Ortadoğu'da aktif olmalıyız

  • Giriş : 02.09.2006 / 00:00:00

MÜSİAD: "Bugün Ortadoğu'da aktif müdahil olmayana yarın kimse itibar etmeyebilir" dedi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


MÜSİAD, Türkiye ve Türk askerinin yakın dönemde Bosna, Kosova, Afganistan ve Somali gibi bölgelerde de başarılı bir barış gücü misyonunu yerine getirdiğini ve o ülkelerdeki Müslüman halkın güvenini kazandığını belirterek, "Bugün Ortadoğu'da aktif ve müdahil olmayana yarın kimse itibar etmeyebilir" dedi.
MÜSİAD tarafından yapılan açıklamada, Lübnan'ın da bulunduğu Ortadoğu Bölgesinin Türkiye'nin tarihi, kültürel ve dini sebeplerle kayıtsız kalamayacağı bir bölge, doğal havzası olduğu ifade edilerek, "Zaten Türkiye'nin son 4 yıldır komşu ve çevre ülkeler stratejisi çerçevesinde aktif dış politika açılımları ve komşularla "sıfır" sorun anlayışı çerçevesinde Ortadoğu'daki gelişmelerde barışçı ama aktif bir dış politika izlemesi ve müdahil olması da, İsrail'in Lübnan'a son saldırısını durdurmada da etkin bir şekilde görülmüştür. Bugün Ortadoğu'da aktif ve müdahil olmayana yarın kimse itibar etmeyebilir" denildi.

Türkiye ve Türk askerinin yakın dönemde Bosna, Kosova, Afganistan ve Somali gibi bölgelerde de başarılı bir barış gücü misyonunu yerine getirdiği ve o ülkelerdeki Müslüman halkın güvenini kazandığı kaydedildi.

Şimdiki durumun Irak'a yönelik olarak 1 Mart tezkeresinden farklı olduğuna işaret edilen açıklamada, o tezkerede komşu-kardeş Müslüman bir ülkeye Türk toprakları üzerinden savaş cephesi açılması için bir ülkenin silahlı kuvvetlerine geçiş izni verip vermemenin söz konusu olduğu, TBMM'nin, o zaman MÜSİAD'ın da istediği gibi tarihi bir kararla "Hayır" dediğine işaret edildi. MÜSİAD tarafından yapılan açıklamada, devamla şu görüşlere yer verildi:

"İsrail'in genişlemeci, saldırgan ve savaş suçu sayılacak şiddet politikası karşısında Lübnan ve Filistin topraklarının ve halklarının korunması görevi 1,5 ay önce önerdiğimiz gibi önce İKÖ ülkelerinin kuracağı bir Barış Gücüne düşerdi. Bu olmadı, mevcut durumda BM Barış Gücü'ne Müslüman ülkeler asker vermelidir. Hatta İKÖ çerçevesinde Müslüman ülkeler Filistin'de Gazze Bölgesi ile İsrail arasında da bir tampon bölge oluşturulması için asker göndermelidir.

Türkiye'nin Lübnan'a asker gönderip göndermemesinden ziyade, hangi şartlarda asker gönderileceği önemlidir. Öncelikle görev tanımı net bir şekilde tanımlanmış bir BM kararı olmalıdır. İsrail'in Lübnan'a uyguladığı denizden ve havadan abluka kaldırılmalıdır. Suriye-Lübnan sınırına BM Barış Gücü askeri yerleştirilemez. Hizbullah, Lübnan hükümetinin ve direnişinin bir parçasıdır. Hizbullah'ın silahsızlandırılıp İsrail'in Lübnan direnişini kırmasına alet olunamaz. İsrail BM Barış Gücü'nün varlığına rağmen, Lübnan'a saldırıp bombalarsa, BM Barış Gücü İsrail'e müdahale etmelidir.

Lübnan'da Sünni-Şii tüm kesimler, hükümet ortakları ve Hizbullah'ın, hatta komşu Suriye'nin Türk askerinin gelmesini istemesi kolaylaştırıcı bir unsurdur.

Bu şartlar netleştiği takdirde, Türkiye'nin de imar ve insanî yardım amaçlı olarak Lübnan'a 1 yıl gibi belirli görev süresi ile asker göndermesi kararı hükümetin, takdir TBMM'nindir. MÜSİAD olarak TBMM'nin iradesini saygıyla karşılayacağız. Kriterler sonradan değiştirilip, Türk askeri görev tanımı dışında eylemlere -Hizbullah'ın silahsızlandırılması gibi- zorlanırsa, Türk askeri derhal geri çekilmelidir."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious