Önlem alınmazsa, kıtlık ve salgınlar baş gösterecek...!

  • Giriş : 14.08.2007 / 07:07:00
  • Güncelleme : 13.08.2007 / 22:39:19

“Önlem alınmazsa Türkiye’de sadece kuraklık değil, kıtlık ve salgınlar baş gösterecek”

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


 

Türkiye’nin tek Meteoroloji Mühendisliği Bölümü’nün Başkanı Mikdat Kadıoğlu, net konuşuyor. “Önlem alınmazsa Türkiye’de sadece kuraklık değil, kıtlık ve salgınlar baş gösterecek” diyor.

Sonra kendi deyimiyle ekliyor: “İnsanoğlu, erken hasat olacak!” Ve Türk Silahlı Kuvvetleri dışında hiçbir kuruluşun bu felaketi göremediğinden ve kalıcı çözüm arayışında olmadığından yakınıyor...

Ankaralılar bir haftadır yıkanamıyor. Belediye adı geçti mi herkesin sinir katsayısı artıyor. İstanbul diken üstünde, her gün baraj seviyesi ölçülüyor. Milleti toplayıp, baraj kıyısına götürüyorlar, “Bakın işte, su seviyesi neredeydi, şimdi nerede?” diyorlar. Gören anlıyor, artık diş fırçalarken musluğu kapatıyor. Bırakın onu, kıvırcığı bile bir şişe suyla yıkıyor! Bu iyiye alamet, en azından suyun değerini yavaş da olsa anlıyoruz. Onun değerini zaten bilen, yıllardır “Türkiye kuraklaşıyor. Bu gidişle susuz kalacağız” uyarısını yapanlar da vardı, ama kulak asmadık. Hatta kızıp felaket tellalı yaftasını yapıştırdık. Bu yaftayı yapıştırdıklarımızdan biri de Türkiye’nin tek Meteoroloji Mühendisliği Bölümü’nün başkanı Mikdat Kadıoğlu... Ne hükümet, ne belediyeler, ne de ilgili kurumların kuraklığı önlemeye yönelik uzun vadeli hiçbir planı olmadığını vurgulayan Kadıoğlu, bir tek Türk Silahlı Kuvvetleri’nin konuyu müthiş ciddiye aldığını söylüyor.


İstanbul’un nüfusu ancak 4 mİlyona İnerse sabah-akşam yıkanabilirsiniz


Hocam 2040 yılında Türkiye çöl olacak deniyor...
Ben inanmıyorum o raporlara. Türkiye çölleşiyor. Ama her tarafı mı çöl olacak? İnsaf yani. Bizim Trabzon hayatta çöl olmaz. Böyle genellemeler doğru değil. Konya-Karapınar’da şu anda kum yürümesi var. Ama Türkiye tümden çöl olmaz. Bu tip saptamalar yerine olaya şöyle bakmalıyız; niye kuraklık var? Bu kuraklığın nedenleri neler? Su sıkıntısı neden oluşuyor?

Neden oluşuyor?
Beş nedeni var. Bir; Türkiye’nin iklimi kuru. Türkiye yarı kurak bir ülke. Anadolu’ya bakarsan birçok medeniyet kuraklıktan dolayı yok olmuştur. İki; bazen daha da kuru dönemler ortaya çıkıyor. İşte bu yıl yaşadık. 2006-2007 kışı kurak geçti. Okullarda eskiden beri öğretilen Akdeniz iklimi nasıldır?

Yazlar kurak ve sıcak, kışlar ılık ve yağışlı...
İşte bu yıl öyle olmadı.

Suyun hafızası yoktur

Kaç yılda bir böyle kuru dönem yaşıyoruz?
Öyle bir döngü yok. Zaten bu yüzden kuraklık sorununu çözemiyoruz. Birileri akıl veriyor, çıkıyor bakanlar da, “8 yılda bir hafif kuraklık olur, 10 yılda bir orta şiddette, 18 yılda bir de şiddetli kuraklık olur” diye demeçler veriyor. Ama bunlar istatistiksel yalandan başka bir şey değil. Havanın böyle bir periyodu yoktur. Yani “Hadi sekiz yıl geçti, şimdi hafif kuraklık yapma zamanı” gibi bir hafızası yoktur. 2001 yılında “Altı yıl sonra sulak periyoda gireceğiz” diyenler vardı, hani nerede?

Peki ya üçüncü sırada ne var?
Üçüncü sırada çölleşme var. Temel sebepleri de erozyon, ormansızlaşma ve aşırı otlatma. Bu da kuraklığı getiriyor. Dördüncü sırada su stresi yaratma var, ki insan hatası. Biz su stresi yaratıyoruz. Nasıl yaratıyoruz? Çarpık kentleşmeyle. Türkiye’de su başka yerde, nüfus ve sanayi başka yerde. Bu kadar nüfusu İstanbul’un su havzaları besleyebilir mi? Besleyemez.

O zaman iyi kurtarıyoruz durumu. Hâlâ sular kesik değil...
Günü birlik kurtarıyoruz. Uzun vadede kurtaramayız. Yani bir şehir planlanırken, o bölgenin su kaynaklarının kapasitesine bakılması lazım. İstanbul’a bu kadar nüfusu, bu kadar sanayiyi doldursan, ne oluyor? Su yetmiyor...

İstanbul’un nüfusu normalde kaç olmalı? Yani su havzalarının kaldırabileceği nüfus...
En çok 3-4 milyon. Avrupa’da 3-4 milyondan fazla nüfuslu şehir yoktur. Biz ne yapıyoruz? Suyu başka yerden getiriyoruz. Problemi çözmüyor, erteliyoruz. Kırklareli’den, Bolu’dan suyu getirdiğinizde bir süre sonra oradaki insanlar susuzluk problemi yaşamaya başlıyor. Böylece şehirlerarası su problemi yaratıyorsunuz. Demek ki su olduğu yerde kullanılmalı.

Çözüm ne peki?
Başbakan’ın dediği bir şey vardı. Gazeteciler bunu ti’ye aldılar, ama İstanbul’a vize konması, kısa vadede çözüm olabilir. İstanbul’un nüfusunun artmasının bir şekilde engellenmesi lazım. Vizeyle ya da başka şekilde... Ondan sonra da bir karar vermemiz gerekiyor. İstanbul bir kültür şehri midir, sanayi şehri midir, turizm şehri midir? Yoksa hepsi midir? İstanbul’dan sanayinin çıkarılması gerekiyor. İstanbul, tarih, kültür, sanat ve ticaret şehri olmalı. Bunun için de, geriye göçü teşvik etmeniz gerekiyor. Yoksa su yetmez.

‘Su havzaları bol olduğu için Güneydoğu cazibe alanı haline getirilebilir’ diyenler var...
Şimdi dikkat, bu ülkenin gıda güvenliği için tarım alanlarının amaç dışı kullanılmaması gerekiyor. Su var diye Harran Ovası’na sanayi kurmamak lazım. Tarım alanlarını elden çıkarırsak ayrıca yapay bir kuraklığa neden oluruz. Tarımsal kuraklık ortaya çıkar.

New York’ta da kuraklık var

Susuzluğa yol açan beşinci neden ne?
Çevre tahribatı. Su havzalarının amaç dışı kullanımı ve kirletilmesiyle küresel iklim değişikliği... İşte bunlar su kıtlığına neden oluyor. Bunların bazılarını önleyebilir, bazılarına karşı da tedbir alabiliriz. Ama uzun vadede kuru iklime doğru gidiyoruz...

Vademiz nedir?
Elimizde bir iklim değişikliği projeksiyonu var. O projeksiyonda 2030 yılında Türkiye’nin kışın iki derece, yazın üç derece ısınacağı, sadece Doğu Karadeniz’de yağışların yüzde 10 artacağı, diğer bölgelerde tamamen azalacağı görülüyor. Yazları ise tüm Türkiye’de kuraklık olacak. Topraktaki nem yüzde 25 azalacak. Yani toprak kuruyacak. Bu yüzden çölleşmeyi, su stresini, çevre tahribatını durdurmamız gerekiyor. Yarı kurak iklime, arada bir kuraklık olmasına yönelik de tedbir almamız gerekiyor. Bunun için de Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Mesela New York, İstanbul’la aynı enlemde ve orada da kuraklık var. Ama onların kuraklıkla mücadele planları var. Aralık ayında yüzde 10 yağış azlığı tespit ettiler. Bunun için önce gönüllü su tasarrufuna yönelik kampanyalar başlattılar. Ne yapıyor adamlar? Yazın içecekleri suyla kışın araba yıkamıyor. Çim sulamıyor. Yazın içeceği suyu kıştan saklıyor.

Hocam, “İstanbul’daki su havzalarının yeterli olabilmesi için nüfusun 3-4 milyon olması gerek” dediniz. O zaman nüfusun yüzde 80’inin başka şehirlere taşınması gerekir, bu nasıl olacak?
(Gülüyor) Bana sansasyonel laflar ettirme...

Yani İstanbul’un nüfusu 4 milyona inerse sabah-akşam yıkanabilir miyiz?
Tamam, tamam... İstediğiniz kadar yıkanabilirsiniz. Rahatladın mı?

Ankara’da susuzluk sosyal patlama aşamasında


Küresel iklim değişikliğiyle birlikte yağışlar ne kadar azalıyor?
Dünya iklimi o kadar karmaşık ki! Dolayısıyla rakam vermek atmaktan başka bir şey değil. Şu anda Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı, yıllık 1.500 metreküp civarında. 2050 yılında nüfus artışından dolayı yaklaşık 1.250 metreküpe düşecek. Tabii iklim değişmezse... Ama iklim değiştiğinde bu miktarın 700 metreküplere kadar düşme tehlikesi var. Bu da Türkiye’nin su fakiri bir ülke olacağını gösteriyor. Bir de bölgesel dağılımda eşitsizlik var. Suyun büyük kısmı Karadeniz ve Doğu Anadolu’da. Nüfusun büyük bölümü ise Marmara’da. İkisi aynı yerde değil...

Gelir dağılımı gibi yani...
Evet. Şimdi diyorlar ki, “Kişi başına düşen milli gelir 5 bin 700 dolar.” Hani benim 5 bin 700 dolarım? Yani bu rakamlar hayali. Bu yüzden olaya böyle bakmak lazım.

Bu gidişle Akdeniz’de su hiç olmayacak. Karadeniz’de daha çok olacak öyle mi?
Küresel iklim değişikliği Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu vuruyor. Bu bölgelerde sıcaklık artıyor, ama yağış azalıyor. Yağış azlığı büyük problem olarak ortaya çıkıyor. Hem sıcaklık hem yağış artsaydı, o zaman tropikal iklimli bir ülke olacaktık. Hawaii gibi...

Yok mu böyle bir şansımız?
Yok. Bizde tam tersi oluyor. Sıcaklık artarken, yağış azalıyor. Bu da kuraklığı getiriyor. Bu yüzden Avrupa Birliği Kyoto Protokolü’ne çok sahip çıkıyor... Çünkü Avrupa Birliği’nin en büyük korkusu kuraklıkla birlikte Kuzey Afrika’dan gelecek büyük göç dalgası. Küresel iklim değişikliği aynı zamanda bir milli güvenlik konusu. Bizde de Türk Silahlı Kuvvetleri, bu konuya büyük önem veriyor.

Ordunun iklimle ne ilgisi var?
Mesele sadece susuzluk değil, onun getireceği sosyoekonomik pek çok sorun var. Kıtlık, salgınlar, orman yangınları, ekonomik kriz, sosyal patlamalar... Bu da milli güvenlik meselesi yapar iklim sorununu...

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu konuda ne gibi çalışmaları var?
Tıpkı ABD’nin ve İngiltere’nin silahlı kuvvetleri gibi bu konuyu gündemlerinde tutuyorlar. Küresel iklim değişikliğinin ne tür güvenlik tehditleri oluşturabileceğini araştırıyorlar. Bu riski hesaplıyorlar.

Orman yangınları artacak

İnsanlarda kuraklığı algılama sorunu da var. Kuraklık ne anlama geliyor?
Türkiye’de küresel iklim değişikliği üç tane afeti artıracak. Küresel iklim değişikliği, olmayan bir şeyi oluşturmuyor. Mevcut problemlerin, afetlerin sayısını ve şiddetini artırıyor. Şimdi kuraklık artacak diyoruz. Kuraklık ne demek? Kıtlık demek, yani gıda ve su kıtlığı... Orman yangınlarında artış demek. Tarımsal haşerelerde, böceklerde artış demek.

Yani keneler artacak...
Evet. Keneler artınca Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’ne yakalananların sayısı artacak... Kuraklık demek, sıcak hava dalgalarında artış demek. Yani şehirlerde, apartmanların üst katlarında oturan hasta, yaşlı insanların ölümü demek. Erken hasat demek.

Nasıl?
Hepimiz öleceğiz ama bu, erkenden öteki tarafa toplanıp gideceğiz anlamına geliyor.

Kuraklığa karşı bizim elimizde olan sebepler de var, olmayan sebepler de...
Tabii. Türkiye’nin iklimini değiştiremeyiz. Onun için ne yapabiliriz? İklimimiz yarı kurak olduğuna göre, suyumuzu para gibi görmemiz lazım. Nasıl ki para için 1 Ocak’ta mali bütçe yapıp devreye koyuyorsak, suyun yılbaşısı da 1 Ekim’dir. 1 Ekim 2007’den itibaren yerel yönetimler, su varlığını tespit edip, bir ’su bütçesi’ hazırlamalı. Yani “Ne kadar su var?”, “Nasıl kullanılmalı?”, “Nasıl tasarruf yapılmalı?” sorularına net cevaplar bulmalı. Dünya ne yapıyor? Birincisi su bütçesi yapıyor. İkincisi kuraklığı adam gibi izliyor. Bakıyorsun, Türkiye’de bir kurum çıkıyor yağmura bakıyor sadece. Öteki su seviyesine bakıyor. Ona göre ‘kuraklık var’ ya da ‘yok’ diyor. Olmaz ki! Kuraklık önce meteorolojik olarak başlar. Başlangıçta yağış eksikliğidir. Sonra, göllerde, barajlarda suyun seviyesi düşer. Daha sonra buralardan suyu alıp tarlalarını sulamaya başlayan çiftçiler etkilenmeye başlar. İşte o zaman tarımsal kuraklık gelişir. En sonunda kuraklık sosyoekonomik olarak ortaya çıkar. İşte su kıtlıkları, sanayide üretimin durma noktasına gelmesi bu aşamadadır.

Şu anda biz hangi aşamadayız?
Türkiye’nin değişik bölgeleri, değişik aşamalarda. Ankara sosyo-ekonomik kuraklık aşamasında, İstanbul ise ikinci aşamada...

Sonuçta Ankara’da 20 gün daha su kesilirse millet sokağa dökülür...
Herşey olabilir bu gidişle...

Peki orman yangınları artacak dediniz. Demek ki ormanları PKK yakmıyor. Küresel ısınmanın bir sonucu bu...
Bak, dünyada hiçbir şeyi bir tek şeye bağlamamak gerekiyor. Aynı anda bir tane doğru yoktur. Terörist de orman yakıyordur, rant amaçlı mafya da yakıyordur. Bu arada iklim değişikliği nedeniyle de yangınlarda artış oluyordur. Bakıyorsunuz denizi gören kıyı şeritlerinde yangınlar artıyor. Bu nedir? Daha çok rant. O ormanı yakan da bir çeşit terörist.

Kimdir?
Meteorolojinin muktediri!

Karadenizli olmakla övünüyor. Böylesi susuzluk çekilen bir ortamda rahmet bolluğu yaşanan bir yerden olunur da övünülmez mi? Hem de Türkiye’nin tek Meteoroloji Mühendisliği Bölümü’nün başkanıysanız, üstüne üstlük ülkenin ’bulut ve yağış fiziği’ üzerine ders veren tek bilim adamıysanız... Adı, konusunda uzman olduğunu tasdikler cinsten; Mikdat. Yani, muktedir, tuttuğunu koparan, elinden her iş gelen... 1961 Trabzon-Maçka doğumlu. İstanbul İnşaat Teknik Lisesi’nde Milli Eğitim Bakanlığı’nın bursuyla, parasız yatılı okumuş. İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü mezunu. Yine Milli Eğitim Bakanlığı’nın bursuyla ABD’ye gidip atmosfer bilimleri konusunda Missouri-Columbia Üniversitesi’nde master ve doktora yapmış. Şu an İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) danışmanı. Hürriyet Gazetesi Seyahat Eki’nde haftalık yazılar yazıyor. Köşesinin adı ’Havadan Sudan’... Aynı adla Açık Radyo’da da program yapıyor. Tabii bir de İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı...

VATAN / Mine Şenocaklı

 

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious