Öğütçü: "Dünya ekonomisi 2007 yılını mumla arayabilir"

  • Giriş : 02.01.2008 / 16:01:00

Beklenmedik olumlu gelişmeler yaşanmazsa dünya ekonomisi 2008’de zor bi dönem geçirecek.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yavaşlayacak büyümeyi yeniden canlandıracak başlıca motorların Çin, Hindistan ve diğer yükselmekte olan ekonomiler olacağını ifade eden Öğütçü, geçmişte ABD, Batı Avrupa ve Japonya öncülüğündeki küresel canlanma efsanesinin artık geride kaldığını söyledi.

Ekonomist Mehmet Öğütçü 2008’de tüm ülkelerin sürdürülebilir bir büyüme performansını hedeflemeleri gerektiğini belirterek “Herkes tüm hesaplarını finans piyasalarındaki zorlukların daha da artacağına, petrol ve emtia fiyatlarının yüksek kalacağına, Euro’nun rekor düzeylerde değer kazanacağına ve dolardaki zayıflamanın süreceğine göre hesabını yapmak durumunda” diye konuştu.

KÜRESEL EKONOMİ YENİ ŞOKLARA AÇIK

Mehmet Öğütçü gelişen piyasaların, Türkiye ve dünya ekonomisinin 2008’e yönelik görünümünü ANKA’ya değerlendirdi. Öğütçü ABD sub-prime mortgage piyasasındaki sorunların Avrupa başta olmak üzere küresel finans piyasaları üzerindeki etkisinin 2008’de daha güçlü şekilde hissedileceğine dikkat çekerek “2007’de yüzde 5,2 civarında gerçekleşmesi beklenen küresel ekonomik büyüme 2008’de yüzde 4,8’e gerileyecek. ABD kuşkusuz tehlike bölgesine doğru ilerliyor. Yılın ilk yarısında büyüme yüzde 1,9’u aşmayacak. Tüketici harcamalarındaki artış da geçen yıl ki yüzde 2,8’den yüzde 1,7’ye gerileyecek. Bu ABD’yi ve küresel ekonominin kalan bölümünü yeni bir şoka açık hale getirme potansiyeline sahip” dedi.

Güçlü Euro, yüksek petrol fiyatları ve kredi piyasasındaki sorunların Avrupa ekonomilerinin yarasına tuz basacağını söyleyen Öğütçü, “2008 Olimpiyatları sonrasında Çinli yöneticiler ekonominin musluklarını kapatma yoluna giderse ve ekonomide yavaşlama olursa ve Asya’nın kalan bölümü de büyümeye veda ederse, işte o zaman küresel ekonomi en ciddi risklerden birisi ile yüz yüze olacak yılın ikinci yarısında” görüşünü savundu.

AB’NİN PERFORMANSI TÜRKİYE'Yİ DE ETKİLER

Mehmet Öğütçü, dünyanın en büyük ekonomisi ve ihracatçısı olarak AB’nin büyüme performansının ister istemez Türkiye dâhil küresel ekonominin diğer aktörlerini de etkileyeceğini ifade ederek şu görüşleri dile getirdi:

“Tek Pazar programı AB alanında rekabeti güçlendirdi, issizlik azalıyor, verimlilik artışında yükseliş başladı. Ancak kişi başına GSMH’da açık giderek büyüyor. Çalışan nüfusun üçte birinden fazlası iş piyasaları dışında, yaşlanan nüfus sosyal güvenlik sistemini ciddi şekilde tehdit ediyor. Lizbon’da adı değiştirilen yeni anayasanın benimsenmesi olumlu bir adım ama AB’nin küresel bir güç olarak adını dünya sahnesine yazdırmasına daha çok var.”

ABD 9 TRİLYON DOLAR BORCUN ÜZERİNDE OTURUYOR

2008’de Çin ekonomisinin yüzde 11.2 büyümesi öngörülürken OECD ülkelerinde ortalama büyümenin yüzde 2,3 gibi düşük düzeyde kalacağını, Çin ve Hindistan başta olmak üzere Yükselen Asya’nın ortalama yüzde 8.3’lük büyüme hızıyla dünya ekonomik büyümesine 2008’de en güçlü katkıyı sağlayacağını belirten Öğütçü “Gezegenimizin ekonomik ve siyasi haritasının değiştiğini hala göremeyenler var. ABD dünyadaki kredi hacminin üçte ikisini çiğnemeden yutuyor; nasıl geri ödeyeceğine dair hiçbir fikri de yok. 9 trilyon dolarlık borcun üzerinde oturuyor. Bunun ilânihaye devamını kimse beklememeli. Çinliler dışında ABD Hazine bonosu alan Merkez Bankası kalmadı gibi dünyada. Onlar da Washington üzerinde siyasi etkinliklerini güçlendirmek için yapıyorlar bunu. Dolar destekli rezervleri halen 1,4 trilyon dolar civarında; bu yılsonunda 2,5 trilyona ulaşacağı tahmin ediliyor” dedi.

PETROL FİYATLARI YÜKSEK KALACAK

Petrol fiyatlarının bir ölçüde gevşemesinin mümkün olduğunu, ancak yüksek düzeyinden irtifa kaybetmesinin beklenmediğini belirten Öğütçü, petrol fiyatları ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Küresel petrol piyasaları arz kısıtlaması, yedek kapasite eksikliği ve jeopolitik şoklar nedeniyle, daha yüksek enflasyonu körükleyecek fiyat artışlarına gebe olmaya devam edecek. Ancak küresel büyümede beklenen zayıflama, hele petrol talebinin en güçlü olduğu Asya’ya da sıçrarsa, fiyatların gevşemesi ve arz-talep çizgisine çekilmesi mümkün. Bu, 75?80 dolar arası bir fiyat anlamına geliyor. Fiyatların 100 dolarlara yaklaştığı 2007’de ortalama fiyat düzeyinin 72.13 dolar olduğunu da unutmamak lazım.”


LİKİDİTE BOLLUĞUNUN SONU MU GELİYOR?

Türkiye de dahil küresel ekonomiyi son yıllarda canlı tutan piyasalardaki likidite bolluğunun sonu mu geliyor, sorusuna Öğütçü şu yanıtı verdi:

“Likidite bolluğunun sona ermesini henüz beklemiyoruz. Küresel finans piyasalarının “yeni güç simsarları” olarak da bilinen dört büyük oyuncusu ? petrol-dolar yatırımcıları, Asyalı merkez bankaları, hedge fonları ve özel istikraz kuruluşları ? sermaye piyasalarını müthiş zenginleştirdiler. Son altı yılda rekor düzeyde para girdi piyasaya onlar sayesinde. Şu anda yönettikleri varlıkların değeri 10 trilyon doların üzerinde (toplam dünya fonlarının yüzde 5’i civarında) ve 2012’ye kadar da ? şayet mevcut büyüme hızı devam ederse - 20 trilyon doları aşacak.”

DOLAR 2009’DAN SONRA DEĞER KAZANABİLİR

Mehmet Öğütçü, doların tedricen gözden ve değerden düşmesinin küresel düzenin rayından çıkması riskini beraberinde getirdiğini, Merkez bankalarının ellerindeki büyük dolar rezervlerinden kurtulmaya yönelmeleri ya da Ortadoğulu petrol üreticilerinin İran-Venezuela çizgisini izleyerek, dolara kilitlenmiş ulusal paralarını başka mecralara kaçırmaları kaygısı bulunduğunu savunarak, şunları söyledi:

“Dolar krizi nedeniyle küresel ekonominin zedelenmesi riski büyüyor. Büyük dolar rezervleri üzerinde oturan Çin ve petrol üreticisi ülkelerin merkez bankaları ve egemen servet fonları doların değer kaybetmesinden kaynaklanacak sermaye kayıplarını asgariye çekmek için dolar varlıklarını elden çıkarmayı hızlandırabilirler. Bu da doların uzun vadede uluslararası rezerv parası rolü hakkında soru işaretlerini çoğaltacak gibi görünüyor. Dolardan büyük çaplı kaçış ihtimalini abartmamak da gerekiyor. Zira fon yöneticileri genellikle uzun vadeyi hesaba katarlar ve uzun vadede doların değer kazanması bekleniyor. Doların zayıflamasının en yüksek bedelini ödeyecek olan galiba Euro olacak, zira Euro’nun daha değer kazanması Avrupa’da büyümeyi önemli ölçüde azaltabilir.”

"BU TÜR YABANCI SERMAYENİN TÜRKİYE’YE YARARI OLMAZ"

Türkiye ekonomisinin özellikle yatırım iklimi yönünden bir değerlendirmesini yapan Öğütçü, “Eğer bir ülkede yerli yatırımcılar kendi ülkelerine yatırım yapmakta istekli değillerse, yabancı yatırımcı gelip neden o ülkeye yatırım yapsın ki. Bu sadece bir koşulda, yabancı yatırımcı yüksek riske girerek kısa vadede yüksek getiri sağlama arayışı içindeyse olur. Bu tip bir doğrudan yabancı sermaye yatırımı Türkiye’nin işine gelecek bir yabancı sermaye değildir. Türkiye’nin uzun dönemli düşünen, uzun vadeli yatırım planları yapan bir yabancı sermayeye ihtiyacı var. Böyle bir yatırım da istihdam yaratacak, yeni finansman getirecek, yeni teknolojiler sağlayacak bir yabancı sermaye yatırımı olmalı. Bu tip bir yabancı sermaye yatırımı aynı zamanda Türk girişimcilerin, işadamlarının uluslararası piyasalarla bütünleşmesini sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

DOĞRUDAN YABANCI SERMAYE İÇİN YENİ TEŞVİKLER GEREKİYOR

Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının 2003’e kadarki dönemde yıllık ortalama 750 milyon dolar gibi çok düşük düzeyde kaldığını belirten Öğütçü, Türkiye’nin BM raporuna göre global yabancı sermaye akışındaki yerinin 123. sırada bulunduğunu ve Türkiye’nin GSYİH’nin binde 4’ü düzeyindeki bu oranla Haiti ile Bangladeş ile aynı kategoride yer aldığını söyledi.

Öğütçü Türkiye’de Hükümetin son birkaç yıldır doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını arttırmak ve teşvik etmek yönünde ilk kez sistematik bir yaklaşım içinde olduğunu ifade ederek “Bu uygulamalar sadece yabancı yatırımcının değil, Türkiye’de iş dünyasının da önemli ölçüde desteğini alıyor. Ancak doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını daha ileri noktalara götürmenin yolu sadece yatırım iklimini olumlu anlamda iyileştirmeye bağlı değil. Yabancı sermaye rakamının büyümesi özelleştirmede bundan sonra izlenecek rotaya, ülke içi ve sınır ötesi birleşme ve satın almaların hızına, enerji ve telekomünikasyon sektörlerinde yasal mevzuatın iyileştirilmesine ve yeni düzenlemelerin yapılmasına, IMF Programının başarısına ve AB müzakere sürecinde ilerleme sağlanmasına sıkı sıkıya bağlıdır” diye konuştu.

TÜRKİYE'YE YABANCI SERMAYE AKIŞI YAVAŞLAYACAK

Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırım rakamının 2007 sonunda 19 milyar dolar olarak gerçekleşmesinin beklendiğini belirten Öğütçü, “Ancak Dünya Bankası raporuna göre küresel alandaki eğilime paralel olarak Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımları da yavaşlayacak ve 2008’de bu rakamın 11.3 milyar dolara ve 2009 yılında da 10.1 milyar dolara ineceği öngörülüyor” dedi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious