçersizleştiren ikonlar ve ikonalar sunarsanız, izleyenleri dilenci konumuna sokar küçük düşürürseniz insanlar -gerçekte yoksullar dememiz gerekli- bu tutarsızlığın kendi hayatları için de geçerli olabileceği yanılsamasına kapılacaklardır. Bir yandan insanların arzularını kışkırtacaksınız, bir yandan o istek ve arzulara ulaşmasına imkan vermeyen bir yoksulluğu, eşitsizliği dayatacaksınız… Sonuçta ‘Yasak!’ diyen bir erkek ses işi cinayete kadar götürüyor işte. Şunu hatırlatmaya ihtiyaç duyacak kadar kör bir noktadayız: Kadınlar da insandır; onlar da hayattan, doğurmak, kocasına ‘erkek evlat vermek’ rolünden daha fazlasını talep edebilirler. “Eğitim… Eğitim şart” derken bile kastedilen erkeklerin iyi eğitim almaları… Oysa işlemiyor, işte. Adam üniversite bitiriyor, gidiyor kız kardeşini ya da ‘kanlısını’ yine öldürüyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious