Operasyonun kodları

Operasyonun kodları.11236
  • Giriş : 25.12.2007 / 13:15:00

Türkiye, son operasyonla Kuzey Irak merkezli hesapları altüst etti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Dağlıca saldırısının gerçekleştiği 21 Ekim Pazar günü Başbakanlık koridorlarında alışılmadık bir trafik vardı. Herkesin akıl tutulması yaşadığı dakikalarda devleti yönetenler soğukkanlı davranmalıydı. Ki öyle yapıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirdiği üçlü zirve “her ne pahasına olursa olsun mücadele kararlılığıyla” tamamlanmıştı. O akşam, “Hava harekâtı ve sınırlı (bordo bereli ve komando) kara harekâtı” kararı da alındı.

Devletin zirvesindeki bu tam mutabakatın ilk meyveleri ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice’ın ziyareti ve sonrasında 5 Kasım’da Washington’da yapılan Erdoğan-Bush görüşmesinde alındı. Tek hedef PKK ve terörün bitirilmesi mesajıyla birlikte; 17 Ekim’de Meclis’ten 507 vekilin açık oyuyla alınan tezkere desteği, ABD’ye çok net bir mesaj olarak iletildi. PKK’nın ciddi tasfiye süreci de böylece başlamış oldu.

Diplomatik kaynakların tabiriyle ABD o gün “PKK’yı gözden çıkarttı” ve Türkiye ile geniş bir mutabakatla işbirliğine yanaştı. Kasım ayının son günlerinde (28 Kasım) Başbakanlık’tan Genelkurmay’a iletilen tezkere direktifi, terör yuvalarının dağıtılması ve bitirilmesi amacıyla Kuzey Irak’a düzenlenecek operasyonun iç siyasi sürecinin de son noktaya vardığının göstergesiydi. Harekât planları ve hatta hava harekâtının tatbikatı da (Konya’da) o günlerde yapılmıştı. Anlık ve doğru istihbarat paylaşımı, hava hakimiyeti ve kara harekâtında özel birliklerden oluşan timlerin kullanılması, muhtemel operasyonun olmazsa olmazı olarak değerlendirildi. Ve 14 Aralık Cuma günü itibariyle düğmeye basıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), operasyon kararını almıştı; önce Başbakan ve Cumhurbaşkanı; Dışişleri Bakanlığı sonra hava sahasının uygun hale getirilmesi için ilerleyen saatlerde ABD Başkanı George W. Bush bilgilendirildi. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve kurmayları o gece eş zamanlı olarak operasyonu Genelkurmay Harekât merkezinden izledi. ABD, Irak’ın hava sahasını cumartesi gecesi itibariyle Türkiye’ye açtı. Hem bölgedeki ABD güçlerinin (hava-kara) hem de peşmergelerin saldırıda dost ateşinin hedefi olmaması gerekiyordu.

Önce Merzifon, Eskişehir, Konya ve Kayseri’den havalanan F-4 uçakları ulaştı sınıra. Ardından Bandırma ve Malatya’dan kalkan F-16’lar şok saldırıyı gerçekleştirdi. Gidiş güzergahında ağır mühimmatları bulunan uçaklara dönüş yolunda Van Gölü üstünde tanker uçaklardan yakıt ikmali yapıldı. Kandil, Hakurk, Avaşin, Zap’ın da aralarında yer aldığı PKK kampları ve geçiş güzergâhları hava bombardımanıyla âdeta nokta nokta vuruldu. 1997’de Barzani’nin desteğiyle yürütülen operasyondan sonra ilk kez Irak’ın 90-110 kilometre derinliklerine uzanarak Kandil Dağı ve çevresi de hedef haline geldi. Kandil ve civarında TSK’nın önceden tespitini yaptığı ve PKK tarafından kullanılan 20’nin üzerinde hassas hedef yer alıyordu. Saldırı ile taş üstünde taş bırakılmadı bir anlamda. Tabii hiçbir sivil yerleşim bölgesi hedef değildi.

LANTIRN SİSTEMLERİ 12 YILDIR KULLANILIYOR

Operasyon doğru istihbarat, hava hakimiyeti, bordo bereliler ve komando timleri eşliğinde gerçekleştirildi. Kara harekâtında da Genelkurmay Özel Harp timleri ve komandolar paralel şekilde kullanıldı. Aktif olarak operasyonda yer alan bordo-mavi bereli sayısı bin 500 ila 2 bin arasında değişti.

Karadan karaya yapılan saldırılarda Türkiye’nin milli savunma yatırımları da öne çıktı. Örneğin Güney Kore ile işbirliğiyle üretilen Fırtına topları, Çin-Türk ortak yapımı olduğu ileri sürülen 250 kilometre menzilli Yıldırım füzeleri de harekâtta önemli görev üstlendi. Ancak operasyonun en önemli noktası; bir askerî uzmanın tabiriyle ABD’nin verdiği anlık istihbarat ve hava desteği oldu. Böylece Türkiye, 1983’ten beri PKK’ya karşı yapılan sınır ötesi operasyonların hepsinden daha fazla ve ilk kez bu kadar kapsamlı hava harekâtı yapma imkânına kavuştu. Gazetelere yansıyan haberlere ve TSK’nın verdiği bilgilere göre 3,5 saatlik operasyona 50’ye yakın uçak katıldı. Ancak terör örgütü yuvalarına yapılan saldırılarda yıkıcı darbeyi 15-16 uçaktan oluşan F-16’lar vurdu.

Operasyonda LANTIRN (lazer hedefleme podu) adı verilen gece görüş sistemleri de Türk Ordusu tarafından tatbikat haricinde fiilen ilk kez kullanıldı. Türkiye, 1995 yılında ABD’li savunma devi Lockheed Martin firmasından 40 civarında LANTIRN sistemi satın aldı ilk kez. F-16’larda kullanılan sistem pilotlara geceyi gündüz yapıyor. Elektronik sistemleri yenilenen F-4’ler ise bu operasyonda daha çok keşif ve koruma görevi üstlendi. Hassas hedefleri görüp, uçakların oraya bombaları doğru atabilmeleri önemliydi. Türk Hava Kuvvetleri, dünyada gece hava operasyonu yapabilecek sayılı ordular arasında olduğunu kanıtladı.

ABD tarafından TSK’ya 1990’dan önce de anlık istihbari bilgiler veriliyordu. Bu paylaşım, tezkere krizinden sonra aksaklıklara uğradı. Daha önce PKK operasyonlarında bu bilgilerin kullanıldığını aktaran bir uzman, “Bu kez daha hassas davranıldığı anlaşılıyor. Çünkü hem askerî hem sivil yetkililerin temel vurgusu hiçbir sivile zarar verilmediği şeklinde.” diyor. İstihbarat paylaşımındaki yeni durumlardan biri ise bugüne kadar ABD’nin Türkiye ile EUCOM (Avrupa komutanlığı) üzerinden paylaştığı bilgileri, Ortadoğu ve Irak’ı yöneten askerî merkez CENTCOM’u kapsayacak şekilde genişletmesi.

PETRAEUS’LA ÖZEL EKİP GELDİ

ABD’nin Irak’taki komutanı David Petraeus’un Türkiye’ye geldiği dönemde ABD’den gelen askerî teknik bir ekip, hava hakimiyetini sağlayan sistemlerin izlenmesini sağlayacak “istihbarat ve teknoloji merkezini ve altyapısını’ kurdu. Sistemlerin Genelkurmay Harekât Merkezi’nde kurulmasının ardından da eğitimleri verildi. Erdoğan-Bush görüşmesinden sonra Türkiye’ye gönderilen bu ekipler bizzat Türk subaylarına gece ve gündüz operasyon halinde insansız hava uçakları ve uydu gibi savaş ekipmanlarının nasıl kullanılacağını detaylı şekilde anlattı. Dost ateşinden kaynaklanabilecek çatışmalar hesaplandı, Irak’taki ABD uçakları bu yüzden havalandırılmadı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın “PKK kampları artık bize BBG evi gibi” sözünün açılımında ABD’nin casus uyduları, predatör ve insansız hava araçları desteği gerçeği vardı. Hem Türk hem ABD menşeli insansız hava araçları ön keşif, harekât anı ve son keşif hizmetlerinde aktif ve etkin şekilde kullanıldı. Neredeyse vurulan her hedef kare kare görüntülendi.

Askerî uzmanlara göre orduların uçak ve füze savunma sistemlerinde LANTRIM özelliğinin bulunmasından daha önemli nokta; anlık nokta hedef gösterilmesi. Bu da Amerika’nın desteğiyle sağlanmış oldu. ABD’nin Körfez Savaşı ve 2003 işgali sırasında yoğun ve aktif şekilde kullandığı bu uçaklar geçen hafta yapılan harekâtın belkemiğini oluşturdu.

Gözden kaçırılmaması gereken bir nokta ise Türkiye’nin operasyonu yaptığı gün ve saatlerde İngiltere’nin Irak’ın güneyinde görevi Iraklı yetkililere bırakması, Basra’dan çekilmesiydi. Kuşkusuz Amerika Birleşik Devletleri, Irak’ta çok ciddi sorunlar yaşıyor. Bunlar, varlık nedenini ortadan kaybedecek kadar ciddi sorunlar. Bölgede yeni bir savaş ya da gerginliğe tahammül edilecek durum yok. Türkiye ardı ardına asker-sivil kayıplar vermesinin ardından siyasi, askerî kararlılığını her alanda ortaya koyduğu için bu operasyonun da yolu açıldı. Diplomasi çevreleri denklemdeki değişikliklere bakarak, “Şimdi herkes Türkiye’nin Kuzey Irak’a yerleşip yerleşmeyeceği sorularına cevap arıyor” diyor.

SAYGUN ABD’YE GİDECEK

27 Aralık’ta Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergün Saygun ABD’ye uçacak. Saygun, 5 Kasım’daki Erdoğan-Bush zirvesinde yer alan tek askerî yetkili olarak Amerikalı meslektaşlarıyla operasyon değerlendirme toplantısı yapacak. Bundan sonraki aşamalarla ilgili beklentileri ve hedefleri dile getirecek. Operasyon kartı hâlâ açık. Saygun’un katıldığı görüşmede Erdoğan, Bush’a “İzin istemeye gelmedik, biz operasyonu yapacağız.” mesajını çok net şekilde iletmişti. Amerika’nın anlık istihbarat paylaşımı Türkiye’nin bu kararlılığı görmesinden sonra reel hale geldi. Diplomatik çevrelerin ifadesiyle Bush bu yüzden “PKK ortak düşmanımızdır” dedi.

Türkiye, PKK’ya karşı 1983-1999 arasında 24 operasyon gerçekleştirdi. Ancak, bu operasyonlar gerçekleştirilirken, ABD ve İngiltere’den hiçbiri silahlı kuvvetleriyle Irak içinde bulunmuyordu. Türkiye’nin yaklaşık 4 aydır sürdürdüğü diplomasinin birinci yönü öncelikle bu ülkelerin ikna edilmesi, sonra bölge ülkeleri ve dünya kamuoyunun “doğru bilgilendirilmesi” temellerine oturtuldu. AB ülkelerinin Türkiye’ye tepkilerinin, “orantısız güç kullanmayın” uyarılarının ötesine geçmemesinin altında hem Erdoğan’ın hem Gül’ün Avrupa temasları etkili oldu.

ZİRVEDEKİ UYUM VE BÖLGESEL GÜÇ

Harekât ve öncesi gerçekleştirilen başarılı diplomasi sayesinde; “PKK’ya karşı bile son noktayı koyamayan bir Türkiye’nin Iraklı Kürtlere dokunamayacağı” kanaati de yerle bir edildi. Türkiye’nin 2006 baharında 200 bin askerini sınıra yığmasıyla başlayan süreçten sonra güçlenen bu kanaat, yerini Başbakan Erdoğan’ın tabiriyle; “Dünyada Türkiye’siz hiçbir hesap olmaz” gerçeğine bıraktı. Başkanlığa yakın bir kaynak, harekâtın başarılı sonuçlanmasıyla ilgili bir başka noktaya dikkat çekiyor: Erdoğan-Büyükanıt uyumu, Cumhurbaşkanı Gül’ün koordinasyonu. Aynı kaynaklara göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt arasında çok net bir iletişim kanalı olduğu ve terör sorununu çözme amacıyla artık senkronize hareket edildiğini de eklemek gerekiyor. Erdoğan, diplomatik ve siyasi sürece askeri dahil ederek hem iç hem dış politikada tam bir birlik havası yakaladı. Türkiye’nin operasyon ve ikna gücü de kısmen buradan geldi.

Muhalefetin hükümete yönelik eleştirilerinin haksızlığı da ortaya çıktı. Ancak eleştirilerin faydası da oldu. “Operasyon sürüncemede kaldı; AK Parti’nin operasyon yapma niyeti yok” görüntüsü harekâta olumlu yansıdı. Bu, Türkiye’ye zaman kazandırdı, terör örgütü ve mensuplarını rehavete itti. Türkiye bir şey yapamaz fotoğrafı pazar sabahı gelen haberlerle kırıldı. Beklenmedik anda teröristlere gece ve kış şartlarında operasyon yapılabileceği gösterilmiş oldu.

İlk bilgiler arasında yer alan “PKK elebaşı kadrosunun vurulduğu” iddiaları konusunda hâlâ açıklanmış somut bilgiler yok. Ancak şu kesin ki Amerika, Ortadoğu denkleminde PKK’yı gözden çıkarttı. ABD’nin PKK’yı gözden çıkardığının en net göstergesi ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson’ın Kürt siyasilerle görüşme girişimiydi. Bazı AK Partililerin de katıldığı görüşmeler siyasi olarak Başbakan’ı kızdırdı. Bu basına da yansıdı. Ancak, Başbakan Erdoğan “sonuç alıcı operasyonun hatırına” diplomatik dil sürçmeleri ve ayak takılmalarını görmemeyi yeğledi.

Bölgeye hava harekâtı ve nokta operasyonlar yapılması Türkiye’nin bölgede kalıcı olmadığı şeklinde değerlendiriliyor. Ancak kara operasyonlarının önümüzdeki günlerde izleyeceği seyir, bölgede güvenli kuşak ya da tampon bölge oluşturulmasıyla ilgili gelişmeleri ortaya çıkaracak. Halihazırda Habur Sınır Kapısı’ndan Bamerni Havaalanı’nın olduğu Zaho bölgesine kadar keşif ve istihbarat amaçlı askerî varlığı olan Türkiye, operasyon sonrası yeni durumda İran-Türkiye-Irak üçgeninde çok daha aktif olacak.

SİYASİ ÇÖZÜM ŞART

Bu aktifliğe bir de Kuzey Irak ve Türkiye’nin güneydoğusu merkezli yeni beklentileri eklemek gerekiyor. Aksi takdirde, terör örgütünün psikolojik ve fiziken yenildiği bu günlerde kapsamlı bir siyasi çözüm paketi gelmezse operasyon işlevsiz hale gelebilir. Türkiye’de herkes yeni gelecek paketin adının ‘af olmayacağını’ biliyor. Askerler hükümetten aldıkları siyasi direktifin 18. gününde Kandil’i ve Kuzey Irak’taki PKK varlığını vurdu. İş şimdi yine siyasilere ve sivil topluma düşüyor. Önümüzdeki dönemde PKK’nın tamamen ortadan kalkması belki de Türkiye için Avrupa Birliği sürecinin önünü açacak. Dünya devletlerinin ses çıkartmamalarını; hatta destek mahiyetindeki açıklamalarını bir de bu gözle okumak gerekiyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious