Olay savcıdan bir olay kitap daha!

Olay savcıdan bir olay kitap daha!.14892
  • Giriş : 17.11.2007 / 15:39:00
  • Güncelleme : 17.11.2007 / 15:50:05

Gültekin Avcı'dan çok tartışılacak farklı bir kitap daha. 'Kıyamet Kadınları'

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Terör ve derin devletle alaklı kitaplarla anılan, görevinden gözünü kırpmadan istifa ettiği için 'olay savcı' denilen Gültekin Avcı'dan çok tartışılacak farklı bir kitap. 'Kıyamet Kadınları'


Sizin istihbarat, karanlık ilişkiler, entrikalar üzerine yazdığınız kitaplarınıza aşinayız. Seküler ya da İslamcı… Kadınlara yönelik bir kitap yazmak ihtiyacı nereden doğdu?

Memleket ve öz irfanımızın meseleleri her daim iştigal alanım ve ilgi saham içinde olmuştur. İstihbarat ve strateji hususundaki yazı ve kitaplarımız istikrarlı bir çizgi ifade etse bile, doğurucu entelektüellik, geniş bir tecessüs gerektirir. Sadece kadın değil edebiyat ve tarihle ilgili çalışmalarımız da mevcut. J.J.Rousseau 4 çocuğunu yetimhaneye terk etmek gibi bir handikapı taşıdığı halde Emil’i yazmadı mı? Size göre böyle bir kitabı kaleme almaya hakkı yok muydu? Böyle bir geniş yelpazem var diye kınanacak bir durumda değilim sanırım. 11-12 yaşlarından beri günde istikrarlı 200-300 sayfa kitap okuyan bir kişinin muhtelif alanlarda söz söylemesi ve teşhislerde bulunması fevkalade tabiidir. Okuyucunun bir yazarın belli bir sahaya münhasır eserlerine aşina olması yazarı o alana hapsetmemeli. Kaldı ki gerek seküler ve gerekse İslamcı camiada kadınlık bilinci dumura uğramışken ve çevrem(az sayıdaki orijinine sadık kadınlar da dahil) bu konuda ‘hakikatli-kimseye torpil geçmeyen-kimseye hoş görünme kaygısı gütmeyen-orijinali ifade eden’ bir kitap kaleme alma istirhamında bulunurken böyle bir kitap elzemdi. Kitabın arka kapağında kısaca yazılma sebebi mevcut. Layıkıyla ve önyargısız okusaydınız, kitabın hem seküler ve hem de ‘İslamcı kadın’daki dejenerasyona matuf yazıldığını anlamanız gerekirdi. İslamcı kadın ve seküler kadın kimliğinde gerçekliğin sınırlarını çizmektir bu kitabın gayesi.

‘İslamcı kadınlar’ kendilerini eleştiremiyor muydu?

Hakikatler her daim insanın kendisini eleştirmesi ve muhasebeye tabi tutması ile tezahür etmez. İslamcı kadınlar içinde dejenere olanlar, kendilerini nefis-vicdan muhasebesine tabi tutsalardı bu halde olmazlardı, yani kitabımızdaki İslamcı kadın bölümü olmazdı. Zaten eleştiri ve analiz hassaten ve sadece İslamcı kadınların ve seküler camianın kendisine terk edildiği için dejenerasyon diz boyudur. Batının tetiklediği modern psikolojinin en büyük operasyonlarından biri de, kişi de öncelikle ‘kendi kendini analiz ve bunun neticelerini üstün tutma’ sendromudur. Böyle hayati bir konu elbette ki İslamcı kadınların kendi kendilerini eleştiri hassalarına bırakılamayacak kadar önemli. İslamcı kadının, ‘mü’mine kadın’ mahiyeti ve fenomeni içinde olduğu gün, kendi kimliğine ve özüne döndüğü gündür.

“Kıyamet Kadınları” ismini vermenizin sebebini sorsam?

Kıyamet kadınları, ahir zaman operasyonları ve Kur’ani tabirle ‘fitneleri’ne boyun eğmiş olarak, taşıdığı ekstrem statükonun doğruluğuna ve haklılığına inanmış ve çevresini de bu değer ve pozisyona inanmaya sevkeden kadınlar demektir. Yani kadınlık orijinini terk edip, yaratılışın vermediği haklara ve statüye ulaşma emelindeki dejenere kadın. Zeus’un başından çıkmakla övünen Athena’lar gibi. Erkeğin içinde bulunduğu statü ve konjonktürün tüm şartlarına şuursuzca aday olan, bunu bir hak olarak gören, gerek müspet bilimler ve gerekse semavi dinlerde bile Batı medeniyetinin bu operasyonel öngörüsü için ‘yeni yorumlar, kadınca açılımlar ve gerekirse revizyon’ arzu eden kadınlardır bunlar. Gerek İslamcı camianın ve gerekse seküler camianın kadınlarında bu istikamette ciddi bir dönüşüm gördüğümüz cihetiyle kitabın adını bu kadınlara hasrettik.

Aforizmalarınızı okuyup sinirlenen bütün hanımları "yozlaşmış İslamcı feminist kadın" olarak mı tanımlayacaksınız?

Aforizmalar, bilimsel gerçekliğin ürünleri değildir. Hassaten hayat tecrübeleri ve gözlemleri ile ortaya çıkarlar. Zaman içinde negatif ve pozitif tedaileriyle topluma mal olurlar. Benim aforizmalarıma herkes katılmak zorunda değil. Aforizmalar ile değil, kitaptaki Hz.Fahr-i Alem’den Bediüzzaman’a(1960) kadar gelen silsiledeki ‘ölümsüz’ hakikatler ve simalar silsilesindeki materyallere göre yozlaşma, feminizm ve dejenere İslamcı veya seküler kadın analizi yaptık. Aforizmalar karanlıkta çakılan ama yanmayan bir çakmak gibi. Anlık bir aydınlanma dalgası. Ama kitabın genelinde dayandığımız deliller rüzgarda dahi sönmeyen muhafazalı bir fener gibidir. İslamcı kadınları tenkidlerimizin alt yapısını Rasulullah’tan İmam-ı Gazali’ye, İmam-ı Rabbani’den Bediüzzaman’a kadar süren dev silsilenin pırıltıları ile ördük. Aforizmalar dışı görüşlerim, onlara ve nihayetinde Allah ve Resulüne istinad etmektedir. Bu silsilenin karşısında veya dışında duran kadınlar elbette ki dejenere, feminist ve yozlaşmış sayılabilir.(İslamcı kadın için) Seküler kadın için ise ölçümüz, fıtrat kanunları ve müspet bilimlerdir. Bunların dışında duygularımla hareket etmeyecek kadar gerçekçi olduğumu düşünüyorum.

“İslamcı kadın da seküler kadın da mağlup olmuştur?” diyorsunuz…

İslamcı kadın mağlup oldu, zira ‘modern kadın yorumu ve statüsü’ uğruna dinini ve öz irfanını kaybetti. Feminizmin haricen bal tadı veren cazibesi uğruna kadınlığını kaybetti. Seküler kadın ise kadınlık orijininin gerçeklerini bir kenara iterek kendi öz kimliğini ve kadınlık efsununu kaybetti. Ne erkek olabildiler ve ne de kadın olarak kalabildiler. Her iki camiada dejenerasyona uğramış kadın, bugün için mutasyona uğramış bir ‘ara tür’dür. Gorgonlar… Kitapta zikrettiğimiz feminen erkekler(bunlar da tabii ki kıyamet erkekleri) de aynı şekilde. Onlara iltimas geçmedik. Dikkat ederseniz erkeklerdeki bozulmaya da işaret ederek, kadında yozlaşmanın gelişiminde erkeklerin(yani dejenere kadınsıların) rolüne işaret ettik.

'Ilımlılık' yükünü kadınların üzerine yığmışsınız.

Ilımlı İslam kuşkusuz bir şekilde Batı projesi. Zira İslamın ılımlısı, radikali veya siyasalı olmaz. İslam komple ve orijinal bir ebedi sistemdir. Daha on sene öncesinde siyasal İslam diye bir tabir var mıydı? İstihbarat kitaplarımda bunların nasıl birer Batı operasyonu olduğunu ifade etmiştim. Ve her operasyonda özellikle kadınlar muhakkak malzemedir ve batının vazgeçilmezleridir. Yani içi boşaltılmış ve orijin dışı, Batının tasvip edeceği bir İslam modelinin teşkili operasyonunda ‘kadınların’ da kullanılacağına işaret ettim. Ve kullanıldılar. Şimdi ise kullanılmış unsurlar olarak aramızdalar. Operasyonel faaliyetlerde kullanıldıklarını bazen bilirler bazen bilmezler. İmanı kavi müslüman hanımlar, fıtratları hilafına istedikleri bir kısım kadın haklarından imtina ederler. Bilmeyenler ise can simidi ve ‘Aydın olmanın bir gereği’ gibi bu operasyona yapışırlar. İki Cihan Güneşinden(SAV) bu yana mü’mine hanımların feminizm veya erkek yörüngeli kadın hakları sevdası neden olmadı? Onlar yani Hz.Hatice, Hz.Aişe ve devam eden binlercesi şimdikiler kadar akıllı ve ferasetli değil miydi? Aişe validemizin ilminden kimsenin şüphesi var mı? Ama Hz.Aişe, Rasulullah’ın vefatından sonra o zamanın kadınları için bile “Rasulullah şimdiki kadınların halini görseydi, bırakın mescide gitmelerine evlerinden çıkmaktan bile men ederdi” ifadesini kullanıyor. Ne dersiniz? İslamcı kadınların çoğunun ‘kadın hakları’ sadedinde kullanıldıklarını bilmediğine inanmak istiyorum. Diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de İslami kesimin içine sızdırılmış bir kısım müslüman olmayan erkek ve kadınların olduğunun unutulmaması gerekir.

İslam’ı keyfi olarak ‘ılımlı’ ve ‘kadınsı’ hale getirenlerin kadın yazarlar olduğunu söylüyorsunuz. Yaşar Nuri Öztürk, Zekeriya Beyaz da bunlarla tenkit ediliyor. Ama siz onlardan bahsetmemişsiniz bile. Yoksa kayırıyor musunuz onları?

Kitabın adı, ‘İslamın Yozlaştırılması’ veya ‘Kıyamet Alimleri’ değil ki, Kıyamet Kadınları. Kaldı ki siz kitabı tamamen İslamcı kadınlara dair yazılmış bir kitap gibi algılamışsınız. Hatalı. Konu hem seküler hem de İslamcı kadının seyridir. Yaşar Nuri ile Zekeriya Beyaz’ı kayırmak mı? Asla! Ben orijinallerin meftunuyum. Kitabın adı Kıyamet Alimleri olsaydı, muhtemelen o kitapta yer alırlardı. Bu minvalde İngiliz istihbarat ajanı Hempher, “İslamı nasıl yok edelim” isimli kitapta bir bölümde bakınız neler demektedir: “…Fıkıh kitapları saf dışı edilerek, dinin doğrudan Kur’an’dan öğrenilmesi için yönlendirme yapılacak. Sonra, Müslümanları Kur’ân hakkında şüpheye düşürecek ve içinde noksanlık ve fazlalık bulunan tahrîf edilmiş her dilde Kur’ân tercümeleri hazırlayıp, diyeceksiniz ki: “Kur’ân bozulmuş. Birbirini tutmuyor.” Aynı şekilde, hadisler hakkında da şüphe uyandırılacak. Ayrıca, Arap memleketleri dışında, ezân, namaz gibi ibadetlerin Arapça yapılmasını önleyeceksiniz…” İşte bu planlar 250 sene önce yapılmıştı. Başarılı olmuş mu?

Eşiniz bu kitabınızı okudu mu? Tepkisi nasıl?

Eşim, kanayan bir yaraya dokunduğumu isabetle söylüyor. Amacımın dejenere kadını orijinal, edepli ve zarif haline iade etmek olduğunu biliyor. Beni çok iyi anlıyor. İslam’da kadın orijinalitesinin ortadan kaldırılmaya çalıştığını o da çokça gördüğü için kitabın çok faydalı olacağını düşünüyor. Tecessüs sahibi, okuyan ve gündemi takip eden bir hanım.

Hakiki erkeğin evlenebileceği kadın kaldı mı diye soruyorsunuz?… Bu kitabı erkekler ve kadınlar nasıl okumalı? Kadınların sokaklara dökülmesini mi bekliyorsunuz veya hadlerini bilip evlerine kapanmalarını mı?

Erkek, hakimiyet ve yönetim vizyonuyla, kadın da haya, edep, iffet ve zarafet gibi cevherlerle yaratılmıştır. Erkekte yönetim ve hakimiyet vizyonu biyolojik yapıdaki güç ile ortadadır. Erkek, kendi yaratılışının gayesine, kadın da kendi fıtratına uygun yaşamalı ki, hayat gerçek olsun. Görüşlerimle ilgili yüzlerce ayet ve hadis kaydetmedim mi kitaba? Bu soruların nihai muhatabı ben değil İslam dini ve fıkhıdır. 1400 yıllık hükümler ortada.

Gazali'nin size “Böyleleri evinin yakınından geçseler belki de gusül abdesti aldıracak” dedirtmesi… Savaş açmışsınız siz.

Hakikat mücadelesi bu. Sadece hakikatleri ifade ederken şahin bir üslubum vardır. Haddi aşan gelişmelere dayanamam. Herkes haddini bilmeli. Shakespeare’i tenkid etmek için Tolstoy olmak lazım gerçeği. Şahsi inisiyatif ve mülahazalar, asırların hafızasına kök salmış dev şahsiyetleri asla ekarte edemez. Gazali dediğiniz adam, yaşayışıyla, entellektüel tecessüs ve her nevi düşünceyi ihata eden dimağıyla asırlara meydan okuyan ve hala yaşayan bir dev zeka. Peygamber Efendimizin Hz. Musa ve Hz. İsa’ya ‘Sizlerin ümmetlerinde Gazali gibisi var mıdır?’ diye sorduğu ve ‘yoktur’ cevabını aldığı bir ummandır Gazali. Katip Çelebi’nin bu büyük dehanın İhya'sı hakkındaki "Eğer İslam hakkındaki bütün kitaplar kaybolsa ve sadece İhya kalsa, bu kitap diğerlerinin boşluğunu doldururdu" sözünün tecelli ettiği sima. Bağdat’ta 53 yaşında vefat ettiğinde, geriye bir insan ömrüne sığması zor yüzlerce sayıda eser bırakmıştı Gazali... Eğer bir kişi, hem de ehliyeti ve haddi olmadan Gazali gibi bir zirveyi tenkit ediyor ve hakkını teslim etmiyorsa mezhepsiz olduğu, dinin nakli olduğunu kabul etmediği; dine, felsefeyi, aklı ve mantığı ortak etmek istediği düşüncesi söz konusudur. Halbuki din kurallarını akıl ve mantık silsilesinde analiz etmeye başladığınızda din dairesinin dışında arayışlara girmiş olursunuz. Nakle dayalı olmayan yani vahiy kaynaklı olmayan, kişinin kendi fikirleri din değildir, şahsi mülahazalardır. Bu çizgideki kişiler, İslamiyeti kendi şahsi tercihlerine göre yorumlamak isteyen; sınırlı ve yanıltıcı akıllarına göre dine eklemeler eksiltmeler yaparak ismi “İslam” olan fakat hakiki İslam’la ilgisi olmayan yeni bir din kurmak isteyenlerdir. Veya alt yapısı müsait olmadığı, dine dair asli materyallerden mahrum oldukları için bu tür psikolojik operasyonların unsurları durumundadırlar… Müslüman kadın, müslüman kocasının meşru isteklerine itaat etmek mecburiyetindedir. Bu konu da sulandırılmaya çalışılıyor.

'İslamcı geçinen yazarlar' bahsinde, daha başta hepsini "erkeksi" olmakla suçluyorsunuz. 'Erkeksi olmak'tan kastınız, çalışması mı kadının? Kitabı okuyunca sizin 'kadın' anlayışınızı şöyle özetledim; evde otursun, fasulye ayıklasın, tv kanalları arasında oyalansın, arada bir çocukları parka götürsün…

Önyargılı ve isabetsiz bir özetleme. Bu bahiste erkeksi tavsifimin sebebi, çalışmaları değil, hassaten İslamın kadın ve erkek hükümlerine yaklaşımlarıdır. İslam kadınının, Allah ve Resulünün kadınla ilgili koyduğu hükümlerle bir sorunu veya yorum kaygısı olmamalı. Kitapta çoğunun belirttiğimiz konudaki fikirlerinden kısa örnekler verdik. Kadının kadınlık zarafet, iffet ve edebi ile tezat teşkil etmeyecek ve onu yaralamayacak mecralarda çalışması fevkalade tabiidir. Bazen gereklidir de.

‘Kendi ayakları üzerinde durmak’ çok farklı yorumlanıyor. Siz hoşnut değilsiniz mesela.

‘Kendi ayakları üstünde durmak’, günümüzün kadınlarında bir sendrom halini almış durumda. Kendi ayakları üstünde durmak, derinlemesine tetkik edildiğinde şuuraltında kimseye ihtiyaç duymama duygusunu besler. Bu duygunun şümulü kadının maddi kazanımlarıyla desteklendiği sürece, bu kavramın bendesi olan kadınlar için kocaları ve aile kudsiyeti tali bir durum ve önem arzetmeye başlar. Yani ifrat ve tefrit mücadelesinde tefritin hakimiyetini getiriyor. Boşanmaların çığ gibi artmasındaki dinamiklerden birisi de bu. Kendi ayakları üstünde durma sendromu, Batı’nın ‘modern kadın’ enjeksiyonunun bir figürü. Ayrıca kadın eve oturup dediğiniz şeyleri yapsın diye bir şey yazmadım ve konuşmadım. Bunu nereden çıkardınız anlamadım doğrusu. Veya nasıl bu tespite ulaşmayı başardınız bilemiyorum. Ama bilhassa İslamcı kadın cihetiyle, kadının bugünkü şartlarda dışarıda bulunduğu süre ile taşıdığı cevherlerin tahrip olması doğru orantılıdır. Maddi şartlar elverdiği ölçüde bana göre annelik ve ev hanımlığı en ulvi emekçiliktir. Mühim olan ve altının çizilmesi gereken husus, Üstad Necip Fazıl’ın dikkatleri çektiği noktadır ki, kadının her şeyden evvel “anne olarak yetiştirilmesi” ve sosyal sahalarda da kendi keyfiyetine ve istidadına uygun her vazifeyi zevkle yapmaktan kaçınmamasıdır. Yani kadın her şeyden önce annedir; bütün yaradılışının özü buradadır ve ondan sonra şartlarının ve istidadının elverdiği ölçüde, dilediğini olabilir; öğretmen de, yazar da, doktor da, mimar da. Bertrand Russell’in fevkalade isabetle teşhis ettiği gibi, “bugün kadınlar evde oturmaktan öyle korkuyorlar ki, gidip başkalarının çocuklarına bakıcılık yapmayı, “iş” olduğu için tercih ediyorlar.”

“Erkeğin aşk ve sevgisi kadınınkine göre daha berrak, anlaşılır ve şeffaftır” diyorsunuz. Buna, “Kadının aşk ve sevgisi daha naif, daha içten ve acıklıdır” desek?

Şunu iyi bilin ki, ben bir kadın düşmanı değilim. Ne Reşat Nuri’nin Homongolos’uyum ne de talihsiz bir profeminist. Kadını orijinal melekeleriyle görmek isteyen bir bahtsız belki. Niye kızayım ki? Dediğiniz kadın aşkları geçmişte kaldı, sadece bir nostalji der geçerim. Juliette Drouet’sini kim kaybetmiş ki şimdiki zamanın erkekleri bulsun? Eva Braun’un Hitler’e gösterdiği sadakat ve vefa bile şimdilerde bir hayal gibi. Eva, Hitleri’i tanıdığında Hitler daha Führer falan değildi. Mr.Wolf’tu sadece. Ayrıca onlarca kadınla bu konularda hasbihal etmem cihetiyle sadece bir erkek perspektifiyle yazılmadı bu kitap. Görüştüğüm kadınlar da umumiyetle kadınların aşk ve sevgilerinde ‘planlı ve dalgalı’ olduğunu kabul ettiler.

Kadın kimliğinde analarımız son kuşak mı sorusuna bulduğunuz cevap, çok umutsuz…

Umutsuzluk bir formül veya bir liman değil. Çarelerin ve hakikatin içinden koparak gelmedik mi bu buhrana. Kadın kimliği fırtınalı ve muhataralı zamanlar yaşıyor. Çare ise ayrıldığımız sakin limana geri dönmek. Yani yaratılış gerçeklerine teslimiyet. Kadın, kadın olabildiği ölçüde mukaddes ve asude.

İslamcı kadının ve İslamcı geçinen kadın yazarların buhranı: şuursuzluk ve okumamak diyorsunuz. İstisnaları tenzih etmeniz, şimşekleri üzerinize çekmenize engel olabilecek mi?

Benim delillerim Kur’an, Rasulullah ve ondan bu yana kadar olan cihanşümul alimler silsilesi. 610 yılından 1960’a kadar olan tüm İslam silsilesi kadın konusunda aynı hükümleri ifade ettiler. Bir başörtüyle İslam dini ve müslüman kadın tamam olsaydı… Şimşeklerle yaşamak şiarım olduğum için zararı yok. Hiçbir hakikate çiçekli yollardan gidilmeyeceğini biliyorum. Yeter ki sözümüz hakikat olsun. Başka kaygım olabilir mi? İslam orijinalitesi güneş gibi açık. Allah’ın kadına verdiği statü açık. Peygamberimizin kadınlarının tavrı ortada. 1400 yıldır muhtelif çağlar ve radikal değişimler yaşandı. Son asrın unutulmaz dehası Bediüzzaman da aynı hükümleri ifade etti. Peki ondan bu yana değişen ne? Ayrıca istisnaları tenzih ettiğimi kitabın muhtelif yerlerinde defaatle ifade etmiştim.
Varsın kadınları erkekle aynı hizada durdurmak için mücadele etsinler. Mezar yakın değil mi? Herkes ne için mücadele ederse onun için ödüllendirilir ve cezalandırılır. Varsınlar mezara erkekle aynı hizada girsinler. Varsınlar dışarıda ulvi emeller için bile olsa faaliyet göstermeyi evlerine ve erkeklerine itaat etmeye tercih etsinler. İnsanlar zulmetse de kader adalet eder. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşredilirsiniz. Unutulmaz hakikat…
“Heva ve heveslerini ilah edineni görmedin mi?” (Furkan 43, Casiye.23) Ben de diyorum ki; Evet gördük ve görüyoruz yüce Allahım! Ne kadar az olsak da onlardan uzağız ve onlardan uzak olanları kadın biliriz, onlardan uzak olanlarla evleniriz, onlardan uzak olanları severiz yarabbi!...

15 yıllık savcılık hayatınızın “dışarıları mesken edinmiş” kadınların gözyaşlarını, dejenerasyonlarını müşahede etmekle geçtiğini söylüyorsunuz. “Dışarı” nedir?

Emredilen, tavsiye edilen, tercih edilen ve yaşanan… Bunlar farklı olgular. Yaşananlara bakarak, tavsiye edilenden bahsettim ben. Ve hayat tecrübelerim 15 yıllık yakinen müşahadelerle geçen savcılığım bana bunları gösterdi evet doğrudur. Tecavüze uğrayan, taciz edilen, hakarete uğrayan, kullanılan ve yozlaşan kadınların kahir ekseriyeti dışarıdaydı. Bu husus hassaten İslamcı kadın için önem arzediyor. Dışarısı İslamcı kadın için bir cazibe odağı olmamalı. Kimse bu sözlerimi kadın dışarı çıkmamalı diye algılamasın lütfen.

Hastalıklı dönüşüm'den kastınız nedir?

Öz kimliğinden kopmak, kendini inkar ve olamayacağı bir hale tevessül yolunda cereyan eden metamorfoz. Güzel Medusa’nın Gorgon olması. Ama şimdilerde yozlaşma trendindeki kadınlar Athena’nın değil, Batının hışmına uğramışlar. Operasyonların adeta sarhoş bendeleri. Erkek statüsüne umutsuz bir sevda. Ama bu yolculukta ne erkek olabilirler ne de kadın kalabilirler. Hicap ve edep elden gidince kadından bahsetmek mümkün mü? Kadın, kadın olabildiğince güzel ve zariftir. Yaratılışın kadına vermediği sosyal boyutu, beşeri kanunlar verince ve kadınlar da bu ‘yapay’ ruhsata perestişkarane sarılınca ortaya kıyamet kadınları çıkıyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious