NEDİM HAZAR "Evin ışığı"

  • Giriş : 22.09.2007 / 09:35:00
  • Güncelleme : 22.09.2007 / 09:14:08

Babasını kaybeden Zaman Gazetesi yazarı Nedim Hazar, yazısıyla okuyan herkesi ağlattı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Evin ışığı

Ülkenin kenarında, köşesinde kendi halinde bir şehir... Bildiğiniz Anadolu kentlerinden biri işte: Sabah erken uyanan, gündelik koşturmacaların yaşandığı, sessiz, sakin, çok fazla vukuatın olmadığı, akşam ortak sofralara oturulduğu, erkenden ışıkların söndüğü bir şehir.

Adı Şanlıurfa olsun mesela. Ve bu şehirdeki evlerden bir ev. Diğer evlerden farkı; ışıklarının hiç sönmemesi. Tam on yıldan fazladır bütün şehir gece uykusuna daldığında uyanık kalan bir ev. Bir emekli şoförün evi; babamın! 45 yıl önce gurbet diye geldiği bu şehirde evlenip, çoluk çocuğa karıştıktan sonra ömrünün son 10 senesini yatakta geçiren yaşlı ve hasta adamın evi...

Elbette kimse bilmez, bilemez kendi içimizdeki acıları, yaraları...

Yaklaşık 10 seneden beri çalan her telefon ödümü ağzıma getirirdi bu nedenle. Evde hastası olanlar çok iyi bilir bu durumu. Eli kulağındadır sanki kötü haberin ve çalan her telefon, o duymak istemediğiniz, sürekli ötelediğiniz mutlak gerçeği bir gün fısıldayacaktır size.

Böyle birinci dereceden bir yakınınızın elinizin arasından kayıp gitmesi, bazı gerçeklerin aslında hiç de tanımlandığı gibi olmadığını bizzat yaşayarak öğretiyor size. Ve birtakım klişelerin nasıl geçersiz olduğunu içiniz yana yana öğreniyorsunuz.

Kim ne derse desin, ölüm ne kadar yakın olursa olsun beklemiyor insan ve umudunu yitirmiyor. 'En azından böyle devam etsin' hissi hep galip geliyor ve 'bekliyorduk' tesellisi bir palavradan öteye gidemiyor.

Ve anlıyoruz ki, aslında 'ölenle ölünmüyor' lafı da büyük bir palavra. Ölenle ölünüyor... İnsan sanki sevdikleri adedince parçalardan müteşekkil ve her sevdiği elinden kayıp gittikçe o parçası da gidiyor... Bir parçası ölüyor anlayacağınız. Ve siz içinizden kopan o parça nispetinde acı çekiyorsunuz, yüreğiniz burkuluyor. Her ölen, etinizden, bedeninizden, ruhunuzdan bir parçayı koparıp gidiyor işte!

Allah'tan geride kalan dostların omuzları, elleri, gözleri, yürekleri var. Dik durmanızı, yıkılmamanızı sağlıyor bu zor zamanlarda.

Ve bir şey daha anlıyor insan babası vefat edince: Yaşı kaç olursa olsun evladın, eğer baba vefat ettiyse yetim kalınıyor. Anlıyor ki, yetim kalmanın yaşı yok aslında!

Ki rahmetli babam artık çocuğumuz gibi olmuştu. Elimizle besler, elimizle bakımını yapardık. Bir çocuk gibi hassas ve kırılgandı. Ama babaydı yine de, duvardı, sırtımızı yasladığımız, zaman zaman çocukluğumuza dair anılara yolculuk ettiğimiz, bayramlarda elini öptüğümüz babaydı. Baba ölünce yetim kalır çocuk, yaşı kaç olursa olsun.

Benim babam hem babam, hem çocuğum gibiydi. Hem ona yaslanır, hem de bana yaslanmasına gözyaşlarıyla şahit olurdum. Bir bebek gibi tekrar kundaklayarak istirahatgâhına defnettim. Ve o dağ başında, ıssız bir mezarlıkta, mutlak gerçeği gösterirken tüm ölümlülere, biz şehre dönerken anladım ki, bu şehirde bir evin ışıkları gece sönecekti artık.

Babam rahmetli olmuştu çünkü!

TEŞEKKÜR: Böylesi bir özel konu ile sütunumu işgal ettiğim için affınıza sığınıyorum; ama yazmasam sanki vebal altında kalacaktım. Ve izninizle birkaç teşekkürü buradan yapmak zorundayım; zira teker teker dostlara ulaşmak neredeyse imkânsızlaştı. Başta 10 yıldan beri gece gündüz demeden adeta özel doktoru gibi her derdine koşan Dr. İsa Çikay Beyefendi'ye nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Keza Şanlıurfa Devlet Hastanesi'nin yetkililerine, Sayın Osman Güzelgöz'e, temsilcimiz sevgili Suphi Bey ve Urfa'daki tüm arkadaşlarımıza, sayın valimize, derdimizi derdi belleyen iflah olmaz bir iyiliksever ve meslektaşım sevgili Necdet Karadeniz'e, Dr. Serdar ve Dr. Suat Bey'e, ismini şu an hatırlayamadığım yüzlerce, binlerce dosta en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Ve merhumun ruhuna bir Fatiha istirham ediyorum.

Aktüel Yayın Grubu olarak; Zaman Gazetesi yazarı Nedim Hazar'ın babasına Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır dileriz.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious