Kurtulmuş, Merter'deki çalışma ofisinde Aktüel Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Muaz Kalaycı'yı ağırladı. Kalaycı'nın sorularına birbirinden çarpıcı cevaplar veren Kurtulmuş, Kürt Açılımından, Başbakan'ın “başkanlık sistemi” açıklamalarına, İsrail'le olan ilişkilerden siyasilere olan yumruklu saldırılara kadar geniş bir yelpazede görüşlerini anlattı.
Saadet Partisinin muhalefet anlayışından örnekler veren Saadet Partisinin lideri, Anayasa Paketine ilişkin değerlendirmelerini dile getirdi.
Yargıçların toplu istifayı çağrıştıran ifadelerine sert çıkan Kurtulmuş; "Eğer yargı mensupları topluca istifa etmeyi düşündülerse Türkiye'nin 12 Mart işkence hanelerinde, Ziverbey köşkünde insanların tırnakları sökülürken istifa etmeliydiler" demekten kendini alıkoyamadı.
Numan Kurtulmuş'un sorulara verdiği cevaplar tarihe not düşecek cinsten. Okumadan geçmeyin!
***
Röportaj: Muaz Kalaycı, Genel Yayın Yönetmeni
Redakte: Sinem Sultan, Meliha Sönmez
***
“MEVCUT ANAYASA PAKETİ 12 EYLÜL ANAYASASI ÜZERİNE YAPILMIŞ BİR YAMADAN İBARETTİR”
— Mecliste olsaydınız Anayasa Değişikliği Paketine destek verir miydiniz? Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a sunduğunuz Anayasa değişikliği teklifiyle ilgili gelişmeler yaşandı mı?
Eğer biz mecliste olsaydık; hem bu anayasa paketi ile ilgili tartışmalar, hem de demokratik açılım konusundaki tartışmalar bu kadar muhtevasız, bu kadar üslupsuz bir şekilde sürmezdi. Saadet Partisi bu anlamda mecliste iktidar ve muhalefet partileri arasında bir denge oluştururdu ve Türkiye'de makul çoğunluğun sesi olarak yapılması gerekenler konusunda fikri ve siyasi öncülük ederdi. Dolayısıyla ben her iki konuda da Saadet Partisinin mecliste son derece makul bir tartışma ortamı oluşturacağına inanıyorum.
“İKTİDAR İLE ANA MUHALEFET ARASINDAKİ SİYASETİN GENEL ÇERÇEVESİ ÇATIŞMA ÜZERİNEDİR”
Maalesef 8 yıldır iktidar ile ana muhalefet arasındaki siyasetin genel çerçevesi; çatışma, gerilim ve kamplaşma üzerinedir. Her konuda bunu sürdürüyorlar. Her konuda sürdürdükleri gibi Anayasa çalışmalarında da sürdürüyorlar. Hâlbuki anayasa; ittifakla, konsensüsle, herkesin sözlerini, fikirlerini, dosyalarını ortaya koyduğu bir üslup içerisinde yapılır. Anayasalar sürprizlerle, çatışmalarla değil bilgelikle yapılması gereken bir husustur. Bunu defalarca söyledik. Saadet Partisi olarak biz; mayın tasarısında, demokratik açılım konusunda ve Ermenistan meselesinde de olduğu gibi sadece siyasi olarak “isteriz” veya “istemeyiz” diye fikir beyan etmek yerinene istediğimizi ortaya koyduk. Sayın Bülent Arınç'a hükümet adına bize geldiği zaman ve Sayın Cumhurbaşkanımıza partimizin görüşlerini iki ayrı dosya halinde takdim ettik. Bunlardan bir tanesi yeni Anayasa… Bizim esas fikrimiz gündemdeki bu mevcut anayasa paketi (AK Parti'nin hazırladığı anayasa paketi) 12 Eylül Anayasası üzerine yapılmış bir yamadan ibarettir. Öncekilerle kıyasladığımızda daha büyük bir yamadır. Bu paketin içerisinde olumlu bulduğumuz maddeler var. Mesela millet egemenliğinin önünü kısmen de olsa açan maddeler var. Ama sonuçta 12 Eylül Anayasasının ruhu baki kalmıştır. Dolayısıyla bunu yapabilmek için bizim 3 Kasım 2008 tarihinden beri söylediğimiz yeni, demokratik, katılımcı, çağdaş bir Anayasanın yapılması mecburiyetidir ve bu süreçte de milleti sahih, tek hâkim, tek sahip kılmaktır.
“2010 YILINDA TÜRKİYE'NİN YENİ BİR ANAYASA YAPMASI KONUSUNDA FEVKALADE BİR ŞART VAR”
Yeni Anayasa topyekûn nasıl yapılacak; bununla ilgili dosyayı verdik. 2010 yılında Türkiye'nin yeni bir anayasa yapması konusunda fevkalade bir şart vardır ama bu siyasal gerilimlerden dolayı yapılamıyor. Ama şunu çok net söylüyorum; önümüzdeki 3-5 yıllık süre içerisinde Türkiye, topyekûn 12 Eylül Anayasasından kurtulacak ve bu Anayasanın da doğrudan halk tarafından yapılacağı bir mekanizma kurulacaktır. Bunun öncülüğünü de parlamentoda Saadet Partisi yapacaktır. Madem topyekûn bir Anayasa değişikliği yapılamıyor, hiç olmazsa mevcut Anayasa değişikliği paketinde olması gereken asgari düzenlemeleri de belirledik, bunu da hükümete takdim ettik. Böylece Saadet Partisi olarak sadece bir konu üzerinde “biz istemezük” diye karşı çıkmak yerine ne olması gerektiğini, makul çoğunluğun ne talep ettiğini ortaya koyan fikirlerimizi ifade ettik. Bu süreçte üç kesime de sürekli tavsiyelerimizi yapıyoruz. Bunlardan birisi hükümetedir. Hükümetin; “çoğunluk bizde, biz istediğimizi yaparız” deyip kapıları kapatarak diyalog zemini aramaksızın bir Anayasa değişikliği yapmasını başından beri uygun bulmuyoruz.
“YARGI ÇEVRELERİ BİR SİYASİ PARTİ GİBİ HAREKET EDEMEZ”
CHP'ye tavsiyemiz milletle zıtlaşmamasıdır. Milletin iradesi ile çatışmamasıdır. Eğer Anayasadaki değişiklikler referanduma giderse milletin verdiği kararı Anayasa Mahkemesi gibi başka makamlarda düzeltmeye kalkmamasıdır. Eğer böyle yaparsa CHP, AKP'nin değirmenine su taşımış olacaktır. Üçüncü tavsiyemiz de yargı çevrelerinedir. Türkiye'de yargı çevreleri bir siyasi parti gibi hareket edemez. Yargı mensuplarının özellikle bir anayasal değişiklik süreci öncesinde ve sırasında asla bu konu ile ilgili görüşlerini dile getirmemesi gerekir. İçlerinden bazıları topyekûn istifa sürecini bile dile getirdi.
“YARGIÇLAR TBMM KAPISINA KİLİT VURULURKEN İSTİFA ETMELİYDİ”
Eğer yargı mensupları topluca istifa etmeyi düşünüyorsa 27 Mayısta bir Başbakan asılırken, 12 Mart işkence hanelerinde, Ziverbey Köşkünde insanların tırnakları sökülürken, 12 Eylülde Atatürk'ün “en büyük eserim” dediği TBMM kapısına kilit vurulurken, 28 Şubatta askeri kışlalarda brifingler verilirken topluca istifa etmeliydiler. Herkesin dengeli bir şekilde bu süreci yürütmesi lazım.