ÖSS'ye girenlerin işleri şansa kaldı

ÖSS'ye girenlerin işleri şansa kaldı.18960
  • Giriş : 05.01.2009 / 11:20:00

ÖSYM Başkanı Yarımağa'nın umut dolu sözleri aslında gerçeği yansıtmıyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bu yıl sınava girecek adayların şansları ve ÖSS başvurusundaki azalma beklentisiyle ilgili ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan'ın basında yer alan açıklamalarını Kültür Dershaneleri Rehberlik Genel Koordinatörü ve 24 Eğitim Atölyesi Danışmanı Salim Ünsal'a sorduk.

Sayın Ünsal, ÖSYM Başkanı Sayın Yarımağan 2008'den 2009'da devreden öğrenci sayısının çok azaldığını belirterek 2008'de ön lisans baraj puanını 160'tan 145'e, lisans baraj puanını ise 185'den 165'e düşürdüklerini ve bu durumun binlerce öğrencinin üniversiteye girmesinin yolunu açtığını söyledi. Ayrıca yeni açılan üniversiteler ve kontenjan artışları sayesinde, geçmiş yıllardan üniversiteye giremeyen öğrenci sayısının hayli azaldığını vurguladı. Baraj puanlardaki indirimin amacı neydi ve geçen yıl gerçekten birçok öğrenci üniversiteye yerleşti mi?

Baraj puanlar zorunluluk nedeniyle indirildi!

Geçen yıl baraj puanlarda indirime gidilmesi aslında bir zorunluluktu. Eğer geçen yıl lise son sınıfta okuyan adaylar, önceki yıllarda olduğu gibi bütün lise türlerini kapsasaydı böyle bir puan indirimine gidilmeye gerek kalmayacaktı. Ama geçen yıl sınava ilk kez başvuran lise son sınıftaki adayların büyük bir bölümü Anadolu ve Fen Lisesi gibi nispeten daha başarılı liselerin öğrencileri oldukları için sınav puanlarını hesaplamaya esas olan Türkiye Ortalamaları çok yüksek çıkacağından, adaylar daha düşük puanlar elde edecek ve birçok aday barajı geçemeyecekti. Bu da kontenjanlarda önemli boşluklar doğuracaktı. Bu durumu 2006 yılında yaşadık. Tedbir amaçlı bir değişimdi. Sistem bu değişimi zorunlu kıldı. Kısaca sınava giren öğrenci niceliğinde bir değişim olmasaydı böyle bir değişim gündeme bile gelmeyecekti.

Barajlar inmese sistem daha şiddetle tartışılıyor olacaktı!

Ancak baraj puan indiriminin üniversiteye yerleşmede kalitenin ve başarının artması gibi sunulmasını yersiz buluyorum. Yaman çelişkiler ülkesiyiz. Üniversiteye girmeye çalışan milyonlar ama bu kadar talebe rağmen kontenjanları doldurmakta zorlandığımız bir sınav sistemi. Eğer geçen yıl bu tür bürokratik atraksiyonlar olmasa sistem daha da sorgulanıyor olacaktı. İşin özünde sistemin eleştiri oklarını üzerinden atma çabası, tartışılır olmaktan uzaklaşma gereksinimi vardı.

Sadece ekonomik kriz değil sistem de vakıf üniversitelerini vuruyordu!

Bir de 2006 ve 2007 yılında kontenjanlarını dolduramadığı için güçlüklerle karşı karşıya kalan Vakıf Üniversitelerinin baskısı bu değişimi zorunlu kıldı. Kalite artmadı ama kontenjan açıkları nispeten kapandı diyebiliriz. Buna rağmen çoğu Vakıf ve Kıbrıs Üniversitelerinde yine 8-10 bin kişilik boş kontenjan kaldı.

Geçen yıl sistem ancak 550 bin kişiyi eritebildi!

Bir yılda üniversite kapısındaki yığılma eritildi mi? Elbette hayır! 2007 Yılında lisans kontenjanları 200 bin kadarken 2008 yılında bu rakam 260 bine çıktı. 2007 Yılında önlisans kontenjanları yine hemen hemen aynı sayıda arttı. Geçen yıl kısaca 110 bin kişilik bir kontenjan artışı yaşandı. Sınav havuzuna da beklenen 700 bin öğrenciden 260 bin kişilik bir kitle dâhil olunca 550 bin kişilik bir eksiltme yaşandı geçen yıl.

Avantajı değerlendiren 400 binlik bir kitle hala var!

Eksiltmeler bu kadar. Ya artışlar? Daha önceden sınava girip kazanamayan veya kazanıp durumundan hoşnut olmayan grupta her yıl 900 bin olan öğrenci sayısı, geçen yıl 1 milyon 300 bine çıktı. Özetle 540 binlik bir eksiltme, 400 binlik bir artışla dengelendi.

Sistem sadece talep artışının ateşini dindirdi

Kısaca üniversite kapısında umutla geleceğini tayin etmeye çalışan öğrenci kitlesinde sayısal anlamda öyle kayda değer bir azalma yaşanmadı. Geçen yıl yaşanan bu durum, her yıl yaşanan talep artışının ateşini dindirdi sadece.
Kontenjan yaratmak ve bunları doldurmak çok kolay! Ya sonrası?

Bu tür açıklamalarla amaç, sınava giren herkesi üniversiteli yaptık şark kurnazlığı ise sınavda kimlik numarasını kodlayan herkesi Açık Öğretim programlarına alırsınız kontenjan ve ÖSS sorunumuz kalmaz. Bu bakış açısının bizi getireceği nokta ne yazık ki burası. Üniversitelerimizin ve kontenjanlarının çokluğundan ziyade mevcut programların toplumsal ihtiyaçlarımıza ne ölçüde cevap verdiği ve adaylar için ne kadar cezbedici olduğunu dikkate almak zorundayız.

ÖSYM Başkanı liselerin dört yıla çıkarılması nedeniyle bu yıl liselerden mezun olacak öğrenci sayımızın 150 bin civarında olacağını, ayrıca 4 yıllık liselere eklenen dersler ve ders içerikleri bu öğrencileri diğer öğrenciler karşısında daha şanslı hale getireceğini, sonuçta bu yıl ÖSS'ye girecek olan öğrenci sayımızın 1 milyon 100 bin kişi olacağını tahmin ettiğini söyledi. Yapılacak artışlarla kontenjanların 600 bin civarında olacağını bu yıl sınava giren her iki öğrenciden birinin bir programa yerleşeceğini, kısaca bu yıl adayların çok şanslı olduklarını ifade etti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

İşimiz şansa kaldı! Haydi, gençler sınava

İki yıldır bu cümleyi duyuyoruz. Geçen yıl şanssız mıydılar? Hayır. Bu yıl şanslı mılar? Ona da hayır. Geçen yıl kadar şanslılar ve geçen yıl kadar şanssızlar. Gençlerin işi şansa kalmış ise vay halimize.

Bu açıklamanın arka planında bir teşvik söz konusu. Üniversite hayalini rafa kaldırmış, kenarda köşede kalmış, bu yıl sınava girme fikri başlangıçta olmayan ama bu açıklama ile iştahı kabaracak bir kitleye davet olduğunu düşünüyorum. Kişisel kanaatim bu doğrultuda. Bir fırsat yılı havası daha estiriliyor. Umarım şans da gençlerin yanında olur. Geçen yıl ÖSS öncesinde soruların çok kolay olacağı beyanatını dinleyen ve pek de alışılmadık zor sorular ile karşılaşan gençleri bu davet ne kadar harekete geçirebilir tahmin etmek zor.

Beklenenden daha fazla başvuru olacaktır!

Öte yandan eğer basın yanlış yazmadıysa bu yıl liseden mezun olacak öğrenci sayısının 150 bin olma olasılığı da yok. Geçen yıl böyle bir beyanat verilmiş olsaydı “evet! Doğru olabilir” derdik ama bu yıl liseden mezun olabilecek durumda olan en az 650-700 bin kişilik bir kitle var. Önceki yıllarda mezun olup içindeki üniversite eğitimi ateşini küllendirememiş 700-800 binlik bir kitle de bizi bekliyor. Net rakamı ancak mart ayında görebileceğiz ama ben bu konuda Sayın Yarımağan kadar iyimser değilim. 1 Milyon 400 binden az bir rakam asla olmayacaktır.

Üniversitelerimiz kontenjan artışına hazır mı?

Kontenjanlar zaten şu an 530 binler seviyesinde. 70 Binlik bir artışı üniversitelerimiz nasıl kaldırır? Buna ekip ve donanım olarak ne kadar hazırlar? Bu da tartışma götürür. Keşke lise mezunu her gencimizi sadece ÖSS performansına göre değil aynı zamanda ilgi, istek ve yeteneklerine göre de istediği programlara yerleştirebilsek. Ama yakın vadede bunu gerçekleştirebilecek bir anlayışın var olmadığını üzüntü ile takip ediyoruz.

Müfredat değişimi gözünüzü korkutmasın!

Bu yıl uygulanacak ÖSS'deki sınav sorularının yeni lise müfredatı dikkate alınarak hazırlanacağını, bu nedenle bu yıl lisede okuyan adayların daha aşina oldukları bir müfredat ile karşı karşıya kalacaklarını, özellikle eski mezunların okuldayken görmedikleri derslerden sorular yöneltilebileceğinin vurgulanması da çok önemli bir değişim gibi sunuldu. Bu açıklamayı okuyan genç bundan ne çıkarmalı? “Lisede okuyorum ne güzel ben başaracağım”, ya da “yine olan biz eski mezunlara oldu bizim ne günahımız var!”

Bu değişimin başarıyı olumlu veya olumsuz yönde etkileyecek çok kayda değer bir değişim olmadığını düşünüyorum. Analitik geometride, tarihte ve coğrafyada bazı değişimler olacak. Psikoloji eşit ağırlıklı puan türünden seçim yapacak adayların test kapsamından çıkarıldı. Ama soru yapısında ve müfredatında alışılmadık çok önemli bir değişim değil bu.

Meslek lisesi mezunlarının katsayı mağduriyetlerinin giderilmesi için YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın ortak çalışma yaptıklarını belirten ÖSYM Başkanı Yarımağan, hazırlıkların artık son aşamaya geldiğini belirtti. Meslek lisesi mezunlarının, kendi branşlarındaki üniversiteleri tercih etmeleri halinde katsayı mağduru olmaktan kurtarılacakları bir formül konusunda fikir birliğine varıldığını, meslek liselerinde yeterli dersleri alamayan öğrencilerin yetiştirilmesi içinse, üniversitelerde bu derslerin okutulmasının düşünüldüğünü söyledi.

Spekülasyona uygun bir ortam yaratılıyor!

Resmi bir ağızdan meslek liselilerin mağdur edildiğini ilk kez duyuyoruz. Bu bir gelişme. YÖK Başkanı Sayın Özcan'ın bu değişim ile ilgili verdiği tarih 2010 ÖSS'yi kapsıyor. Bu değişim elbette çok önemli ama henüz değişim programı sonlandırılmadan böyle bir duyurunun yapılıyor olması şu an sınava hazırlanan gençlerin kafalarını karıştırıyor, motivasyonunu alt üst ediyor. Sistemi değiştiriyoruz, ÖSS'yi kaldırıyoruz, değişecek, az sonra, birazdan… gibi nihai amacı beyan etmeyen ifadeler spekülasyonlara uygun bir ortam hazırlıyor. Şu an hem öğrencinin kafası karışık, hem velinin hem de biz eğitimcilerin. Hani ortaya konan sistem kamuoyuna sunulup bir tartışma ortamı yaratılsa ve değerlendirilse bir şekilde buna anlam verebiliriz ama ortada değişim ve dönüşümle ilgili asparagas birkaç bilgiden başka hiç bir şey yok.

Sistem son 10 yılda liselerin kimyasını bozdu!

“Bakın biz sizi bir zamanlar mağdur ettik ama şimdi durumunuzu düzeltmek için çabalıyoruz” şeklinde siyasi bir mesaj algılıyoruz. Bir ülkenin eğitim politikaları her türlü politik kaygının üzerinde olmalı. Gençlerimizin geleceğini siyasi emel ve beklentilerimize alet etmemeliyiz. Ortada 10 yıldır devam eden bir adaletsizlik var. Bu gayet açık. Sadece meslek liseli adaylara yapılmış bir adaletsizlik değil bu, mesleki olmayan liseler de bundan olumsuz etkilendi etkileniyor. Başlangıçta meslek lisesine gitmeyi hayal eden gençlerin büyük bir bölümü bu liselerde önümüz kapalı diye genel liselere yöneldi ve genel liselerde eğitim çok kalabalık sınıflarda ve çok zor koşullarda yürütüldü. Şu an yerleştirme sonuçlarına baktığımızda bu acı tabloyu daha net görebiliyoruz. Genel liselerinn lisans programlarına yerleşme oranı ne yazık ki % 9-10 arası.
Sistemdeki aksaklıklar bir an önce giderilmeli!

18-19 yaşında elinde lise diploması olan binlerce mesleksiz genç. Bu durum hem ülke ekonomisi hem de ebeveynler için önemli bir sorun. Gençlerin artık gecikmeye tahammülü kalmadı. Bir an önce bu sorunun halledilmesi gerekiyor. Yarınlar bizden umutla geleceğe bakabilen, yetişmiş, uzmanlaşmış, çalışkan, kendisi, ailesi ve ülkesi için faydalı gençler bekliyor. Gençlerimiz bizden sadece genç nüfusumuzun çokluğu ile övünmemizi değil onların ufkunu açmamızı da bekliyor.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*