Papa'yı hem sıcak karşıladı hem eleştirdi

  • Giriş : 28.11.2006 / 00:00:00

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, İslam’ın yeryüzüne kılıçla yayıldığı, Müslümanların potansiyel şiddet uygulayıcıları olduğu anlayışını ifade eden İslamophobia’nın giderek tırmandığını belirtti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bardakoğlu, "Bilimsel ve tarihsel hiçbir araştırma ve veriye dayanmayan, adalet ve insaf ölçüleriyle de bağdaşmayan bu itham ve iddialardan, adını barıştan alan İslam’ın her mensubunun son derece müteessir ve müşteki olduğunu ilan etmek isterim" dedi.

Diyanet İşleri Bakanlığı’nda Papa 16. Benedict ile birlikte yaptığı ortak basın açıklamasında konuşan Bardakoğlu, sözlerine "Binlerce yıllık tarihinde insanlığın farklı kültürel ve dinî tecrübeleri ile geleneklerini bağrında barındıran ülkemize, tüm inanç ve kültür farklılıklarının özgürlük ve karşılıklı saygı içerisinde yaşatılmasını insani bir sorumluluk olarak gören Başkanlığımıza hoş geldiniz" diyerek başladı.

Anadolu’nun ilahi dinler olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile pek çok diğer kadim din, kültür ve medeniyete beşiklik ettiğini hatırlatan Bardakoğlu, "On asırda İslam Medeniyetinin bütün güzelliklerini bağrında toplamış olan Anadolu’yu yurt edinmiş olan biz Müslümanlar, diğer dinlere ait tarihi ve kültürel mirası muhafaza etmeyi, dini ve kültürel çeşitliliği tarihte olduğu gibi bugün de korumayı hem tarihten aldığı değerlere saygının, hem de İslam’ın engin müsamahasının bir icabı olarak telakki etmekteyiz. Değerli konuklarımızın, ülkemizde geçirecekleri müddet içerisinde bu emsalsiz güzellikleri müşahede edeceklerini ümit ediyorum" diye konuştu.

İlâhî dinin, barış ve esenlik kaynağı olduğunu vurgulayan Bardakoğlu, dinin, yüce yaratanın, insanoğluna dünyada mutlu olması ve uhrevi kurtuluşa ermesi için uzattığı bir yardım eli, onu çağırdığı bir hakikat bilgisi olduğunu söyledi. Bardakoğlu, din sayesinde insanın yaratanı ve kendini tanıdığını, varoluşunun nihai anlamını kavradığını, iç ve dış dünyasının barış ve huzuru yakaladığını belirterek, "Hz. Adem’den Hz. Nuh’a, Hz. İbrahim’den, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’dan Hz. Muhammed Aleyhisselâm’a kadar bütün peygamberler bu barış, sevgi ve kurtuluş çağrısının elçileri ve rehberleri olmuşlardır. Bize düşen görev, Allah’ın gönderdiği ve bütün peygamberlerin insanlığa tebliğ ettiği bu kutlu mesajı en güzel şekilde gelecek nesillere aktararak insanlığın barış, kurtuluş ve huzura ermesine hizmet etmektir. Bizler, bu ulu elçilerin açtığı yolu izleyebildiğimiz ve onlardan aldığımız bu büyük emaneti samimiyet ve sadakatle taşıyabildiğimiz ölçüde dünyada mutlak hayrın ve hakikatin, kalıcı kurtuluş ve mutluluğun davetçileri olabiliriz" dedi.

"GÜNÜMÜZ İNSANININ DİNİN KUCAKLAYICI DAVETİNE İHTİYACI DÜNDEN AZ DEĞİL"

Bugünkü çağın dünyevileşme ile birlikte pek çok unsurun dinin ilâhî çağrısına kulak tıkadığını belirten Bardakoğlu, bu nedenle de manevî, ahlâkî ve insanî hayatta büyük bir sapma meydana getirdiğini ifade etti. Bunun sonucu bugünün insanının çeşitli maddi ve manevi sorunlar içerisinde bocalayarak bunaldığını, dünyevileşerek, yalnızlaştığını kaydeden Bardakoğlu, "Günümüz insanının dinin kucaklayıcı davetine ihtiyacı dünden daha az değildir. Bu bunalıma karşı biz dini liderler, din bilginleri ve dini kurumların özverili gayretlerine büyük ihtiyaç vardır" şeklinde konuştu.

Bardakoğlu, tarih boyunca ilâhî hitabın "Adem’in çocukları olduğumuz" gerçeğini sürekli vurguladığına işaret ederek, şöyle devam etti: "Buna dayalı kardeşlik ve sevgi ideali karşısındaki en büyük engel, ilâhî hikmet gereği, varoluşunu muhtelif ırk, din, dil, kültür ve siyasi düşüncelere mensubiyetle gerçekleştiren insanların, bu durumu bir zenginlik olarak görmek yerine, çatışma ve güvensizlik zeminine dönüştürme girişim ve eğilimleri olagelmiştir. Burada inananları gerçeğe ve iyiye yönlendirme ve onlara rehberlik etme mevkiinde bulunan biz din bilginlerine çok hassas bir görev düşmektedir. Bu görev, yalnızca temsil ettiğimiz ve mensubu olmakla onur duyduğumuz dini gelenekleri diri tutmayı değil -belki de daha önemlisi- tüm bu dini, etnik ve kültürel farklılığın ilâhî sevgi, rahmet ve hikmetin bir tecellisi olduğu hakikatine uygun hareket etmeyi de gerektirmektedir. Samimi kanaatimiz o dur ki böyle bir anlayış ve bunun gereklerine bağlılık, insanlığın barış içinde yaşamasının da en büyük teminatıdır."

"ÇAĞIN SORUNLARININ KAYNAĞI DİN DEĞİL KÜRESELLEŞME"

Farklı din ve inanç mensuplarının birbirlerinin dinlerini onaylamaya ve yargılamaya gerek duymaksızın, bir araya gelerek konuşabilmesi gerektiğini vurgulayan Bardakoğlu, bu şekilde insanlığın karşı karşıya olduğu sorunların çözümüne ortaklaşa gayret gösterebilmesini istedi. Bardakoğlu, "Ayrıca hiç kimse bu ortak çabayı ve iletişim zeminini kendi dinine taraftar bulmak veya kendi din mensuplarının önünü açmak için bir araç olarak da kullanmamalıdır. Dini liderler bir araya geldiklerinde, inançlarını üstün gösterme gayretine girmeden ve dinlerin teolojisini tartışmak için vakit kaybetmeden insanlığın ortak sorunlarına çözüm arama yolunda çaba sarf etmelidir" diye konuştu.

Bardakoğlu, hayatı kökünden sarsan ve ağır faturaların ödendiği bir küreselleşme sürecinden geçildiğini belirterek, bunun da sağlık, güvenlik, beslenme, açlık, sefalet ve çevre sorunları, terör ve şiddet, ideolojik ve çıkar amaçlı savaşlar, sömürüye bağlı geri kalmışlık gibi bir çok sorunu beraberinde getirdiğini söyledi. Bu sorunların hiçbirinin dinlerden kaynaklanmadığının altını çizen Bardakoğlu, "Aksine ilâhî dinler bu sorunların çözümüne katkı sağlayacak güçlü mesajlara sahiptir. Dini kimliklerin sosyal bir olgu olarak ayrıştırıcı özelliklerini değil, bunların tanımlayıcı ve ilâhî hakikatlerin birleştirici özelliğini esas alarak bu sorunlarla mücadele etmeliyiz. Bu sorunların şiddete, baskıya, kalıcı kin ve nefrete dönüşmesini birlikte engellemeliyiz. Biz dini liderler, din bilginleri ve dini kurumlar, uluslararası siyasetin gerilimlerine alet olmayı reddederek bu sosyal sorunların çözümüne katkı sağlamak zorundayız. Bilhassa son yarım yüzyılda Ortadoğu’da barış adına dökülen kan ve akan gözyaşı, insan hakları adıyla hiçe sayılan insan onurları, her türlü terörün, çatışmanın dini zemine kaydırılması çabaları, artık temennilerimizi fiili adımlara dönüştürmeyi zorunlu kılmaktadır" şeklinde konuştu.

Bardakoğlu, modern dünya ahlâkî ve manevî bir krizle karşı karşıya olduğunu söyledi. Bu kriz insan fıtratını, bireysel ve toplumsal hayatı, akıl ve gönül sağlığını tahrip ettiğini belirten Bardakoğlu, konuşmasına şöyle devam etti: "Dünyamız, aile değerlerinde hızla gerilemenin; başta uyuşturucu, fuhuş ve alkol olmak üzere zararlı alışkanlıklar ve salgın hastalıklar gibi birçok tehlikenin tehdidi altındadır. Bunlarla mücadelede, inancın ve dinî terbiyenin önemli bir rolü olduğu kesindir. Aile kurumunu anlamsız kılacak her türlü düşünce ve girişimle mücadelede, kadınlarımıza karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kalkmasında, çocuklarımızın istismar edilmeden kendi gelişmelerine uygun ve sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesinde, gençlerimizin maruz kaldığı kötü alışkanlıklardan kurtulmasında dinî kurumların öncülük yapması zarureti vardır"

"TERÖR MÜSLÜMANLAR İÇİN BİR İNSANLIK SUÇUDUR"

Konuşmasında İslam ile terörün özdeşleştirilmesini de eleştiren Bardakoğlu, "Biz Müslümanlar, şiddet ve terörün her türlüsünü, kime karşı ve kim tarafından işlenirse işlensin, kınıyoruz ve onu bir insanlık suçu olarak görüyoruz. Bizler, masum bir insanın kanını dökmeyi bütün insanları öldürme gibi ağır bir suç ve günah sayan bir dine mensubuz. Ne var ki, son dönemlerde İslam dininin tarihi ve kaynaklarıyla şiddeti içerip teşvik ettiği, İslam’ın yeryüzüne kılıçla yayıldığı, Müslümanların potansiyel şiddet uygulayıcıları olduğu anlayışını ifade eden İslamophobia’nın giderek tırmandığını hep birlikte müşahede ediyoruz. Bilimsel ve tarihsel hiçbir araştırma ve veriye dayanmayan, adalet ve insaf ölçüleriyle de bağdaşmayan bu itham ve iddialardan, adını barıştan alan İslam’ın her mensubunun son derece müteessir ve müşteki olduğunu ilan etmek isterim. Ayrıca bu kabil iddia ve girişimlerin, dinleri istismar ederek din adına yanlış işler yapanlara en büyük destek anlamına geldiği de unutulmamalıdır" diye konuştu.

Bardakoğlu, ön yargıların önemli ölçüde tarihsel korku ve kaygılardan beslendiğini, özellikle dini liderlerin ve dinî kurumların bu korku ve kaygılara dayalı ön yargıların esiri olmaması ve sağduyulu davranmasının, evrensel barış ve huzurun tesisinde esası olduğunu kaydetti. Her dinin farklı inanç esasları, ibadetleri ve kültür dünyası olduğunu belirten Bardakoğlu, "Bizim mensup olduğumuz din, kendisinden önceki ilâhî dinlerin hakikatlerini kabul eder; peygamberler arasında ayrım yapmayı reddeder. İslâm’ın temel esasları ve iç kategorileri, teorik ve pratik alanda aklı en temel kıstas olarak belirlemiştir. İslam’da Allah inancı, her bir bireyin doğrudan Allah’a muhatap olması ve dindarlığını dinin açık bilgisi ışığında özgür iradesiyle inşa edebilmesi, özgürlüğün ve rasyonel düşüncenin de temelini oluşturur. Böyle olduğu için de bizler, doğru bilgiyi ve iyi niyeti esas alarak, müsamaha ve karşılıklı saygı içinde herkesle iletişim yollarını açık tutmak isteriz. İçinde yaşadığımız dünyada ilahi hakikatler ve insani amaçlar yolunda mesafe alabilmede bunun son derece önemli olduğuna inanıyoruz" şeklinde konuştu.

Bardakoğlu, Papa’nın Türkiye’ye gerçekleştirdiği bu ziyaretin, farklı din, inanç, kültür ve medeniyet mensupları arasında uzlaşı kültürünün gelişmesi, karşılıklı saygı, adalet ve hakkaniyet duygularının yaygınlaşması açısından olumlu bir adım olarak gördüğünü belirterek, "Bu geleneğin canlanarak ve pratiğe yansıyarak etik temeller üzerinde güçlenmesini temenni ediyorum" dedi.

Bardakoğlu, sözlerini Papa 16. Benedict’e sağlık ve esenlik ve saygı dilekleriyle tamamladı.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious