Ortadoğu'da Amerikan çağı sona erdi

  • Giriş : 07.01.2007 / 00:00:00

Haftalık haber dergisi Newsweek, son sayısında yer verdiği bir makalede, Ortadoğu'da Amerikan çağının sona erdiğini savundu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Dış politika uzmanı Richard N. Haass tarafından kaleme alınan "Yeni Ortadoğu" isimli makalede Ortadoğu'daki Amerikan çağının sona erdiği ve bunun en büyük sebebinin de Irak Savaşı olduğu öne sürüldü ve yeni Ortadoğu'nun tahmini resmi çizildi.

ABD Başkanı George W. Bush tarafından hazırlanan ve bu hafta açıklanması beklenen yeni Irak stratejisinin hiçbir görülür etkisi olmadığı belirtilen makalede Kongre'nin tüm karşı çıkmalarına rağmen Irak'ta halen 100 binden fazla asker bulunduğu ve Amerikan kayıplarını önlemek için yine "güç kullanımının" düşünüldüğü belirtiliyor. "Artık hiç kimse Irak'ta bir iç savaş olup olmadığını tartışmıyor; Irak bir yandan kaybetmiş bir devlet, bir yandan iç savaşın içerisinde, bir yandan da bölgesel bir savaşın içinde" denilen makalede Irak'taki durum şöyle özetleniyor: "Direnişçiler, milisler ve teröristler şimdiye kadar hiç olmadıkları kadar aktif; Irak'ın kayıpları şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yüksek. Elektrik ve petrol üretimi savaştan önceki seviyelerin çok çok altında. İşleri daha da kötüleştiren ise İran'dan Şiilere destek vermek için, Suriye'den de Sünnilere destek vermek için Irak'a akın eden 'gönüllüler'. Türk askerleri alarmda ve Kuzey Irak'ta ani baskınlar düzenliyorlar. Amerika'da ise Cumhuriyetçiler, Irak Savaşı'nın Kongre'de daha fazla sandalye kaybına sebep olmasından ve Kasım ayında Beyaz Saray'ın Demokratların eline geçmesinden korkuyorlar."

Amerika için Irak'ın, bölgenin tek "melez" çatışması olmadığı hatırlatılan makalede Lübnan ve Filistin örneği de aktarılıyor. Lübnan'da hükümetin, İran ve Suriye destekli Hizbullah'ın çabaları sonucu çöktüğü savunulan makalede bir Filistin devleti kurulması halinde de bunun iflas etmiş bir devlet olacağını ve Hamas ile Fetih'in birbirini kıracakları bir savaşa sürükleneceği iddia ediliyor. Mısır'da ise yaşlanan Hüsnü Mübarek'in, yerine oğlu Cemal'i geçirme çabaları içerisinde olduğu; bu arada da Müslüman Kardeşler'in, birçok destekçisi olduğu kaydediliyor. Ürdün Kralı Abdullah'ın ise Irak'tan gelen göçmenlerle değişen sosyal bölünmelere karşı daha zayıf hale geldiği kaydediliyor. Taliban ile mücadeleye çalışan zayıf bir hükümetin bulunduğu Afganistan'ın ise giderek Irak'a benzediği yorumu yapılıyor.

Bölgedeki diğer bir güç İran'a da değinilen makalede Tahran'ın BM güvenlik Konseyi kararlarını hiçe saydığı ve nükleer programına devam ettiği kaydediliyor. İsrail'in İran'a yönelik bir saldırıya hazır olduğu şeklindeki söylentiler hatırlatılan makalede Amerikan yönetiminin de İsrail'e katılıp katılmamak konusunda ikiye bölündüğü ifade ediliyor.

Bütün bunların sonunda ise Ortadoğu'nun kontrolden çıktığı ve ABD'nin burayı artık daha fazla idare edemediği belirtiliyor.

AMERİKA, ÇEKTİĞİ ACILARA KENDİSİ SEBEP OLDU

"Gelecek böyle mi? Şansımız varsa bunların hepsi yaşanmayacak. Diğer yandan ise olayların daha kötü bir hal aldığını düşünmek de zor değil. Her iki durumda da kesin olan bir şey var: Ortadoğu'da Amerikan çağı sona erdi" sonucuna varılan makalede bunun sebebi olarak ise sebep olduğu askeri, ekonomik ve diplomatik kayıplar ve bölgede değiştirdiği dengeler ile Irak savaşı gösteriliyor.

Ortadoğu'da Amerikan çağını sona getiren diğer faktörler ise şöyle sıralanıyor: "Hamas ve Hizbullah'ın yükselişi, 'barış süreci'nin sona ermesi, İsrail'in tek taraflılığı benimsemesi ile Bush ve Amerikan yönetiminin aktif bir diplomasi yürütmekteki isteksizliği, geleneksel Arap rejimlerinin radikal İslam'a karşı kaybetmesi" Ayrıca bölgede bireyler ve grupların, para ve silah bulmalarının veya Anti-Amerikancılık dahil kendi düşüncelerini yaymalarının daha önce hiç bu kadar kolay olmadığına dikkat çekilirken, "Ancak açık olalım; Bölgede çektiği tüm acılara Amerika kendisi sebep oldu" deniliyor.

YENİ ORTADOĞU NASIL OLACAK?

Makalenin devamında Ortadoğu'da geçmişteki güç dengelerinin değişmesinden kısa bir özet verilirken, "yeni Ortadoğu"nun güç dengeleri hakkında tahminlerde bulunuluyor. Buna göre:

"Amerika'nın etkisi, öncekilere göre çok daha az olacak. ABD'nin müttefikleri daha bağımsız bir yol çizecekler. Rusya, İran'a yaptırıma karşı çıkacak. Avrupa, Amerika'nın İsraiL'e olan desteğine karşı çıkacak. Çin, diğer jeopolitik gelişmelerden bağımsız olarak büyümesi için gerekli olan enerjiyi garanti altına almak amacıyla bölgeyle yapacağı enerji anlaşmalarına yoğunlaşacak.

İran, büyük oyuncu ve emperyal bir güç olarak ortaya çıkacak, amaçlarını gerçeğe dönüştürecek ve bölgeye kendi imajını verecek. Mısır ve Suudi Arabistan, kendi nükleer çalışmalarını başlatacak. İsrail tehlikeye daha açık hale gelecek ve işgal ile çok yönlü tehditlerin yükü altına girecek. Öngörülen gelecekte, ilerleme yapmaya kabil bir Filistin devletinin yokluğunda tanınabilir bir barış süreci olmayacak.

Şiiler ve Sünniler arasındaki gerilim tüm bölgeye yayılacak ve özellikle Lübnan, Bahreyn ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde hissedilecek. "Milisleşme" süreci devam edecek. Özellikle Irak, Filistin ve Lübnan orduları içinde daha da güç kazanacak. Terör artacak. Lübnan, İsrail, Suudi Arabistan ve Mısır, hükümetlerini zayıflatmaya yönelik terörist saldırılara sahne olacak. Bu zorluklarla karşı karşıya kalan Mısır ve Suudi Arabistan gibi bazı rejimlerde reformlar gerçekleşecek.

Irak ise uzun yıllar zayıf, bölünmüş olacak ve şiddet azalmayacak. Sünniler, Şiiler ve Kürtler etnik temizlemelerin sonucu ayrı bütünler olarak yaşayacaklar.

Tüm bu çerçeve içerisinde Amerika'nın seçenekleri kısıtlanacak. Petrole olan açlığı, teröre karşı savunmasızlığı ve İsrail ile ılımlı Arap geleceğine bağlılığı, bölgeye müdahil olmasını gerektirecek. Ama bu nasıl olacak? Irak tecrübesi, asker kullanımı konusunda bir uyarı niteliği taşıyacak. Irak'ta yerel toplum tarafından kabul görmüş ve ölmeye hazır iyi silahlanmış teröristlere ve bağımsız milislere karşı etkisiz olduğunu gördü.

ABD, aynı zamanda dış politikanın ana maddesi olarak demokrasiyi yeniden düşünecek. Irak'ta bir çözüm bulamayacağını anlayacak ve bölgesel bir forum kurma çalışmalarına girecek. Bu da mecburen İran ve Suriye'nin gelişmelere dahil olması anlamına gelecek. Suriye ile Golan Tepeleri konusunda masaya oturmak zorunda kalacak.

İran'da ise rejim değişikliği uzak ihtimal ve askeri müdahale tehlikeli olduğundan diplomasi en iyi çözüm yolu olacak. Koşulsuz ve kapsamlı görüşmeler gerçekleştirilecek.

İsrail ve Filistin arasındaki barış görüşmelerinin de yenilenmesi gerekiyor. Ortadoğu kamuoyunun büyük kısmını Filistin-İsrail sorunu belirliyor. Amerika, 1967 sınırlarına göre bağımsız bir Filistin devleti kurulması ve işgalin tazminatının ödenmesi sözü vereceği bir anlaşma hazırlamak zorunda kalacak.

Sonuç olarak, kelimenin tam manasıyla Ortadoğu için tek bir çözüm yok. ABD ne yaparsa yapsın veya yapmasın, bölge uzun yıllar sorunlarla boğuşacak."

Son olarak ise "Resmi barış anlaşmalarının olmadığı bir Ortadoğu ile terör ve savaşla tanımlanan Ortadoğu arasında ciddi bir fark var; İran'a ev sahipliği yapan bir Ortadoğu ile İran'ın hakim olduğu bir Ortadoğu arasında ciddi bir fark var; dünyanın zor da olsa Amerika ile ilişki kurulan bir bölgesi ile ondan nefret edilen Ortadoğu bölgesi arasında ciddi bir fark var." değerlendirmesi yapılan makale, "Tarih Ortadoğu'da çağların bir asır kadar uzun, 15 yıl kadar da kısa olabildiğini gösterdi. Ortadoğu'da şimdiki çağın ne kadar kısa olacağı Amerika'nın (ve dünyanın) ellerinde." cümlesiyle sona eriyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious