Nereden nereye

Nereden nereye.10551
  • Giriş : 06.03.2006 / 00:00:00

Türkiye son dönemde istikrarın sembolü oldu. 2001 ekonomik krizi sonrasında enflasyonu yüzde 80’lere, reel faizleri yüzde 35’lere dayanarak yüzde 7 küçülen Türkiye, son 5 yılda gösterdiği performansla dünyanın en büyük 16. ekonomisi olmayı başardı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türkiye, bu yıl beklenen 385 milyar dolarlık Gayri Safi Milli Hasılasıyla (GSMH) İsviçre’yi, İsveç’i, Belçika’yı geride bırakarak yeni bir rekora doğru koşuyor. Son 5 yılda ortalama yüzde 7’nin üzerinde büyüyen Türkiye, dünyanın en hızlı büyüyen ilk 3 ekonomisi arasında yer aldı.

Bütçemiz fazla vermeye başladı
Türkiye’nin artık siyasi istikrarın ve ekonomik büyümenin sürdürülebilir olduğu bir ortama kavuştuğuna ilişkin işaretler geçtiğimiz yıl belirgin biçimde arttı. Yıllardır ekonomimizi kıskacı altına alan yüksek ‘enflasyon-hızlı büyüme-ekonomik kriz’ döngüsü tümüyle geride kaldı. 33 yıldan sonra enflasyon nihayet tek haneli seviyeye geriledi. Hükümet ve piyasa beklentileri arasındaki yüksek farklar kayboldu. Bütçe açığının GSMH’ya oranı, yıllardan sonra ilk kez, yüzde 3 olan Avrupa Birliği Maastricht kriterinin de altına indi ve 2005’te yüzde 2 olarak gerçekleşti. Konsolide bütçe son 5 yıldır faiz dışı fazla veriyor. Önümüzdeki iki yıl içinde reel faizlerdeki düşüşe paralel olarak genel bütçe serbest piyasa ekonomisine geçtikten sonra yıllık bazda ilk kez fazla verecek. Bunun işaretleri ilk defa Şubat ayında alındı ve bütçe aylık bazda fazla verdi. Bir yandan enflasyon düşerken ve sıkı mali politikalar uygulanırken, verimlilik artışlarına bağlı olarak son beş yıldır Türkiye ekonomisi ortalama yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme kaydetti.

Türkiye’nin adı bile yetiyor
Önümüzdeki dönemin belirleyici faktörlerinden biri olan Avrupa Birliği müzakere sürecinin olumlu biçimde sürdürülmesi Türkiye ekonomisinin geleceği açısından son derece önem taşıyor. Çünkü üyelik müzakerelerinin, daha başlangıç aşamasında ülke ekonomileri adeta yatırım yönünden şaha kalkmış durumda. Birliğe son katılan ülkelerden Polonya, Macaristan, Çek ve Slovak Cumhuriyetlerine baktığımızda bu açıkça görülüyor. Müzakerelere başlanan 1998 yılı öncesinde 5 yılda ülke başına yılda ortalama doğrudan yatırım girişi 1.4 milyar dolar iken, bu miktar müzakere dönemini takip eden beş yılda ortalama 4 milyar dolara yükselmiş. Türkiye’ye ise 2004 yılında 2.7 milyar dolar olan doğrudan sermaye yatırımları, müzakerelere başlama sürecinde olumlu gelişmelerin kaydedildiği 2005 yılında yaklaşık 9 milyar dolar oldu. Bu rakam, 2001-04 dönemindeki 4 yıllık toplam tutara eşit.

AB’nin krizi bizim için fırsat
Avrupa’nın içinde olduğu ekonomik düşüşün Türkiye için bir fırsat olması bekleniyor. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde özel sektörün yatırım ortamını, rekabet gücünü artıracak şekilde iyileştirmeyi başarabilmesi halinde AB’nin üretim merkezi olabileceğine kesin gözle bakılıyor. AB müzakere süreci doğru değerlendirilirse, Türkiye bugün karşısına çıkan birçok riski asgari düzeye indirip önemli mesafeler alabilecek. Mali ve politik disiplin, sürdürülebilir büyüme, yabancı sermaye girişi ve başarılı özelleştirmeler bu bakımdan ilk akla gelen örnekler.

Yatırım en az 4 kat artacak
Müzakere dönemlerinde aday ülkelere giren yatırım miktarlarına baktığımızda oldukça iştah kabartan bir manzara karşımıza çıkıyor. 2003 sonunda doğrudan yatırımların milli gelire oranları, Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 39’a, Polonya, Macaristan ve Slovakya’da yüzde 33 düzeyine ulaşıyor. Bu oran ülkemizde ise 2004 sonunda yüzde 6.5, 2005 sonunda yüzde 8 seviyesinde. Bu oran gösteriyor ki, Türkiye’ye müzakere sürecinde en az şimdiki oranın 4 katı yatırım gelecek. Bu ise doğrudan istihdamı etkileyip iş ve aş olarak Türk insanına dönecek.

Üyelikle milli gelirimizi 3’e katlayacağız
Müzakere sürecinin getirilerine baktığımızda tam üyelik döneminde yaşanan güçlü ivmenin temellerini oluşturduğunu görüyoruz. AB üyeliği, ülke ekonomilerini canlandırdığı gibi, gelir düzeyini de yükseltmiş. Kişi başına milli gelir dikkate alındığında, Yunanistan’ın üye olduğu 1981 yılı, İspanya ve Portekiz’in ise 1986 yılı sonrasında refah düzeyleri önemli ölçüde arttığını görüyoruz. AB fonlarından faydalanan ve önemli ölçüde doğrudan yatırım alan bu ülkelerde 1986 ve 2004 dönemleri arasında, Yunanistan’ın refah düzeyi AB ortalamasının yüzde 62’sinden yüzde 82’sine yükseldi. Portekiz’de bu oran yüzde 55’den yüzde 75’e, İspanya’da yüzde 71’den yüzde 98’e yükseldi. Türkiye’de ise bu oran ne yazık ki henüz yüzde 29 düzeyinde. Üye ülkelerdeki yirmi puanlık refah düzeyi artışı Türkiye üye olduğunda da olursa bu durumda milli gelirimiz 5 bin dolarlardan AB ortalaması olan 18 bin dolara çıkması anlamına geliyor.

Müzakere süreciyle birlikte refah düzeyleri arttı
Yunanistan yüzde 62 yüzde 82
Portekiz yüzde 55 yüzde 75
İspanya yüzde 71 yüzde 98
Türkiye yüzde 29 yüzde 49*
* 10 yıllık süreçte beklenen (kaynak: KOÇ Holding)

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious