Osmanlı tarihinde 2 Ermeni portresi

Osmanlı tarihinde 2 Ermeni portresi.11277
  • Giriş : 25.04.2009 / 08:23:00

Türkler’le Ermeniler’in tarihteki ilk karşılaşmaları, Anadolu’ya bireysel akınların başladığı yıllara rastlar. Yani 11. yüzyıla.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türkler'le Ermeniler'in tarihteki ilk karşılaşmaları, Anadolu'ya bireysel akınların başladığı yıllara rastlar. Yani 11. yüzyıla.

1071'de Anadolu kapılarının açıldığı dönemde Van civarında Vaspurakyan Krallığı hükum sürüyordu. Ama savaş, Selçuklu-Bizans orduları arasında cereyan etti. İmparatorluk gölgesinde yaşayan Ermeniler, mezhep farklılıklarından dolayı Bizans yönetiminden büyük sıkıntılar çekmekte idi.

Ermeniler, daha hoşgörülü olacaklarına inandıkları Selçuklular'a bundan dolayı daha sıcak baktılar. II. Haçlı Savaşı sonrasında 1147'de Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan'ı tebrik edenler arasında Ermeni Patriği de yer alıyordu. Kılıç Arslan, kendini tebrik eden Patrik'e, “Dualarınız sayesinde kazandık” diyor.

İSTANBUL'A ERMENİLER'İ FATİH GETİRDİ

Benzeri durum İstanbul'un fethinde ortaya çıktı. Dil ve mezhep farklılıkları bulunan Ermeniler, kendilerine yasak kılınan Konstantinopolis'e ancak fetihden sonra girebildiler. Fatih, Anadolu'nun farklı merkezlerinden Ermeni nüfus getirdi. Bunlar, mesleğinin erbabı ustalardı.

Rumlar ile Ermeniler'in anlaşamadığını gören Fatih, 1461'de Ermeni Krallığı'nın merkezi olan Eçmiyadzin'e parelel olarak İstanbul'da İstanbul Ermeni Patrikhanesi'ni kurdurdu. Yüzyıllar boyu Türkler, Ermeniler, Kürtler hiçbir sorun olmadan yaşayıp gitti.

Osmanlı tarihinde Anadolu'da bir çok Türkmen isyanı yaşanmasına rağmen, Ermeniler ile bir sorun ortaya çıktığını tarih kaydetmiyor.

Fransız İhtilali'nden sonra Balkanlar'da başlayan milliyetçilik hareketi, İmparatorluk potası içinde yer alan unsurların kanlarını bitlendirdi.

Sırplar'ın kopmasından sonra Mora Yarımadası'nda başlayan Yunan bağımsızlık hareketi, Batılı ülkelerin de desteği ile 1829'da başarıya ulaştı. Balkan Savaşları'na kadar Bulgarlar, Romanlar da başlattıkları çatışmalarla, bağımsızlıklarına kavuştu.

1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı, 1856'daki Islahat Fermanı, azınlıkların kendilerini ifade etmesine zemin hazırladı. Osmanlı-Ermeni ilişkilerinin bozulması ise 1877-1878'de Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Rus ordularının Ayastefanos'a (Yeşilköy) dayanması ile yaşandı.

Ermeni Patriği II. Nerses Varjabedyan, Ayastefanos'taki Rus Ordusu Komutanı Grandük Nikola'yı ziyaret etti ve imzalanacak barış anlaşmasına Ermeniler'in hukukunun garanti alınması hükmünün konulmasını istedi.

İşte iki toplum arasındaki yüzyıllardır süren büyüyü bu girişim bozdu. Savaştan hemen sonra imzalanan Berlin Anlaşması, Ermeniler lehinde bir dizi düzenleme öngördü. Vilayat-ı Sitte denilen Sivas, Erzurum, Elazığ (Harput), Diyarbakır, Van ve Bitlis'te Ermeni valiler yönetiminde özerklik verilmesi istendi. Ancak II. Abdülhamit, bu anlaşma hükümlerini hiçbir zaman uygulamadı.

Bu illerde Ernemi çeteleri kuruldu. Bu çeteler, Balkanlar'daki Sırp, Yunan ve Bulgarlar'ın takip ettiği yöntemi uyguladı. Ayrılıkçı Ermeniler'in hareket noktasının temelinde “Osmanlı'ya karşı savaşırsan, Avrupalılar'ın da desteği ile bağımsızlığını kazanırsın” yaklaşımı yatıyordu.

II. Abdülhamit, Ermeni çetelerle mücadele etmek için Kürt aşiretlerinden oluşan “Hamidiye Alayları”nı kurdu. Çetelere karşı sert tedbirlerin alınması Avrupa'da yankılandı. Ermeni komitacılar ve Avrupalı dostları, II. Abdülhamit'e “Kızıl Sultan” adını taktılar.

“Kızıl Sultan” yakıştırması bilinenin aksine Jön Türkler tarafından değil, Ermeni dostluğundan hareket eden Avrupalılar tarafından bu yıllarda takıldı. Sonraları İttihat ve Terakkiciler de bu sıfatı yoğun bir şekilde kullanmaya özen gösterdiler.

PATRİK VARJABEDYAN'IN İSTEKLERİ

O dönemi anlatmak için iki Ermeni portresi büyük önem taşıyor. Birisi, Osmanlı'yı mağlup eden Rus Ordu komutanını ziyaret edip ondan taleplerde bulunan İstanbul Ermeni Patriği II. Nerses Varjabedyan (1837-1884), diğeri Osmanlı Nafia Nazırı (Bayındırlık Bakanı) Bedros Hallaçyan.

Patrik II. Varjabedyan, 5 Mayıs 1879'da Ermeni kiliselerine ve okullarına gönderdiği genelge ile kin tohumlarını atan biri oldu. “Mezhep farklılıklarını ortadan kaldırın ve Ermeniler'i birleştirin”, “Okullardaki çocuklara Ermeni meselesini öğretin” dedi.

II. Varjabedyan, yol haritasında bir öneride daha bulundu. Çevrenizdeki konsolos ve misyonerlerle iyi ilişki kurulmasını istedi. “Onlara kendinizi sevdirin. Bizi medeni Avrupa kurtaracak” hatırlatmasını yaptı.

Haydarpaşa Limanı, Almanlar tarafından inşa edilmişti. 1903 yılında açılış törenine Alman Direktör Kauch da ülkesini temsil amacıyla törene katıldı. Osmanlı Nafia Nazırı Hallaçyan Efendi, davetliler huzurunda konuşmasını yapar ve yerine geçti.

Usulden olduğu üzere Alman konuk konuşmak üzere kürsüye çıktı. Kauch, elindeki kağıttan zor anlaşılır bir dille Türkçe konuşmaya başladı. Davetliler, büyük bir şaşkınlıkla pür dikkat dinlemeye çalıştı.

Hüseyin Cahit Yalçın, törenden sonra Hallaçyan'ın yanına gitti ve bunun nasıl olduğunu sorduğunda şu cevabı aldı:

“Monşer, bu herifler Osmanlı topraklarında bulunuyorlar. Burada çalışıp para kazanıyorlar. Biz resmi küşatta (açılışta), resmi nutuk Türkçe olmak lazım değil mi? Türkçe'den başka söz söyletmem. Nutku Almanca harflerle yazdırttım, Türkçe okuttum.”

Bir tarih, bir millet ve iki örnek.

Bizim en büyük sorunumuz, toptancılık. Bir konuya “ya hep, ya hiç” mantığı ile bakıyoruz. Gözümüzün gördüğü her şeyi “siyah-beyaz” olarak değerlendiriyoruz. Algıladığımız her şeyi, “iyi-kötü” bağlamına indirgiyoruz.
__________
NOT: Ermeni sorunu ve nasıl ortaya çıktığını anlamak için Taha Akyol'un "Ortak Acı 1915 Türkler ve Ermeniler" kitabını okumak gerek. Bu yazı da oradaki bilgilerden yararlanılarak yazıldı.

Haber 7

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*