Ne'de birleştiler?

  • Giriş : 16.05.2007 / 00:00:00

Siyasi partiler için önemli olan ne'de birleşecekleridir

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


28 Nisan günü Anavatan ve DYP genel başkanları, Demokrat Parti çatısı altında birleşeceklerini ve seçime ortak bir listeyle gireceklerini açıkladılar. Siyasi partiler için önemli olan nerede değil, ne'de birleşecekleridir.

Hangi dava, fikir, tavır ve eylem için bir araya gelecekleridir. Gerçi bu iki partinin DP'yi, ne yapacaklarını göstermesi için bir simge ve referans olarak seçtikleri söylenebilir. Ancak DP şu anda faal bir parti değildir. 7 Ocak 1946'da kurulmuş ve 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra da kapatılmıştır. 1992 yılında DYP-SHP koalisyonu, o tarihten önce kapatılmış bütün siyasi partilerin en son büyük kongrelerinin delegeleri istediği takdirde tekrar kurulabileceklerine dair bir kanun çıkardı. Adalet Partisi'nin Aralık 1992'de toplanan büyük kongresi Süleyman Demirel'in isteğine uyarak kendini kapatma kararı alırken aynı yılın Kasım ayında Demokrat Parti büyük kongresi ise tekrar devam etme kararı verdi. O günden itibaren faaliyetlerini sürdüren Demokrat Parti arzuladığı gelişmeyi elde edemedi. Kamuoyu 32 yıllık bir yokluk döneminden sonra tekrar ortaya çıkan DP'yi 1946-1960 yılları arasında var olmuş bulunan DP ile özdeşleştirmemiş, onun devamı olarak görmemişti. Bunun yanı sıra Doğru Yol Partisi'nin o tarihten itibaren bütün genel başkanları ve yönetim kurulları bu ismi alabilirlerdi. Bu, Anavatan Partisi için de söz konusuydu. Bunun içindir ki Anavatan ve DYP, DP çatısı altında birleşeceğiz derken kendilerini tanımlayacak bir referans ortaya koymuş olmadılar. Sadece arkalarında 'acaba niye 15 yıldır değil de bugün?' diye büyük bir soru bıraktılar.

Toplum mühendisliği

Esasen DYP ve Anavatan nerede birleşeceklerini açıklarken, bu açıklamadan 2 gün önce bir şeyde fiilen birleşmişlerdi. O da Abdullah GülCumhurbaşkanı seçtirmemekti. Her iki parti 26 Nisan'da yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turuna katılmama kararı verdiler. Böylece oylamada 367 sayısına ulaşılamadı. Bunun üzerine CHP, Anayasa Mahkemesi'ne gitti ve seçim iptal edildi. Bu iki partinin birleşeceği haberleri de 26 Nisan'dan birkaç gün önce basın ve medyada yer almaya başlamıştı. O günlere kadar her iki tarafta da birleşme yolunda tam bir isteksizlik vardı. Mehmet Ağar kaç kere "Hakem millettir, birleşmeyi o yapar." demişti. Erkan Mumcu ise "DYP ile düz ovada siyaset ve Benelüks modelinde anlaşamadıktan sonra nerede anlaşacağız ki?" demişti. Yine Mehmet Ağar oylamadan birkaç gün önce CHP'nin cumhurbaşkanlığı seçimi için Anayasa Mahkemesi'ne gitmesi ihtimali karşısında "Mahkemede seçim olmaz." sözlerini söylemişti. Belli ki araya bir "toplum mühendisliği" operasyonu girmişti.

Bu iki partinin oylamaya katılmama ve aynı zamanda da birleşmeye karar vermeleri birbirleriyle tamamen irtibatlıdır. DYP'nin oy oranı yüksekti. Anavatan Partisi'nin ise milletvekili sayısı fazlaydı. Abdullah Gül'ün kısa vadede önünü kesecek olan Anavatan milletvekilleriydi. Onların oylamaya topluca katılmamalarını temin etmek için önlerine yeniden milletvekili olabileceklerine dair güçlü bir ihtimal ortaya konmalıydı. Onların bu ümidi ise DYP'yle birleşmek ve bu partiden seçilebilecek yerlerden aday olmakla gerçekleştirilebilirdi. Böylece kısa vadede Çankaya Abdullah Gül'den korunduğu gibi söz konusu toplum mühendisliği seçim sonrasında da AKP'nin istediğini Cumhurbaşkanı yapmasını da engelleyebilecek bir şekilde işletilebilirdi. Bir taraftan art arda yapılan büyük mitingler genel olarak muhalefeti güçlendirirken CHP'nin oylarını artırır, diğer taraftan bu birleşme bir partinin daha barajı aşmasını sağlarsa AKP'nin seçimlerde oyları artsa bile 367 sayısını bulabilmesi çok zor olurdu. Buna paralel olarak CHP ve DSP birleşmesi de gerçekleştirilir ve muhtemelen AKP'nin daha ılımlı ve merkez sağa yakın milletvekilleri seçtirmesi de sağlanabilirdi. Böylece Çankaya seçim sonrası için de korunmuş olurdu. Bu toplum mühendisliğinin ilk bölümü netice verdi. İkinci bölümünün sonucunu ise 23 Temmuz'da görmek mümkün olacaktır. Bu konuda mutlaka üzerinde durulması gereken husus ise şudur: Böyle bir toplum mühendisliği, bir başka ifadeyle Anavatan ve DYP'nin birlikte ilk tur oylamalara katılmayıp aynı zamanda birleşme kararı vermeleri 27 Nisan'daki Genelkurmay bildirisinden bağımsız olarak ele alınamaz ve çözümlenemez.

Anavatan, DYP ve DP

İki partinin birleşmesi gibi bu birleşmenin DP çatısı altında gerçekleşmesinin söylenmesi de söz konusu toplum mühendisliğinin bir parçasıydı. 47 yıl sonra DP tekrar siyasete dönüyor diye bu birleşme daha cazip ve ilgi çekici kılınmak isteniyordu. Bu iki partinin DP adı altında birleşmesi ve buna medya ve basının vereceği güçlü destek Anavatan milletvekillerini oylamaya girmekten vazgeçirmek için yeterliydi. Buna ek olarak bu birleşme seçmen genelinde de yeni bir heyecan ve destek oluşturabilirdi. Ancak burada çok önemli bir husus gözden kaçırılıyordu. 7 Ocak 1946'da kurulan Demokrat Parti tamamen milletin bir hareketiydi. Onun galeyanı ve kararıyla meydana gelmişti. Sloganı ise "Yeter, söz milletindir" idi. Diğer taraftan bu toplum mühendisliğinin içerisinde ve onun hiçbir safhasında millet yoktu. Milletten etkilenmiş, değil onu etkilemeye yönelik bir senaryo gerçekleştirilmek isteniyordu. Bu iki parti oylamaya katılmayarak "Yeter, söz milletindir" demeleri gerektiğini unutmuş "Yeter, söz devletindir" demişlerdi. Böyle yaparak binecekleri dalı kendileri kestiler. DP'nin aziz hatırasını da, kadirşinas milletimizin DP ile ilgili devam etmekte olan son derecede sıcak ve olumlu duygularını da hiçe saymış oldular. Asıl Demokrat Parti CHP'ye karşı kurulurken, Anavatan ve DYP, CHP'nin iradesine ram olarak ve onun kuyruğuna takılarak DP çatısı altında toplanmaya tevessül ediyorlardı.

Genel Başkan Mehmet Ağar, DYP'yi AKP ve CHP arasındaki gerilim siyasetinin dışında bir parti olarak tanımlıyordu. Böylece DYP iktidar ile muhalefet arasında bir tür tampon bölge veya siyasette üçüncü yol oluyordu. DYP ile Anavatan birleştiği vakit meydana gelecek yeni partinin de aynı siyaseti izleyeceğini de sözlerine ekliyordu. Bu beyan da hem DYP'nin, hem de birleşme sonrasında meydana gelecek partinin asıl DP'den ne kadar farklı olduğunu ortaya koyuyordu. 1946'da DP, iktidar ile muhalefet arasında bir orta yol olarak kurulmadı. Kendi başına bir tezi ve iddiayı temsil ediyordu. Başkalarına göre bir şey değil, kendi başına bir şeydi. Bağımsızdı. Buyrukla kurulmamıştı. Tam tersine buyurganlara "vaktiniz geldi, bundan sonra egemenlik kayıtsız, şartsız milletin olacaktır" diyordu.

DP'nin kuruluşunu II. Dünya Savaşı'nın bitimiyle ortaya çıkan dış konjonktüre bağlayanlar çıkmıştır. DP'nin kuruluşunda asıl önemli olan dış şartlar değil iç dinamiktir. Uzağa gitmeye gerek yoktur; 1930'da kurulan (ve kısa bir süre sonra kapatılan) Serbest Fırka'nın milletimizden nasıl bir teveccüh gördüğü yakın tarihimizin en önemli olaylarındandır. DP, 1946 yükselttiği milli irade bayrağını 27 Mayıs 1960'a kadar yüksekte tutmuştur. Muhalefetin her türlü yola başvurarak DP iktidarını bir darbe pahasına bile olsa engellemek ve yıpratmak yolundaki milli iradeyi yok sayan davranışları karşısında da azimle durmasını başarmıştır. 27 Mayıs'ta bir darbeyle iktidardan uzaklaştırılıp kapatıldıktan sonra DP "Yeter, söz milletindir" ifadesini kendisinden sonra geleceklere en büyük bir misyon ve miras olarak bırakmıştır. DYP ve Anavatan'ın özellikle 26 Nisan 2007'den sonra DP ile en ufak bir benzerliğinin dahi kalmadığı açıkça ortadadır.

DP ve milli egemenlik

Türkiye Cumhuriyeti'nin iki tane kurucu öğesi vardır; birisi tam bağımsızlık, diğeri ise egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir ilkesidir. Mustafa Kemal, 1919'da Milli Mücadele'yi böyle başlatmıştır. Erzurum Kongresi'nden Büyük Millet Meclisi'nin açılışına, İstiklal Savaşı'ndan Cumhuriyet'in kuruluşuna kadar yapılan her şeyi meşru kılan bu iki ilke olmuştur. Bunun içindir ki millete ait olan egemenlik Cumhuriyet ve demokrasinin ortak paydasıdır ve her ikisini birbirinden kopmaz bağlarla birbirine bağlamaktadır.

Aynı zamanda egemenliğin millete ait olması Cumhuriyet'in Türk milletine karşı bir taahhüdüdür. Cumhuriyet'in ilk döneminde şartlar müsait olmamış, çok partili siyasi hayata ve demokrasiye geçilememiştir. 1950'den sonra ise çeşitli askerî müdahaleler demokrasinin önünü kesmiş ve hatta demokrasiye ara verilmesine sebep olmuşsa da sonunda Türkiye yine demokrasiye dönmüştür. Ne kadar ilginçtir ki bu askerî müdahalelerin hemen hemen hepsine DP'nin devamı olan AP ve DYP muhatap olmuşlardır. Ancak bu iki parti de DP'den devraldıkları milli irade misyonunu sonuna kadar savunmak erdemini göstermişlerdir. Bu partiler hiçbir askerî müdahaleye ve toplum mühendisliğine karışmamışlar, tam aksine buna karşı durmuşlardır. 26 Nisan 2007'de bu gelenek ve süreklilik kopmuş, DYP demokrasi misyonunu terk etmiştir. Bu sebepten dolayıdır ki birleşmenin de bir anlamı olmayacaktır.

AYDIN MENDERES

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious