Nuray Başaran yaşadığı baskıları paylaştı

Nuray Başaran yaşadığı baskıları paylaştı.14062
  • Giriş : 06.02.2009 / 17:50:00
  • Güncelleme : 06.02.2009 / 17:53:51

Hem telekulak, hem görevi suistimal, hem siyaseti manipüle hem medya kuruluşlarına baskı...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:



Jandarma istihbarat başkanı Tuğg. Levent Ersöz, Gazeteci Nuray Başaran ve yasaklı siyasi Tayyip Erdoğan... İşte şok eden açıklamaların dökümü... İşte Nuray Başaran'ın ATV'de yaptığı açıklamalar. Hem telekulak, hem görevi suistimal, hem siyaseti manipüle hem medya kuruluşlarına baskı... Dilediğini yapma dilediğini dinleme...

NURAY BAŞARAN: ERSÖZ BENİ DİNLETTİ

O günlerde biliyorsunuz ben Akşam Gazetesi'nin Ankara Temsilcisiydim. 3 Kasım 2002 seçimleriydi. Ben ilk hareketlenmeler nereden başladı nasıl oldu onu anlatırsam daha doğru olur diye düşünüyorum.

Bütün liderlerle seyahate gidiyorum. Başbakan pardon AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ile de zannediyorum. Osmaniye, Gaziantep ve bir il daha vardı 3 günlük bir seyahate, seçim gezisine gittim. İzlemek için. Ama Tayyip Erdoğan o zaman AK Parti Genel Başkanı fakat yasaklı milletvekili bile olamıyor. Çok enteresandı Akşam Gazetesi'nin Ankara Temsilcisi olarak iki gün önce Tansu Çiller ile gitmiştim zannediyorum Mesut Yılmaz ile AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer dediği için Diyarbakır seyahatini tercih etmiştim. Böyle yani bütün liderlerle bir yere gittim.


Fakat Gaziantep'te gördüm ki inanılmaz bir kalabalık var. Recep Tayyip Erdoğan'ın mitinginde dehşet bir kalabalık. Bir yandan da bu adam yasaklı. Fakat meydan öyle demiyor. İşte o dönem herkes muhtar bile olamaz diyor. Gazeteler bunları yazıyor. Herkes ona inanıyor. Türkiye'de aslında bunu biliyor. Ama buna rağmen dehşet bir kalabalık. İzlenim yazacaktım oradan. Hakikatten izlenim şeklinde köşe yazısı yazdım. Yazımın başlığı şöyleydi: Akşam Gazetesi'nin. "Meydanların başbakanı Tayyip Erdoğan"dı.


ÜST DÜZEY KOMUTANLARINDAN BİR TANESİNDEN TELEFON ALDIM


İlk buradan başladı her şey. Bunu aslında ben Referans Gazetesi'nde bir süre önce Gaziantep'e eğitim-öğretim yılının açılışında başbakan Gaziantep'e gitmişti bu sene biliyorsunuz oradan yaptı. Gaziantep'in düşündürdükleri diye bir yazı yazmıştım. Onu içinde kullandım. Gazetede bu yayınlandı. Gezimizde devam ediyor. O zamanın üst düzey komutanlarından bir tanesinden telefon aldım. Sen nerdesin dedi. Söyledim. Onu şu anda emekli zaten ismini söylemek istemiyorum. "Ben dedim Tayyip Erdoğan ile seyahatteyim". Bu yazı ne dedi. "Nasıl yani yazı ne?" dedim. "Ya tama seni de kaybettik sen irticacı oldun dedi" Bu kadar açık söyledi. Ben dehşete düştüm. "Paşam ben sadece izlenim yazdım. Gazeteci gördüğü resmi yazar. Görevi de budur. Benim burada gördüğüm resim budur." dedim. Gelince seninle bir konuşalım dedi.


Ben kendimden o kadar eminim ki objektifliğimden gazeteciliğimden ve gazeteciliğimden hareketle doğru yaptığımdan hiç şüphem yok. Neyse ben çok da alınmadım aslında. Çok da aldırmadım. Geldim görevime devam ettim.


BİR SABAH KALKTIM Kİ İKİ KİŞİ TARAFINDAN TAKİP EDİLİYORUM


Şimdi Levent Ersöz'e geliyorum. Bir gün bir sabah kalktım ki iki kişi tarafından takip ediliyorum. Yakın takip. Ertesi gün devam ediyor. Öbür gün devam ediyor. Doğrusu öyle korku falan yaşamadım ama bunlar çok ilginçti. Bu arada şunu da belirtmek istiyorum. Bugüne kadar bunları neden açıklamadığıma gelince. O dönemde gerekli kişilere gerekli bilgileri vermiştim. Dolayısı ile bir kurumu yıpratmak gibi bir niyetim yoktu. Ama ne zamanki Levent Ersöz'ün arşivlerinden evdeki bir takım el konulan bilgi notlarından beni biliyorsunuz adım adım takip ettiği yazılı bir şekilde ortaya çıktı. Şu saatte şuraya gitti bu saatte buraya geldi. Sonrasında

Görüşmelerimizin CD'leri yayınlanınca ki bunlar bir dergide de yayınlandı. Ondan sonra konuşmaya karar verdim. Üstüne bugün de böyle bir şey olunca. Baktım ki takip ediliyorum. Çok korktum mu?

BİR SABAH BAKTIM Kİ KIZIM DA TAKİP EDİLİYOR

Hayır, çünkü yaptığım yanlış bir şey yoktu. Çok korku yaşamadım. Endişelendim. Endişelendiğim gün de şudur. O zaman kızım 13 yaşındaydı. Bir sabah baktım ki kızım da takip ediliyor. Belki kızım şimdi izliyordur bizi. O günlerde kendisine söylemedim ama çok küçüktü. Sadece onun dikkatli olması gerektiğini birisi onu bir yere çağırırsa bir yere gitmemesi gerektiğini söyledim. Kızımız için endişelendim. Hatta bir sürede şoförüm ve arabamla servisten alıp o zaman ODTÜ Koleji'nde okuyordu. Öyle gönderdim ama çok da küçücük çocuk 13–14 yaşında. Bunları yetkililer ile paylaştım. Çok da endişelendim.


Ne zaman da kızımın takip edildiğini öğrendim o zaman bu işin peşine düştüm ciddi olarak. Yani bizi kim takip edebilirdi neden takip edebilirdi? Ankara'da gazetecilik yapıyorsanız bunu öğrenmek hem çok zordur hem de iyi çalışırsanız öğrenebilirsiniz de. Bir süre sonra öğrendim ki beni takip edenler Jandarma İstihbarat Birimi'nin elemanları. Birtakım yerlerle bunu paylaştım. Sonra da bir baktım ki o güne kadar Levent Ersöz adını hiç de duymamıştım tanışmamıştım da. O istihbarat biriminin başında da Levent Ersöz var. O dönemde tanıdığım bazı komutanlara gittim. Dedim ki bu Levent Ersöz kimdir? Nedir beni neden takip eder? O dönem Şener Eruygur Jandarma Genel Komutanı ama gittiğim kişiler arasında değil. Yani şu anda adını vermek istemiyorum ama kendime yakın bulduğum bir komutandan rica ettim.


"PAŞAM BENDEN HER ŞEY OLUR AMA BİR TEK İRTİCACI OLMAZ"

Neden izlendiğimi de bilmiyorum. Bir süre sonra dediler ki "Sen irticacıymışsın" yani işte. Her yere soruyorum. En son gittiğim komutandan şunu söyledim. Zaten Levent Ersöz'e de söyledim birazdan onu da söyleyeceğim. "Paşam benden her şey olur ama bir tek irticacı olmaz" dedim. Çünkü ben İzmirliyim işte Karşıyaka'dan geldim. Benim ailem belli. Dünyaya bakış açım belli. Mümkün değil yani. Her şeyi yapabilirim ama ya da her şey bana yakıştırılabilir ama irtica yapışmaz. Çünkü mümkün değil nasıl irticacı olabilirim. Neyse o komutan hakikaten bana büyük bir iyilik yaptı. Levent Paşa'yı aradı ve randevu aldım.


Onun üzerine ben Levent Paşa ile ilk tanışmam ve karşılaşmam o vesileyledir. Kendisine gittim. Giderken korku falan yaşamadım. Kızım için biraz endişem vardı. Odasına girdim. Gayet soğuk uzak tam böyle karşımda şimdi ilk tanışma seni izliyor seninde duyguların var. Söylemek istediğim bir şeyler var. En azından benim için olmasa bile 13 yaşındaki kızım için bir endişem var. Hakikaten endişe duydum onun için. Tedirginim. Dayanamadım bende net bir insanımdır. Gazeteci olarak da her zaman böyle oldum. "Paşam beni izliyor muşsunuz? Sizi bulmak için çok çaba sarf ettim. Ve geldim. Beni niye izliyorsunuz? Bana sormak istediğiniz ne varsa sorun her türlü sorunuza açığım. Ben geldim teslim oluyorum hadi sorun nerem irticacı?" dedim.

Sonra bu "Meydanların başbakanı Tayyip Erdoğan'dan başlayan bir süreci konuştuk. Ve tabi o dönemin şartları biraz değişikti. Çukurova Grubu'nun şartları benim orda temsilci olmam. Tuncay Özkan'ın Çukurova'dan ayrılması. Biliyorsunuz Medya Grup Başkanıydı bende orada bir temsilciydim.

TUNCAY ÖZKAN'I ÇUKUROVA GURUBU'NDAN NİYE ATTINIZ

Tuncay Özkan'la ilgili olarak her şey CD'lerde çıktı. Bu arada anlatacaklarım var ama Tuncay Özkan'ı anlatayım. Aktüel Dergisi de onu yayınladı o bölümü çünkü o CD'yi almış ve CD'ye el konulunca yayınladı. Bana şöyle dedi Tuncay Özkan bölümünde ama bu ikinci gidişimdeydi. O ilk gidişimdeki sohbette değildi. "Tuncay Özkan'ı Çukurova Gurubu'ndan niye attınız. Tayyip Erdoğan mı attırdı? Tayyip Erdoğan telefon açmış" dedi. Ben de "Paşam Çukurova Gurubu'nun böyle bir geleneği yok. M. Emin Karamehmet ne bir siyasi biri için tavassutta bulunursa onu yerine getirir. Ne de işten çıkarılması noktasında böyle bir şey olabilir. Ben Mehmet Bey'e yakın çalışıyorum. Böyle bir şey olsa benim haberim olur" dedim. Ve ben Tuncay Özkan'ın ayrılması sizi neden bu kadar ilgilendiriyor? Ama sonra öğrendim ki sonradan öğrendim. Tuncay Özkan şöyle demiş. Benim de irticacı olmam oradan geliyor. "Bu kadın burada olduğu sürece AK Parti'ye çok yakın. Tayyip Bey için de işte bunları bunları yazdı. Bunu buradan atmazsak yada bundan kurtulmazsak Çukurova Medyası'nı kullanamayız" yani benimle ilgili sıkıntı oradan geliyor.

Dedi ki: "Tuncay ile görüşürüz. Bizim iyi arkadaşımızdır. Ben de dedim ki paşam bende vatanımı milletimi çok seviyorum. Ben arkamda beni iki kişi takip edecek kadar vatanım milletim ile ilgili bugüne kadar ne yaptığımı anlayamadım. Anlamak da istemiyorum. Zorlasanız da anlayamam.

"Ama Tuncay Özkan'ın Çukurova Gurubu'ndan nelerden gitmiş olacağını biliyor musunuz? Belki ne kadar doğru bir insanı savunduğunuzu bilmiyorsunuz." dedim.

TUNCAY ÖZKAN KANAL D'NİN ARŞİVİNİ ÇALDI ÇUKUROVA GURUBU'NA 500 BİN DOLAR'A SATTI

"Nasıl yani. İşte vatanını milletini çok sever Atatürkçüdür." dedi. "Paşam hepimiz Atatürk'ü çok seviyoruz. En azından bu ülkeyi kurdu. Hepimiz saygı duyuyoruz. Bunun Atatürkçülük ile ne alakası var." dedim. Tabi bunların çoğu yayınlandı. "Siz biliyor musunuz? Tuncay Özkan'ın Kanal D'den arşiv çaldığını. Çukurova Gurubu'na 500 bin Dolar'a sattığını ve başka kirli ilişkileri olduğunu biliyor musunuz? Bunlar gurupta birikti birikti bunlar da etkili olmuş olabilir. Niye sizin aklınıza irtica oraya ele geçirdi, hükümet Tuncay Özkan'ı istemiyor. Ve Çukurova Gurubu işine son verdi."

Tuncay Özkan'ın tekrar orada işe başlaması için yanlış hatırlamıyorsam "Tekrar işe alınabilir mi? diye sordu. Bende kendisine "Bu beni aşar" dedim. Ama bildiğim kadar şunu söylemem gerekirse medyada bu tür geri dönüşler biraz zor olur. İkincisi de Tuncay Özkan'ın böyle böyle çirkin yada kabul edilmeyecek davranışları olduğu için zor olur. İstiyorsanız siz Mehmet Emin Karamehmet ile konuşun. Ben Çukurova Grubu'nan patronu değilim. Akşam Gazetesi'nin sahibi değilim. Kaldı ki size sadece görüş beyan edebilirim. Ben bi de üzülüyorum çünkü bana göre Tuncay Özkan yanlış bir insan. Niye yanlış bir insanı savunuyorsunuz" dedim. Tuncay Özkan ile ilgili bölüm böyle.

"PAŞAM NİYE BENİ İZLİYORSUNUZ?"

Sonra kendisine dedim ki "Paşam niye beni izliyorsunuz?" aynı şeyi ona da söyledim. "Benden her şey olabilir ama irticacı olmaz. Ama bana diyorsanız ki işte Tayyip Erdoğan niye başbakan oldu? E bunu Türkiye yaptı. Türk toplumu yaptı. Seçmen gitti oy verdi. Şimdi ben gazeteci olarak bunu kabul etmeyeyim mi. Başbakanım değil mi diyeyim. Yani ne yapabilirim. Ya da işte hiçbir şey yokken iftira mı atayım. Yani ne yazmamı bekliyorsunuz?"

Dolayısıyla Levent Ersöz ile bütün tanışıklığımız ilişkimiz sonra zannediyorum 3-4 kez daha konuştuk. bu merkezde böyle geliştiği için siz diyorsunuz ya "darbe ile ilgisi ne?" onla ilgim bundan ibaret. Hakikaten bundan ibaret.

Ha bir şey daha öğrendim o dönemde telefonlarım da dinlenmiş o dönem. Zaten onlar da çıktı biliyorsunuz. Onu da mutlaka söylemek istiyorum. Telefon dinleme hikâyemin de peşine düştüm. Bütün bunlar olurken.

TELEFONUMU DA DİNLEMİŞLER HEM DE MAHKEME KARARIYLA

Görüştüğün paşaların isimleri Tuncer Kılıç olabilir mi?

İsimlerden daha çok burada yapılanların üzerinde durmak istiyorum. Benim telefon kayıtlarımın üzerinde de durmak istiyorum. Bu benim telefon kayıtlarım da çok önemli. Neden önemli çünkü bu dönemde Türkiye'de telefon dinlemeleri bu dönemde çok tartışılıyor. Onun peşine düştüğümde mahkeme kararı alındığını gördüm. Benim telefonumun dinlenmesi ile ilgili. Ve mahkeme kararında şu yazıyordu. Jandarma İstihbaratı'nın başvurusu üzerine benim Sivas'ta bir olaya karışmamdan dolayı alınmıştı. Ve biliyor musunuz ki ben o güne kadar Sivas'a hiç gitmemiştim. Yani kaldı ki bir de olaya karışayım. Bunu niye söylüyorum biliyorsunuz dinlemeler çok tartışılıyor. Ben Sivas'a hiç gitmediğim halde oradaki olaydan dolayı Jandarma İstihbaratı mahkemeye başvuruyor. Ve o mahkeme de dinlenmeme izin veriyor. Ben bunu bir gazeteci bir vatandaş olarak anlamakta zorluk çekiyorum.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*