Okullardaki şiddetin kaynağı aileler

  • Giriş : 08.05.2006 / 00:00:00

75. Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi Müdür Vekili Nuran Arpalıgil, çocukların anne babalarını gözlemleyerek şiddeti öğrendiğini belirterek fiziksel ceza gören çocuğun kaygı yaşadığını ve içine kapandığını dile getirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Çalışmalar kapsamında "Rehabilite Eğitim Projesi" başlatıldı. Ayrıca 'Çocuk Dostu Okul' uygulamaları geliştirilerek, 2006-2010 döneminde tüm İlköğretim okullarında yaygınlaştırılması planlanıyor.

Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kutlu 2 bin 500 öğretmene 'Sınıf Yönetimi Etkili Öğrenme ve Öğretme Teknikleri Projesi' eğitimi verdi. "Okullardaki şiddet ve alınması gereken tedbirler" Büyükşehir Belediyesi'nde düzenlenen sempozyumda tartışıldı.

75. Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi Müdür Vekili Nuran Arpalıgil, 15-24 yaş grubundaki gençlerin en fazla suç işlediğini kaydetti. Genellikle ilkokul mezunu olan bu grubun yüzde 90'nın büyükşehirlerde yaşadığını belirten Arpalıgil, kırsal kesimde suç oranının yüzde 10'larda kaldığını ve asıl sorunun büyük kentlerde yaşandığını söyledi. Aile içinde şiddetin önemli bir boyuntu oluştan fiziksel cezanın toplumda yaygın bir biçimde görüldüğüne işaret eden Arpalıgil, şiddetin bir kuşaktan diğerine aktarıldığının altını çizdi.

Çocukların anne babalarını gözlemleyerek şiddeti öğrendiğini anımsatan Arpalıgil, fiziksel ceza gören çocuğun kaygı yaşadığını ve içine kapandığını dile getirdi. Bu çocukların benlik kavramlarının da olumsuz etkilendiği bilgisini veren Arpalıgil, cezayla küçükteki öz saygının da azaldığını ve kendisini 'değersiz' hissetiğini vurguladı. Şiddete maruz kalan üniversite öğrencilerinin yoğun kaygı ve deprasyon yaşadığını ifade eden Arpalıgil, "Her yerde şiddeti gören çocuk, bunu yetişkinlerin normal bir parçası olarak öğrenmekte. Bir büyük olarak aynı davranış kalıplarını kendi yavrularına tatbik etmekte. Şiddete maruz kalan kişlerin çocuklarını istismar etme oranı, diğerlerine göre beş kat daha fazladır. Şiddet gören çocuk ilerde sadece yakınlarını değil, çevresine karşıda göstermektedir." diye konuştu.

Çocuğun babanın anneye yönellitiği şiddetten de nasiplendiğini bildiren Nuran Arpalıgil, tutursız bir disiplin yaklaşımı ve ilgisizlik arasında pozitif bir bağlantı bulunduğuna dikkat çekti. Suç işleyen çocukların büyük bir bölümünün düşük sosyo-ekonomik ailelerden geldiğini anlatan Arpalıgil, ergenlik çağındaki gençlerin alternatif sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere yönlendirmesi gerektiğini belirtti. Ergenlerin kendilerini ifade edebilmek, dinlenilmek ve anlaşılmak; kısacası fark edilmek istediğine işaret eden Arpalıgil, "Ben senin farkındayım" yaklaşımının O'nlar için çok önemli olduğunu aktardı. Anlaşılmadığını, önemsenmediğini düşünen gençlerin bu amaç uğruna bir takım olumsuz davranışlara başvurduğunu söyleyen Arpalıgil, dikkat çekmek ve akranları arasında otorite kurmak uğruna 'kabadaylık, zorbalık, şiddet ve saldırganlık' içine girildiğini ifade etti. Ebeveylerin çocuklara gösterdiği sevgi, saygı ve ilginin önemi üzerinde duran Arpalıgil, gençlerin kendini kanıtlama uğruna bazen şiddete başvurduğunu bildirdi. Arpalıgil, her türlü anlaşmazlığın güç kullanmak yerine dinlenerek çözülmesini önerdi.

Okul yöneticilerinin geniş katılımıyla gerçekleştirilen programda konuşan Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Filiz Yurtal, şiddetin ailede çocuk yetiştirme tutumlarından başlayarak; okul sistemine ve toplumsal yaşama kadar çok geniş bir yelpazede görüldüğünü söyledi. Eğitim-öğretim etkinliklerinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için okulların güvenli yerler olması gerektiğini hatırlatan Yurtal, sadece silahlı ve bıçaklı saldırıların 'şiddet olarak' algılanmamasını istedi. Öğretmenlerin öğrencilere, öğrencilerin ise biribirlerine karşı şiddet içerikli davranışlar uyguladığını vurgulayan Yurtal, fiziksel saldırıların yanında, isim takma, küçük düşürme, oyun dışında bırakma gibi hareketlerin de aynı kapsamda değerlendirildiğini dile getirdi.

Bu etkilere maruz kalan çocukların okul korkusu, altını ıslatma, benlik kavramlarının negatif olması, intihar düşüncesi gibi çok çeşitli davranış bozuklukları gösterebileceğine dikkat çeken Yurtal, şiddet gören öğrencilerin gelecekte hayatta karşı daha savunmasız büyüdüğünü anlattı. Şiddetin, kişisel özelliklerden, aile ve çevresel faktörlerden kaynaklanabileceğini ifade eden Yurtal, "Araştırmalarda erkek çocukların şiddete daha meyilli olduğunu görüyoruz. Saldırgan tepkiler, fiziksel güçle bütünleniyor. Sık öğretmen değiştirme, tutarsız disiplin, yetersiz gözetim, çocukların birey olarak fark edilmemesi, sınıfların kalabalık oluşu gibi nedenlerden okul, kişide saldırgan davranışların gelişimini etkileyebiliyor." dedi.

Şiddeti etkileyen en önemli kaynaklardan birinin de medya olduğunun altını çizen Yrd. Doç.Dr. Filiz Yurtal, yayınların özellikle saldırganlığa meyilli küçükleri etkileyebildiğini aktardı. TV.'deki 'kötü örnekler' karşısında çocuğun şiddete karşı duyarsızlaştığını ileri süren Yurtal, bazı çocukların bu olumsuzluklardan daha fazla zarar gördüğünü bildirdi. Bababın yokluğu, depresyonlu anne, evlilik huzursuzlukları, çocuk sayısının fazlalığı gibi etkenlerinde bireyi şiddete yönlendirebileceğini açıklayan Yurtal, şunları söyledi: "Şiddetin önüne geçmede sadece 'polisiye tedbirler' yetersizdir. Fiziksel ve sosyal önlemlerde devreye girmeli. En önemlisi şiddette risk faktörlerini azaltmak ve koruyucu yaklaşımları artırılmalı. Ayrıca çocukların gelişimini destekleyecek tedbirler artırılmalı. Bunun için kısa ve uzun vadeli projeler uygulanmalı. Öğretmen, okul yöneticileri ve veliler zorbalık konusunda eğitilmeli. Çocuklar bizlerin aynası. Biz onlara nasıl yaklaşıyorsak, onlar da o şekilde bizlere karşılık veriyor."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious