"Ortalık yalakalara kaldı"

  • Giriş : 25.05.2008 / 15:52:00

Mehmet Ali Erbil, yaptıkları, konuştuklarıyla her zaman gündem oldu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Son olarak geçen hafta Gülben Ergen’in “Sürpriz” adlı programına katılmayarak yaptığı sürpriz ise yine bakışları Erbil’in üzerine çevirdi

Bir anda kaprisli oldu, hatta bu hareketleri bitiş alemeti olarak yorumlandı. O ise yine gündem yaratacak yeni bir açıklamayla tartışmaya noktayı koydu:

“Ortalık yalakalara kaldı.”

Mehmet Ali Erbil, Gülben Ergen’in sunuculuğunu yaptığı “Sürpriz” isimli programın ilk bölümüne davetliydi. Kendi programı bittikten sonra setten çıkıp hemen karşı stüdyoda çekilen Gülben Ergen’in “Sürpriz” adlı programına konuk olacaktı. Erbil odasında programa hazırlanırken, TV’de Sürpriz’e katılacak konuk listesinin geçtiği alt yazıya gözü takıldı: “Hüsnü Şenlendirici, Mehmet Ali Erbil, Tuna Kiremitçi ve Ayşe Hatun Önal!” Bu sıralamayı görünce sinirlenen Mehmet Ali Erbil son anda programa çıkmamaya karar verdi. Evine gitmek için koruma görevlileriyle otoparka yürüdü... İddialara göre Erbil’in programa katılmayacağını duyan yapımcı Okan Bayülgen, ünlü şovmeni durdurmak için peşinden koştu. Ancak Erbil, Bayülgen’in üzerine direksiyonu kırdı. Gülben Ergen, programında “Mehmet Ali Erbil çok ayıp etti” dedi. Sabah Gazetesi Günaydın eki yazarı Ayşe Özyılmazel, “Bitişlerin böyle başlayacağını” yazdı. Peki Mehmet Ali Erbil bu yorumlar karşısında ne dedi. İşte cevapları...

Yaşlanmaktan ve unutulmaktan korkuyor musunuz?

Hayır, ne alakası var. Bu benim duruşum, keşke herkes benim gibi olabilse, ortalık o kadar çok yalakalaştı ki, ben niye 30 yıllık kariyerimin sonunda böyle bir şeye müsaade edeyim.

İsminizin önce ya da sonra yazılması bu kadar önemli mi?

Önemlidir tabii ki! Televizyonda önemli insanlar program yapabiliyorsa, isimlerini koca koca yazdırıyorlarsa konuklar arasında da bu sıralama önem taşır. Üstelik arkadaşlarımın buna çok dikkat etmesi gerekmez miydi? Bu yapılanı sanatıma, kişiliğime hakaret sayıyorum.

Peki yapılan hata anlaşıldı mı?

Hayır anlaşılmadı. Arayıp özür dileyip, çiçek göndereceklerine, Gülben Ergen programda “Mehmet Ali Erbil’e çok dargınım” diyor. Ben dargınım asıl. Bu iş yayın yönetimine bırakılır mı? Programcıysan bunların hepsine dikkat edeceksin, bu işler o kadar ucuz mu, işini doğru yapacaksın, bu kadar basit.

Ayşe Özyılmazel, yaptığınız hareketin, bitişin göstergesi olduğunu yazmış...
Entel yazar Ayşe yani Okan’ın sevgilisi yazmış; “Mehmet Ali bitiyor”. Hadi oradan! Kendisine dönüp bir baksın önce “Ben neredeyim” diye sorsun! Kaç günlük yazarsın da, 30 yıllık mesleki kariyeri olan bir adam hakkında hüküm giydiriyorsun. Aklı sıra sevgilisini mi korudu şimdi? Okan’ın sevgilisi olduğundan yanlı yazı yazmış, çok umurumdaydı...

ARABAYI BEN DEĞİL ŞOFÖRÜM KULLANIYORDU

Okan Bayülgen’in üzerine araba sürdüğünüzü de söyledi...
Birincisi ben araba kullanmıyorum, şoförüm kullanıyor. İkincisi öyle bir şey olabilir mi bir düşünsenize. Okan’ı otoparkta gördüm, yanından geçip gittim. Durmadım, durmak zorunda da değilim. Arkadaşlarımdan daha fazla hassasiyet beklerdim. Ben o programa Okan ve Gülben için çıkıyorum başka bir şey için değil.

Hüsnü Şenlendirici’nin sizin adınızdan önce yazılması neyi değiştiriyor?
Çok fazla şey fark ediyor. Kariyer vardır, tecrübe vardır, ağırlık vardır, vardır da vardır. Tüm bunları es geçemezsin, mesela Bülent Ersoy dururken Armağan’ı (Çağlayan) önce yazabilir misin, yazamazsın. Hüsnü Şenlendirici benim için bir değer ama herkes yerini bilecek. Ayşe Hatun Önal benden önce yazılsa sesimi çıkarmam, kadın olduğu için öne almışlar derim, Fazıl Say yazılsa sesimi çıkarmam dünya starı derim... Ama bir hiyerarşi var bunu kimse bozamaz... Ama o kadar yozlaşmış ve pislenmiş ki her şey, bunları tek tek söylemek zorunda kalıyoruz.

Siz de ekranda çok pot kıran bir isimsiniz, bir pantolon konusu var ki hâlâ hafızalarda ...
Bu hatalarım bilinçsizce yapılmış şeyler. Bilinçli olsa televizyon kariyerim için harakiri yapmış olurum. Kendi kendimi öldürürüm. İzleyici bilinçli yapmadığımı biliyor, anlıyor, orada bir art niyet yok. Sadece izleyici değil kanal yöneticileri de bunun farkında. Pantolon olayının bir kaza olduğu ortada. İzleyicilerimde biraz daha fazla kredim var, bu önemli bir ayrıntı.

Formula 1 davetinde de kapris yapmışsınız, Mehmet Ali Bey?

(Gülüyor) Hey Allah’ım, bunları nereden çıkarıyorlar bir bilsem. Her yıl kanal bizi arabalarıyla Formula 1 yarışlarına götürüyor. O yollar çok karışık, kargaşa halinde, tam bir keşmekeş. Ayrı bir protokolü var, yabancılar bakıyor her şeye. Türkler olsa beni tanıyacak, oradan oraya geçip, yerime oturacağım. Ama yabancılar var, kimse kimseyi tanımıyor. Bir araba bekliyoruz gelmesi yarım saat, bir saat sürüyor. Orada çok söylendim ama kimseye değil, eşime söyledim. “Niye geldik, keşke gelmeseydik” deyip durdum. Ne var yani canınız sıkıldığında böyle şeyler söylemez misiniz? Benim kaprislerim yoktur.

Hiç mi yok?

(Gülüyor) Yahu Madonna, Türkiye’ye gelmeden papuç kadar liste gönderip, “Fıstığım az kavrulmuş olsun, odam nar çiçeği koksun” diye dünyanın isteğinde bulunuyor, herkes normal karşılıyor. Biz bir-iki şey istediğimizde kaprisli damgasını yiyoruz, anlamıyorum ki ben! Kulisimin olmasını isterim, bu isim davalarına önem veririm, saygı isterim öncelikle... Öyle kaprisim falan yoktur, olması gerekenleri isterim sadece...

Programa çıkmamanızı profesyonellik saymayanlara ne diyeceksiniz...
Programda herkes işini yapıyor olsaydı ben o programa çıkardım.

Eşiniz, Gülben Ergen’in arkadaşı, bir şey söyledi mi size?

“Benim hatırım varsa git” dedi. Ama bunun onunla ya da onun arkadaşlığıyla ilgisi yok. Tabii ki dinlemedim, benim inadım tutarsa tutar, kimse vazgeçiremez.

Çarkıfelek’le adınız artık bütünleşti, yeni şeyler yapmak istemiyor musunuz?

Farklı şeyler yapmak zor, yeni formatlar bakıyoruz, deniyoruz... Mesela “Var mısın Yok musun?” programı önce bize geldi. Ancak verdiği ödüller kanal tarafından çok masraflı bulundu ve biz yapamadık o programı. Acun’a kısmetmiş.

Filmlerden gittikçe uzaklaşıyor musunuz?

Hayır ama senaryo yok ki, proje gelmiyor, her gelen projeyi de kabul etmiyorum tabii ki...
Daha çok gişe filmlerinde oynuyorsunuz, vizyon bittikten sonra film de unutuluyor...
Daha sanatsal projeler olursa onun içinde yer almak isterim. Ancak izleyiciler de film yapımcıları da benim tipimi çizmiş oluyor. İnsanları eğlendireyim, güldüreyim istiyorlar. Ben de bundan şikayetçi değilim, eğlenerek yapıyorum işimi.

Sinemadan daha çok televizyona iş yapmayı tercih ediyor olmalısınız?
Evet çünkü sürekli sinema işi gelmiyor, televizyon benim için daha rahat ve yapılabilecek bir alan.

Televizyonu para için mi tercih ediyorsunuz?

Yoo bu bir doyum meselesi. Sinemadan iş çıksa daha çok oynarım ama hakkıyla roller gelmiyor ki... Yoksa sinemadan zaten para beklentim yok.


Ali Sadi ile baba olduğumu anladım

Ali Sadi doğduğundan bu yana kendimi çok iyi hissediyorum. Mutluyum, ailemle vakit geçirmeyi seviyorum. Tam anlamıyla babalığın tadını çıkarıyorum diyebilirim.

Kızlarımda çok toymuşum, genç zamanıma geldiğimden olacak, onlarla pek ilgilenememişim. Daha doğrusu anlayamamışım tam olarak ne yaptığımı. Şimdi kendimi daha iyi biliyorum ve Ali Sadi’yle çok iyi vakit geçiriyorum. Boş zamanlarımda da pilates yapıyorum. Hayatımdaki en büyük yenilik bu. Eşim uzun zamandır yapıyordu, onun önerisiyle gitmeye başladım. İlk defa spor yaptıktan sonra kendimi mutlu ve dinlenmiş hissettim. Masaj yaptırmışım sanki o denli rahatladığımı hissediyorum. Keşke daha önce keşfetseymişim.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious