Pakistanlı doktor Kızılay’a katıldı

  • Giriş : 17.01.2006 / 00:00:00

8 Ekim sabahı hüzünlü bir gürültüyle uyandı tüm insanlar, şaşkındılar.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Çünkü deprem yine amansız ve haince yakalamıştı. Birden bağırma sesleri yükseldi, acı acı. Sonra çığlık eşlik etti seslerine. Hepsinin yüzünde aynı ifade vardı, endişeliydi gözler. Yine deprem olmuş, binlerce insanı hayattan, koparıp almıştı. Birbirlerine kenetlendi insanlar. Ailelerinden, yakınlarından, enkaz altından çıkardıklarıyla teselli bulmaya çalıştılar. Ölümün tesellisi olmazdı ama, olmak zorundaydı. Ayakta kalmak gerekiyordu, çünkü depremde sağ kalanların yardıma ihtiyacı vardı.



Düşünceli yolculuk

Lahor, depremin en çok vurduğu Muzafferabad kentine 10 saatlik bir mesafedeydi. Depremden çok da etkilenmedi ama, Lahor’da yaşayan Saadia Zakia Talip, adeta depremi içinde yaşadı. Muzafferabad’dan yükselen çığlığı, yüreğinde duydu. Çocuk psikolojisi, psikoterapi, klinik psikolojisi alanında uzman olan Saadia, Matematik profesörü olan eşine yardım için Muzafferabad’a gitmek istediğini söyledi, ancak eşi izin vermedi. “Evli bir kadının kocasından ayrı bu kadar uzak mesafeye tek başına gitmesi kabul edilemez” diyerek reddetti. Ama Saadia “Bu bir savaştır ve yardım kaçınılmazdır” dedi ve ailesini geride bırakarak Muzafferabad’a doğru yola koyuldu. Yol boyunca aklında hep televizyonda gördüğü o korkunç görüntüler vardı, ama ailesi bir an için bile aklına gelmiyordu.

Saadia eğitimli bir insandı, savaş ve depremi karıştırmış olamazdı. Peki neden, yaşanan deprem bir savaştı¿ Çünkü deprem de sonuçları itibariyle savaş gibiydi. Gerçi burada iki ya da daha çok ülke birbirlerini bombalamıyorlardı. Veya silahlardan çıkan kurşunlarla insanlar ölmüyordu belki ama, yine de yıkımlar, dağılan aileler, hastalar, sakatlar ve ölümler yok muydu¿ Bu anlamda ne farkı vardı savaştan¿ İşte Saadia bu gerçeğin peşinden geldi Muzafferabad’a..
Kızılay ile omuz omuza
Bir psikoloğa ihtiyaç olmadığı söylendi kendisine. Şaşırmıştı. Sonra televizyonlarda izlediği bir haber aklına geldi. Türk ekiplerinin Pakistan halkına yaptığı yardımları anlatıyordu haber. Sonra depremin etkisinde kalan ve yakınlarını kaybetmiş insanlara ulaşmak için Kızılay’ın psiko-sosyal bir faaliyeti olduğunu öğrenince çok sevindi. Saadia, Kızılay ekiplerini buldu ve kendini tanıttı. Sıcak karşılanmıştı, çünkü Kızılay, depremden dolayı panik ve umutsuzluk içindeki insanlara ancak kendilerinden, kendi halkından insanlarla ulaşabiliyordu. Saadia gibi çok sayıda gönüllü vardı Kızılay ile tanışan. Saadia hemen bu gruba katıldı. Artık kendi deyimiyle savaşın ortasındaydı. Halkının yaralarını sarıyordu, çok mutluydu. Kendi insanlarına ulaşıyor, sorunlarını dinliyor ve tekrar onlara hayat sevinci kazandırıyordu. Önünde deprem yüzünden umudunu kaybetmiş o kadar çok insan olmasına rağmen Saadia, umudunu hiç yitirmiyor. Türk Kızılayı ile birlikte omuz omuza mücadele veriyor. Tıpkı diğer Pakistanlı kahraman kadınlar gibi..
>> Tek umudu doğacak çocuğu

İSLAMABAD- Pakistan’da deprem, karanlık gibi insanların üzerine çöktüğünde, hayat neredeyse durma noktasına gelmişti. İnsanlar, bu felaket karşısında dehşete düşmüş, adeta çökmüştü. Her aileden çok sayıda insan hayatını kaybetmiş, daha fazlası da yaralanmıştı. Bir de hâlâ enkazın altıda kalanlar vardı ki, arama kurtarma çalışmaları sona erdiğinde umut onlar için bitmiş, enkaz mezar olmuştu onlara...
Köyler yok oldu

Aslında her ailenin depremden sonra maalesef hüzünlü bir hikayesi oluştu. Felaketi herkes derinden hissetmiş, bazı köyler haritadan silinmişti. Yaşananlar öyle trajikti ki, anlatmaya kelimelerin gücü yetmedi. deprem olduğunda evinde eşiyle birlikte oturan 27 yaşındaki Tazeem Bibi, yıkıntıların altında kalmasına rağmen tek düşündüğü çocuklarıydı. Onlar devlet güvencesi altındaki okullarında eğitim görüyordu. 4, 5, 7, 9 yaşlarında biri kız, dört çocuğu vardı Tazeem Bibi’nin. Acı gerçeği öğrendiğinde öyle sarsıldı ki, şiddeti hiçbir depremle ölçülemezdi. Dört çocuğundan hiçbiri kurtulamamıştı. İnsanın babası öldüğünde yetim, annesi öldüğünde öksüz kalırdı ama, ya çocukları öldüğünde... Bu acıyı hiçbir kelime tarif edemezdi.
Tarifsiz acı

Tazeem eşiyle birlikte enkazdan yaralı kurtarıldı. Eşi İslamabad’da, kendisi Muzafferabad’da tedavi altına alındı. Bacağı enkaz altından güçlükle çıkarılmış, tekrar hayata kazanılmıştı Tazeem. Bacağında meydana gelen yaralanmadan dolayı hastanede tedavi altına alındı. Türk sağlık ekiplerinin müdahalesiyle iyileşmeye çalışıyordu. Bacağı kesilmekten kurtarılmış, alçıya alınmıştı. Hastanede diğer hastaların çocuklarını severek teselli bulmaya çalışıyordu ama hiçbirinin kokusu kendi çocuklarının kokusu gibi değildi.
Yeni umut

Evlatlarını kendinden almıştı deprem ama, Tazeem’i hayatta tutacak güç, içinde büyüyordu. Umut filizleniyor, yine buruk bir coşku hissediyordu. Çünkü hamileydi... Artık tek umudu doğacak bebeğiydi. 7 aylık hamile olmasına rağmen karnı normal bir hamile anne adayınınki kadar büyük değildi. Çünkü yeterli besinleri alamamış, sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirememişti. Ama doktorlar bebeğin doğumunda bir problem yaşanmayacağını söylediğinde, hayat yeniden başlıyor gibi hissetti. İçi umutla doldu. Tekrar hayata sıkıca sarılmaya karar verdi. “İnşallah iyi olacağım, evime geri döneceğim. Umuyorum ki, yeni hayatıma en iyi şekilde başlayacağım” diyordu.
Bize yardım edin

Ama yeni hayat kurmak kolay değildi. deprem tüm hayatı altüst etmişti. Elde ne varsa alıp götürmüştü. Tazeem, yeni bir hayat kurmak istiyordu, elinde kalanlarla. Ama elinde ne kalmıştı ki, sadece doğmasını umutla beklediği çocuğu vardı. Şimdilik Türklerin şefkatli ellerindeydi. Hastanesinde tedavi ediliyor, yiyecek, giyecek, barınma gibi ihtiyaçları karşılanıyordu. İlk günden beri yanlarında olan Türk halkına ve yaptığı karşılıksız yardım için Türkiye’ye kendi deyimiyle şükranlarını sunan Taazem Bibi, düzenli bir hayat kurmak için haykırıyordu. Ne olur bize yardım edin!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious