New York'ta Beş Minare
01.01.2011 / 00:00
Sinemanın icadından bu yana bir eğlence aracı olmanın yanında üstlendiği misyona bakacak olursak, bu mutluluğumuz daha da artacaktır.
Çekilen film sayısının artmasının yanında, filmlerin kalitesinin ve izleyici sayısının artması da Türk sinemasında söz sahibi olanların doğru yönde yol aldığını gösteriyor.
Üstelik nihayet festival filmleri ile gişe filmlerinin birbirine yaklaştığını gözlemleyebiliyoruz.
Bu durumda sinemamızın uluslararası etkinliğinin oluşması anlamına geliyor.
Tabiî ki her şey tozpembe değil.
Sosyal alandaki her konuda olduğu gibi sinemamızda da bir ölçüsüzlük problemi yaşanıyor.
Özellikle iddialı ve büyük bütçeli yapımlar bir taraftan çok acımasızca eleştirilirken diğer taraftan taparcasına savunuluyor.
İşte bu bağlamda New York’ta 5 Minare filmini yorumlamaktan çok film hakkında söylenenleri irdelemek istiyorum.
En başından bu yana Arabesk kültürün baskınlığının karşısında olan (benimde kendimi tanımladığım konum) bir grup için bu filme ön yargısız gitmek mümkün değil.
Keza “Bebeğim Benim” “Yıkılmadım Ayaktayım” formatlı şarkıları ömründe bir defa bile baştan sona dinlememiş olan bu kesim için Mahsun Kırmızıgül imzası ciddi bir sınıfsal problem.
“Beyaz Melek” gibi bir filmle bu formatı geride bıraktığını iddia eden Kırmızıgül’e önyargılı diğer bir gurupsa Marksist düşünceyi benimsemiş Kürtler, hatta bu grubu biraz genişletip Kürt milliyetçilerini de katabilirsiniz.
Üçüncü bir grupsa büyük şehirlerde yaşayan ve İslam’ı yaşayanlara her koşulda düşman gözüyle bakan, kendini tanımlarken kullanacağı sıfatlar içerisine muhafazakâr kelimesini hiçbir şekilde koymayan, bireysel laiklik gibi bir kavramı benimseyenler.
Ve tabiî ki dördüncü bir grup da radikal düşüncelerini İslam gibi anlatan, kendi gibi düşünmeyen herkesi dinsiz kabul eden, radikal din tabanlı siyasi örgütlere yakınlığı veya sempatisi olanlar.
Peşinen söylenmeli ki; bu kadar büyük bir kalabalığın önyargıyla bakacağı bir konuyu işlemek büyük cesaret. Sırf bu cesaretinden dolayı Kırmızıgül’ü alkışlamak lazım.
Madalyonun öbür tarafında ise “İslam dini hoşgörü dinidir” çerçevesinde “Müslüman terörist, terörist Müslüman olamaz” düşüncesini benimsemiş insanlar için düşüncelerinin açıkça savunulduğu bir filmi eleştirmek ya da beğenmemek bu temel düşünceyi reddetmek gibi algılandığından filmin her karesi ölesiye savunulmakta, filmi eleştiren herkes peşin hükümlülükle suçlanmakta.
Yani tartışmaya, dinlemeye, anlamaya böylesi ihtiyaç duyduğumuz bir konuda bile maalesef yine bir kutuplaşma yaşanmakta…
Film hakkında son söz mutlaka gidin, dikkatle izleyin ne kadar kötü işlenmiş olursa olsun filmdeki temel düşünceler insanoğlunun çok ama çok ihtiyaç duyduğu düşünceler. Ne kadar eksik anlatılmış olursa olsun anlatılmaya çalışılan aydınlık bir yol haritası.
“Keşke şöyle değil böyle olsaydı” diyeceğiniz bir sürü sahne olmasına rağmen o sahnelerde söylenen sözler o sözleri söyleyen oyunculara ya da senariste ait değil o sözler kulağımıza küpe olması gereken evrensel değerler.
Mesaj bombardımanından şikayet edenlere aldırmadan gidin izleyin. En azından bu filmden ahlaksız bombardımanı, şiddet bombardımanı yok.
Filme mutlaka gidin ve kendi eleştirinizi kendiniz yapın, yapın ki daha iyileri yapılsın…
































