O savaş karşıtı, şair ve Yahudi!

  • Giriş : 21.08.2006 / 00:00:00

Roni Marguiles, İstanbul’da doğmuş, Türkiye ve İngiltere’de eğitim aldıktan sonra bir süre İngiltere’de yaşamış ve Türkiye’ye geri dönmüş bir isim.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yazar, şair, gazeteci, savaş karşıtı ve sosyalist olan Yahudi asıllı Roni Margulies, Filistin ve Lübnan’da yaşananlar üzerine İsrail’e en ağır eleştirileri yöneltiyor. Birgün Gazetesi’nin forum sayfasında, 33 günlük savaş boyunca sürekli İsrail politikalarını eleştiren yazılar ve çevirilere yer veren Margulies, bu süre boyunca en sıkıntılı günlerini yaşamış. Aynı kökenden geldiği insanlara sert eleştiriler yöneltmekle yetinmeyen Roni Margulies, yaşadıklarını fazlasıyla içselleştirmiş ki, “İsrail saldırılarına bir Müslüman’dan daha çok öfke duyuyorum.” diyor.

Hizbullah’ın silah bırakmasını istemek adil değil!

Savaş devam ederken, herkes bir şeyler söyledi, bir şeyler yazdı, çizdi. Aslen Yahudi olan şair Roni Margulies de, Lübnan ve Filistin’de yaşananlar üzerine sesini en yüksek çıkaranlar arasında. Şairliği yanında sosyalist kimliğiyle politik yanı ağır basan Roni Margulies, ‘Amerikan emperyalizminin ana saldırı odağı halinde olan Müslümanların anti emperyalist mücadele verdiğini, fakat bu ABD’nin işine gelmediği için din çatışması gibi gösterdiğini’ söylüyor. Margulies ile Lübnan ve Filistin’de yaşananlar, ateşkes sonrasındaki beklentiler üzerine konuştuk.

İsrail’in Filistin ve Lübnan’daki tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Her gün sivillerin ve çocukların öldürüldüğü bu süreç akıl ve mantık kalıplarının ötesinde olmalı?

Öyle bir sistem içerisinde yaşıyoruz ki bu sistem insanlardan bağımsız olarak bizi yönetiyor. Bu, birey olarak müdahale edilmesi imkansız olan bir sistem. Aynı şekilde savaşlara da yol açıyor. Amerikan yönetimi, İngiltere hükümeti, İsrail hükümeti açık ki buna karşı değil. Ama dünya sadece yönetenlerden oluşmuyor, bir de yönetilenler var. Biz yönetilenler beğenmediğimiz bir şey olduğu zaman, bu sistem o kadar güçlü ki bir şey yapamayız inancından kurtulup sokaklara dökülüyoruz. Biliyoruz ki George Bush’un onay düzeyi düştü, İngiltere Başbakanı zor durumda, İsrail hükümeti de bu savaşta yenildiği için zor günler yaşayacak. Özetle savaşlardan ve mevcut sistemden çıkarı olanlar var, bir de olmayanlar.

Vicdani retçi İsrailli asker Itzik Shabbat Lübnan’da savaşmayı reddetti. Lübnanlı ressam Zena el-Khalil de dünya kamuoyuna bir mektupla çağrı yaptı. sivil halktan tepkilerin çoğalması gerekiyor değil mi?

Türkiye’de basının savaşa karşı olan kesimi, dünya sessiz, insanlar ölüyor, ses çıkmıyor gibi başlıklar atıyor. Bu doğru değil. Devletler sessiz kaldı, ancak dünya değil. İlk günlerde Neoam Chomsky, Tarık Ali, Arundathi Roy gibi isimler bir bildiri yayınladı. Londra’da 100 bin kişi sokağa çıktı. Hindistan’dan Malezya’ya Amerika’dan Türkiye’ye düzinelerce gösteri, yürüyüş, toplantı oldu.

Türkiye’deki savaş karşıtı hareketi bu süreçte nasıl görüyorsunuz, yeterince organize olabildi mi?

Yok hayır yeterince yapamadık. Londra’da yüz bin kişi sokağa çıktı, biz çıkamadık. Türkiye nüfusunun yüzde 90’ı savaşa karşı üstelik ciddi bir öfkeyle savaşa karşı. Bunu kitlesel olarak sokağa dökmeyi beceremedik. Bu Türkiye’ye özgü, Türkiye soluna ve Müslümanlarına özgü nedenlerden kaynaklanıyor.

Şimdi ateşkes oldu, bundan sonraki süreçte neler bekliyoruz?

Barış başka şey ateşkes başka. Bu anlaşmanın barış getireceğini düşünmüyorum. Çünkü anlaşma Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve Kuzey Lübnan’a çekilmesini öngörüyor. Hizbullah’ın silahsızlanmayı ve çekilmeyi kabul etmesi mümkün değil. Ayrıca adil değil. Çünkü İsrail şu anda halen Lübnan topraklarını işgal ediyor. Uzun vadede, İsrail’in bölgede barışa hiçbir zaman barışa izin vereceğini düşünmüyorum. Çünkü Filistinlilerin bir devlet kurmasına göz yumamaz. Bunu yapmak Siyonizm’in bütün inançlarından ödün vermek anlamına gelir. Filistinliler de bir devlet kurma özlemlerinden vazgeçmeyeceklerine göre bu bölgede Filistin sorunu çözülmeden barış olması mümkün değil. Bu arada, İsrail’in komşusu olan ülkelerin hiçbiri de güvenli bir barış içinde yaşama garantisine sahip değil. Bugün Lübnan, yarın Ürdün olur, öbür gün Mısır.

BM saldırının ortalarında 72 saat insani yardım arası istedi. Şimdi barış gücü konuşuluyor. Bu ironik değil mi, insanları bombalıyor sonra da yardım götürüyorsunuz?

Konuşulan barış gücü zaten barış gücü değil bir savaş gücü. Bölgeden İsrail ve Hizbullah çekilmediği sürece Amerika ve İsrail bu sözde barış gücünü Hizbullah’ı silahsızlandırmak ve Hizbullah’la savaşmak üzere oraya getirmek istiyor. Hizbullah bugün İsrail askerlerine karşı savaşıyorsa yarın bu güce karşı savaşacak. Bu durumda bize düşen Türkiye’nin böylesi bir güce katılmaması için elimizden geleni yapmaktır. Bu güç oraya savaşmaya gidecektir. Aksi takdirde İsrail’in işine yaramaz. BM ancak İsrail’in işine yarayan bir şey yapabilir, çünkü Amerika’nın kuklasıdır.

Bu süreçte, ırkınız dolayısıyla yani Yahudi olduğunuz için bir tepki aldınız mı?

Olmadı doğrusu. Türkiye’de bütün Yahudilerin İsrail’i desteklediği zannı, yanılgısı yaygındır. Yahudilik başka bir şey Siyonizm başka bir şeydir. Benim görüşlerim ayrıca Yahudi olmamdan değil, sosyalist olmamdan kaynaklanıyor. Benim gözümde Yahudi olmam, boyumun 1.72 olmasından çok daha önemli bir şey değil. İsrail’in açtığı savaş dönemlerinde bütün insanlık öfke duyuyor; ama dünyadaki Müslümanlar daha büyük bir öfke duyuyor. Benim duyduğum öfke bir Müslüman’dan daha az değil. Ama Müslümanlar arasında şöyle bir anlayış yaygın; savaş dönemlerinde daha da yaygınlaşıyor: Ortadoğu’da sorun Yahudilerdir anlayışı. Oysa sorun Yahudiler değil İsrail devleti.

Neden böyle bir eğilim söz konusu peki?

Çünkü Müslümanlar bir zamandır Amerikan emperyalizminin ana saldırı odağı halindeler. Müslüman oldukları için değil, belli bir coğrafyada hasbelkader yaşadıkları için. Amerika saldırıyor çünkü, Amerika Hıristiyan onlar Müslüman. Amerika propagandası bu ikiliği böyle anlatmakta da asıl yaptığı işi saklamış oluyor. Müslüman kitle de bu oyuna bazen kolay geliyor. Sorun Hıristiyanlardır, Ortadoğu özelinde de Yahudilerdir diye görmeye başlıyorlar.

Yani Müslümanlar Batı’ya karşı antiemperyalist mücadele mi veriyorlar?

Evet, ama bunu antiemperyalist bir mücadele olarak değil Müslüman bir mücadele olarak görüyor. Ortadoğu’da sorunu sadece İsrail diye görünce ve daha da kötüsü Yahudiler diye görünce bir çarpılma oluyor. Sorunu emperyalizm olarak görmeyip din temelinde görünce buna karşı verilen mücadelede zayıf düşüyor. Bunu anlatıyorum. Onlar benimle Yahudi olduğum için ilgileniyor, ben de onlarla antiemperyalist oldukları için ilgileniyorum.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious