Nazlı: Bedelini ödedim!

Nazlı: Bedelini ödedim!.11572
  • Giriş : 26.07.2006 / 00:00:00

Yabancı Damat dizisinin Nazlı’sı Nehir Erdoğan,"her şeyle çok barışığım, mutluyum” diyor artık.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Erdoğan, bugüne kadar şöhretten dolayı yaşadığı duygusal dalgalanmaları ve hayatının dönüm noktalarında etkili olan isimleri Elele'nin Temmuz sayısında anlattı.

Bir İkizler burcu insanı olarak herkesi sevme, anlama durumumuz olsa da yapacağımızı en yakınımızdaki canımız dediğimiz sevgilimize, eşimize yaparız, ne yalan söyleyeyim... Nehir de bunu kabul ediyor gülerek. Bir başka temel özelliği olarak da sabah 8’de kalkıp “Aa, güneş doğmuş ne güzel, kuşlar da ötüyor; duşumu alıp kahvaltımı edeyim, sporumu yapayım, maniküre gideyim” diyen insan türünden olmamasını sayıyor.

Gayet uykucu; fırsatını bulunca rüyalara dalmayı seviyor. Ancak rüyalarında bile magazin haberlerini görüyor! O yüzden Deniz Akkaya’nın feryadını çok iyi anladığını söylüyor: “Biraz dedikodu yapalım... Sektörümüzde de böyle bir şey var. Biri kötü duruma düştü mü içten içe herkes seviniyor. Aynı şey Gamze Özçelik ve Sanem Çelik olayında da oldu” diyor...

Ama asla kendi özel hayatından ve yaşadıklarından bahsetmiyor. Böyle bir soru sorduğumda danışmanıyla birlikte ayaklanıp gitmeye hazırlanıyorlar! Şaşırıyorum. Ama yine de Nehir’le sohbet dolu dolu geçiyor. İlle de aşk meşk mi konuşmak, kalbinin içine bu yoldan mı girmek lazım canım; onun anlatacak o kadar çok hikayesi ve öyle büyük bir kalbi var ki... Anlayan bu satırlardan da epey malzeme çıkarır!

Sizinle ilgili araştırma yaptığımda pek de basında yer almadığınızı fark ettim. Bilinçli bir tercih mi bu?
Bu, uğraşlar sonucunda oldu. Hiç kolay olmadı. Çünkü birdenbire basının çok ilgisini çeken bir medya karakteri haline geldim. Bunun için hiçbir şey yapmamış olmama rağmen öyle buldum kendimi. Hani derler ya, sen de basının olduğu yere gitme. Ya basın senin olduğun yere geliyorsa? Ben zaten bunun çaresizliğini ve acısını çok somut olaylarla yaşamışım. O yüzden kimse öyle şeyler söylemesin, gerçekten kolay değil.

Peki basına karşı bu ‘kalkan’ı nasıl oluşturdunuz?
Birdenbire çok ilgiyle karşılaşınca panik yaşadım. Tabii ki yaptığımız işin basınla içiçe yapılması gerektiğini biliyorum, ama yalnızca ‘iş’te! İşimle ilgili her zaman ortak çalışmalarım olacaktır basınla, ama onun dışında kapımın önünde kamera gördüğümde ya da Taksim’in Tünel’indeki bir kafede, ki iki buçuk sene öncesinden bahsediyorum, beş tane kamera gördüğümde kendimi çok çaresiz hissediyorum. Çünkü benim hiç muhabir arkadaşım yok. Hiç kanal yöneticisi tanımıyorum. Sistemin ne olduğunu da bilmiyorum. O yüzden şunu ayırt ettirmek kolay olmadı. Fiziksel olarak yeni genç oyuncular çıkıyordu ve ben konservatuar mezunu olmadığım için ne olduğumu çözemediler. Manken mi sunucu mu oyuncu mu? Onu anlatana kadar iki sene evden çıkmayıp, bir köşede 2000 parçalık diğer köşede 1500 parçalık puzzle’lar ve DVD yığınları arasında yaşadım.

Bir röportajınızda ‘şöhretten korkuyorum’ diyorsunuz, neden?

Evet, anlatmak istediğim buydu işte. Çünkü sen herkese iyi yaklaşıyorsun. Annem ve arkadaşlarım benimle çok dalga geçerlerdi. Daha ailenin yanından yeni ayrılmışsın, zannediyorsun ki “masa kardeş, ağaç kardeş, çiçek kardeş, hepimiz kardeş”! Bir de fazla empatik olma hali gelişti bende: O da haklı, bu da haklı, dur şimdi ayıp olmasın, diye! Ayrıca ikizler burcu olarak kendini herkesin yerine koyabilirsin ve bu arada kendini kaybedersin durumu da var. İçimde bin tane başka insan var! O yüzden korkarak ve kendiliğinden öyle bir süreç gelişti. İlk önce, üst üste iki yaz, cep telefonumu dahi almadan Amerika’ya kaçtım. Belki de abarttım biraz, ama öyle gelişti benim dünyamda. Sabah kapı çaldığında, ‘anne, açma, gazeteciler geldi’ diyordum refleks olarak. Kabus görerek kalkıyordum o dönem.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious