Peki siyaset kadına muhtaç mı?

Peki siyaset kadına muhtaç mı?.14207
  • Giriş : 18.06.2007 / 07:11:00
  • Güncelleme : 31.08.2016 / 16:07:04

Seçimlerde ‘sınırlı’ da olsa rekor sayıda kadın Meclis’e girebilecek.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Peki siyaset kadına muhtaç mı? Siyasete atılmalarını erkekler mi engelliyor? Türk kadınının zor imtihanı...

Siyasetin kadın zekâsına, inceliğine ve zarafetine ihtiyacı var.’ Bu sözler Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ait. 27 Mart 2007 tarihinde Ankara’da, AK Parti tarafından düzenlenen 3. Yerel Yönetimlerde Kadın Şûrası’nda dile getirdi bu ifadeleri. “Gelin; potansiyelinizle, kalitenizle siyasette hak ettiğiniz yeri muhakkak alın.” diyen Erdoğan’ın bu çağrısına pek çok kadın karşılık verdi, 22 Temmuz’da yapılacak seçimlerde milletvekili olabilmek için AK Parti’ye başvurarak… Geçen hafta partinin Yüksek Seçim Kurulu’na teslim ettiği listede 20 kadarı seçilebilecek yerden 62 kadın adaya yer verilmesi de Erdoğan’ın bu konuda çok kararlı olduğunun bir göstergesi aslında. Nitekim Başbakan, 3 Kasım 2002 seçimlerinde 28 adayla parti listesinde yüzde 6,01 temsil şansı verdiği kadınların çıtasını 62 adayla yüzde 11,45’e yükseltmiş oldu böylece.

Sadece AK Parti değil, başta CHP olmak üzere diğer partiler de milletvekili aday listelerinde çok sayıda kadına yer verdi. CHP lideri Deniz Baykal’ın listesinde 52 kadın aday yer buldu mesela. Geçen seçimde 39 kadın adayla listede yüzde 8,18 temsil hakkı sağlayan CHP, bu oranı bu kez yüzde 9,45’e çıkarmış oldu. Bu seçimde partilerin kadınlara verdiği önemin bir diğer göstergesi de AK Parti, CHP, DP ve Anavatan listelerinde ilk üç sırada 49 kadın adayın yer alması. 2002 seçiminde ilk üç sırada sadece 1 aday gösteren AK Parti, bu kez 12 kadını aday gösterdi. Geçen seçimde ilk üç sırada 7 aday gösteren CHP ise bu sayıyı 14’e çıkardı. Listelerin en başında en çok kadın aday gösteren parti ise Türkiye Komünist Partisi (TKP) oldu. TKP, 44 kadın adayı ilk iki sıraya, İşçi Partisi (İP) de 10 ilde kadın adayları ilk sıraya koydu. En az kadın aday (43) gösteren parti MHP olurken, Genç Parti, 128’le en fazla kadın aday gösteren parti unvanını elde etti. Genel seçime bağımsız olarak katılma kararı alan DTP’den de 10’a yakın kadının milletvekili seçilerek Meclis’e girmesi bekleniyor.

YENİ MECLİS REKOR KIRABİLİR

Şüphesiz bu rakamlar oldukça sevindirici. Ancak, toplumun yarısını oluşturan kadınların siyasi arenada daha fazla oranda boy gösterebilmesi için alınacak epey mesafe olduğu da bir gerçek. Geçtiğimiz dönemde kadınların Meclis’teki temsil oranı yüzde 4,4 idi. Sadece AK Parti ve CHP’nin kadın aday sayısını 67’den 114’e yükseltmesi, bu seçimden sonra kadınların Meclis’teki temsil oranını yıllar sonra ilk kez yüzde 6’nın üzerine çıkarmış olacak. Eğer DTP’nin bağımsız olarak aday gösterdiği kadınlar da Meclis’e girerse, 22 Temmuz sonrası TBMM’de kadınların temsil oranının yüzde 10’u bulması mümkün. Bu da toplam sayı açısından tarihî bir rekor demek.

Peki, 22 Temmuz seçimlerinde şimdiye kadar Türk siyasi hayatında görülmedik sayıda kadının siyaset sahnesine çıkması ne anlama geliyor? Konuyu daha iyi kavramak için biraz geriye gitmek gerekiyor. Türkiye’de kadınlara ilk kez seçme ve seçilme hakkının verildiği tarih 5 Haziran 1934. Hemen ertesi yıl, 8 Şubat 1935’te gerçekleşen genel seçimlerde 5. dönem parlamentoya 17 kadın milletvekili giriyor. Kadınların seçilme hakkının tanındığı son 73 yılda Meclis’e girebilen toplam kadın sayısı sadece 186. Toplam erkek vekil sayısı ise 8 bin 294. 1935 seçimlerinde 17 kadın vekil seçilirken, son genel seçimlerin yapıldığı 2002’de bu rakam 24 oluyor.

11 Ocak 2007’de Meclis’te gündem dışı söz alan CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman’a göre, kadının toplumdaki yerini belirleyen en önemli göstergelerden biri Meclis’teki kadın oranı. Ama bu anlamda Türkiye, dünya meclisleri sıralamasında 189 ülke arasında 160’ıncı sırada. Avrupa parlamentolarında ise en sonda. Dünya parlamentolarında kadın vekil oranlarının en yüksek olduğu bölge Kuzey Avrupa. Genel ortalaması yüzde 40 olan Kuzey Avrupa ülkelerinden İsveç’te kadın parlamenter oranı yüzde 45,3. En düşük bölgesel oran ise yüzde 7,7 ile Arap ülkelerinin. Türkiye, kadınların Meclis’te temsili açısından Müslüman ülkeler ve Türk cumhuriyetleri ile mukayese edildiğinde de oldukça geri durumda.

Türkiye’de kadınlar sadece Meclis’te değil, diğer siyasi platformlarda da yeteri kadar temsil edilmiyor. Örneğin, kadınların siyasi temsil oranı belediye başkanlıklarında binde 5; belediye meclis üyeliklerinde yüzde 2,3; il genel meclisi üyeliklerinde yüzde 1,7 civarında. 28 Mart 2004 tarihinde yapılan yerel seçimlerde 3 bin 225 belediye başkanından (çoğu belde belediye başkanı) sadece 18’inin kadın olması da bu gerçeği gözler önüne seriyor zaten. Bir başka gerçek ise 81 ilin 54’ünün il genel meclisinde hiç kadın üyenin olmaması. 6 ildeki belediyelerin, ilçeleri dâhil hiçbirinde kadın belediye meclis üyesi seçememesi de bir diğer ilginç anekdot.

Ancak, muhtarlıklarda durum biraz daha iyi durumda. Doç. Dr. Gülgün Erdoğan Tosun, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi. 28 Mart 2004 tarihinde yapılan yerel seçimlerde, İzmir’de muhtarlık seçimlerindeki kadın adayların durumunu inceleyen Tosun’a göre mahalle muhtarlıkları gerçekte siyasi bir niteliğe sahip. Yerel politikaların öğrenildiği ve uygulandığı temel bir birim yani. Yaptığı araştırmaya göre, İzmir’de 347 mahalleden 35’inin muhtarı kadın. Bu yüzde 10 oranında kadınların temsili anlamına geliyor. Halbuki aynı oran belediye başkanlığı söz konusu olduğunda binde 5’e kadar geriliyor. Şüphesiz ikisi arasında bu kadar farkın olması, muhtarlığın genellikle apolitik bir görev olarak algılanmasından kaynaklanıyor.

SİYASETLİ KADIN, KADINSIZ SİYASET...

Bu noktada sorulması gereken hayatî sorulardan biri ise şu: Kadınların politik arenada daha fazla temsil edilmesi siyasetin keyfiyetini ne kadar etkileyebilir? Çok sert mücadeleye sahne olan politikanın, Başbakan Erdoğan’ın haberin girişinde vurguladığı gibi, “kadınların zekâsına, inceliğine ve zarafetine ihtiyacı” var mı gerçekten? Bu konuda kadınlar yeteri kadar talepte bulunuyor da “bıyıklı” erkekler mi onları engelliyor, yoksa kadınlar siyasete atılmayı pek düşünmüyorlar mı? Şüphesiz bu konu tartışmalı. Sistemi ve siyasetin kendine özgü yapısını bu işin müsebbibi olarak görenler de var, kadınları geri durmakla suçlayanlar da. Görüşlere geçmeden önce Türkiye’de kadınların Cumhuriyet tarihi boyunca siyasi anlamda aldığı mesafeye bir göz atmakta fayda var.

Devlet İstatistik Enstitüsü’nün internet sitesindeki ‘Türkiye’de Kadın Bilgi Ağı’ bölümünde yer alan verilere göre, Türk kadını ilk kez 1843’te tıbbiye mektebi bünyesinde aldığı ebelik eğitimiyle sosyal hayatta yerini almaya başladı. İş hayatına ilk kez 1897’de ‘ücretli işçi’ olarak giren kadınlara, 1913’te ‘devlet memuru’ olma hakkı verildi. İlk kadın belediye başkanı Müfide İlhan 1950’de Mersin’den seçildi. İlk kadın bakan Türkan Akyol 1971’de, ilk kadın vali Lale Aytaman 1991’de atandı. Kadınlara kaymakamlık yolu 1989’da açıldı. İlk kadın başbakan Tansu Çiller, 1993’te hükümet kurdu. Kadınlar siyasi hayatta var olma mücadelesine ilk kez 1923’te başladı. İlk kadın partisi Kadınlar Halk Fırkası, Nezihe Muhittin’in başkanlığında 1923 yılında kurulmak istendi; ama partinin kuruluşuna, kadınlara oy hakkı tanımayan 1909 tarihli Seçim Kanunu gereğince valilikçe izin verilmedi. Böylece parti girişimi dernekleşme ile sonuçlandı.

KADINLAR, SİYASETE FAZLA İLGİ DUYMUYOR

3 Mart 1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Böylece kızlar da erkeklerle eşit olarak eğitim görmeye başladı. Erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemelerin kaldırıldığı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanıyan Türk Medeni Kanunu, 17 Şubat 1926’da kabul edildi. Kadınlara siyasetin kapısını aralayan Belediye Yasası, 1930’da çıkarıldı. Böylece artık kadınlar belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kazandı. Kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakkı ise 1933’te Köy Kanunu’nda değişiklik yapılarak verildi. Kadınlara siyasetin kapısı 1934’te yapılan Anayasa Değişikliği ile açıldı. Onlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. 8 Şubat 1935’te yapılan seçimlerden sonra 17 kadın milletvekili, ilk kez Meclis’e girdi.

Cumhuriyet tarihi boyunca kadınların yasal hakları konusunda yapılan bunca teşvik edici düzenlemeye rağmen kadınların siyasete soğuk baktığı doğru mu? Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği’nin (KA-DER) Ankara temsilcisi Dr. Selma Acuner ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman, kadınların siyasete isteksiz olduğu yönündeki görüşlere katılmıyor. Acuner’e göre ülke genelinde kadınlar taleplerini dile getirmek istiyor ve bunu siyasetle yapacaklarını da biliyor. Sirman ise Meclis’te ve yerel yönetimlerde olmasalar da, kadınların siyasi partilerde yüksek oranda yer aldığını hatırlatıyor.

İki yıl önce, TESEV için siyaset ve üst yönetimde kadın konusunu araştıran Prof. Dr. Binnaz Toprak da “kadınlar siyasete ilgisiz” tezlerini, yaptıkları anketin çürüttüğü görüşünde: “Siyasiler yıllardır kadınların siyasete ilgi duymadıklarını iddia ediyor; ama bizim anketimizde bunun doğru olmadığını saptadık. Belediye meclisi üyeliğinden cumhurbaşkanlığına kadar birçok siyasi görev için, görevin türüne göre, kadınların yüzde 36 ile yüzde 45 arası bir oranı, partilerden kendilerine bu tür teklifler gelse kabul edeceklerini söyledi. Halk genelinde ise, siyasette kadınların neden az olduğunu sorduğumuzda, çok yüksek bir oranla, kadınlara fırsat tanınmadığı dile getirildi.”

Kadınlar siyasetle ne kadar ilgileniyor sorusuna cevap aranan TESEV araştırmasında, hiç ilgilenmiyorum diyen kadınların oranı yüzde 51,1, pek ilgilenmiyorum diyen kadınların oranı yüzde 30,3; ilgilenen ve çok ilgilenenlerin oranı yüzde 20’yi bile bulmuyor. Prof. Toprak, siyasette kadının adının olmamasında, onlara fırsat tanınmamasını en önemli etken olarak göstermesine rağmen, aynı araştırmada kadınların sadece yüzde 20’sinin siyasetle ilgilendiğini ortaya koyması da ilginç bir ayrıntı. İlgi düşük olmasına rağmen araştırmada, teklif gelse siyasete gireceğini söyleyenlerin oranının hemen artması da dikkat çekici. Bu da gösteriyor ki kadınlar, siyasette tabandan girip mücadele ederek bir noktaya gelebileceklerine fazla inanmıyor, bunun yerine daha çok teklif bekliyor. Çünkü teklif, garanti sıralardan aday gösterilmek ve Meclis’e girmek demek. Zaten bu dönemde yine teklif alarak aday olan kadınların fazlalığı da, kadınların siyasetten beklentileri hakkında ipuçları vermeye yetiyor.

‘MUTLAK EŞİTLİK ADALET GETİRMİYOR’

Sorunlardan biri, kadınların önüne çıkan veya çıkarılan engellerse, bunların neler olduğunu ayrıntılarıyla ortaya koymak gerekiyor elbette. Kadın hareketinin üzerinde durduğu birkaç yasal düzenleme var. Bunlardan birincisi kadın erkek eşitliğini düzenleyen anayasanın 10. maddesi. Burada, ‘kadın erkek eşittir ve bunun hayata geçirilmesi için bütün önlemler alınır’ ibaresi yer alıyor. Selma Acuner’e göre bu ifade yetersiz. 10. maddenin devamına, ‘Kadınlara yönelik alınacak önlemler ayrımcılık sayılmaz’ şeklinde bir ifade gelmesi gerekiyor. Çünkü bu cümleyi eklemediğiniz zaman, kadınlar için yapılacak her türlü uygulama, (bu siyasi temsil anlamında kadın kotası da olabilir; kız çocuklarının okutulması için özel önlemler de…) anayasaya aykırı hale geliyor. O bakımdan kadınların isteği önce anayasanın 10. maddesinin bu şekilde tekrar düzenlenmesi.


Bu düzenleme aynı zamanda, Türkiye’nin de taraf olduğu, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ile Anayasa’nın uyumlu hale gelmesi demek. Acuner’e göre siyasi partiler şimdiye kadar böyle bir düzenleme yapmaya yanaşmadı.

Yasal engel olarak bahsedilen ikinci konu ise Siyasi Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu’nda, kadınlara yönelik hiçbir maddenin olmaması. Kadınların talebi net; önce Anayasa’nın 10. maddesi bu şekilde değiştirilecek, sonra ona dayandırılarak Siyasi Partiler ve Seçim Kanunlarına, kadınlar için “pozitif ayrımcılık” maddeleri eklenecek. Pozitif ayrımcılık ise seçimlerde yüzde 33’lük kadın kotası gerektiriyor bütün partiler için. Diğer talep ise hazine yardımı alan siyasi partilerin, bu yardımın bir bölümünü kadın kollarına aktarması. Bu konuda da yasal düzenleme talep ediliyor. Acuner, “Mutlak eşitlik adalet değildir.” diyor ve siyasette daha fazla kadın için, kadınlara pozitif ayrımcılık öngören yasal düzenlemelerin şart olduğunu söylüyor. Yasal düzenlemeler konusunda ilginç olan, anayasada teminat altına alınan kadın erkek eşitliğinin, KA-DER tarafından yeterli bulunmaması. Türkiye’de yıllardır kadınların erkeklerle eşit olamadıkları eleştiri konusu yapılırken gelinen noktada, ‘eşitlik de yeterli değil, kadınlara ayrıcalık tanınmalı’ anlayışı savunuluyor.

KADIN VEKİLLER GÜNDELİK HAYATI KOLAYLAŞTIRIR

Bir dönem ANAP Genel Başkanlığı yapan Nesrin Nas, kadının temsil sorununun politikaya özgü olmadığı görüşünde. Politika kanallarını besleyen sivil toplum kuruluşları yönetimlerinde, işadamı kuruluşlarında, odalar ve borsaların yönetimlerinde de kadın sayısının yok denecek kadar az olduğuna dikkat çekiyor: “Bu kanallarda kadın yer almayınca sadece siyasette kadının olmasına çabalamak yeterli olmuyor. Bu nedenle siyasette, güçlü bir politika geleneğinden gelmeyen ya da güçlü bir aile adını taşımayan çok az kadın var. Bunun aşılması kısa vadede kota uygulamasından geçiyor.” Nesrin Nas’ın işaret ettiği husus bir Türkiye gerçeği aslında. Çalışan kadın çok, yöneten kadın az…

AK Parti Kurucular Kurulu üyesi Avukat Belma Sekmen Satır da aynı görüşte. Türkiye’de her alanda eğitimli, birikimli kadın sayısının çok fazla olduğunu ama bunların sadece siyasette değil, diğer alanlarda da temsil krizi yaşadıklarını belirtiyor. Yani kadının temsil konusu, sadece siyasetle sınırlı bir sorun değil.

Pozitif ayrımcılık ya da siyasetteki kullanımıyla kota, kadının temsil sorununu çözecek mi? KA-DER’in yıllardır savunduğu kota uygulaması, bazı kadınlar tarafından tek çözüm olarak görülürken, bazıları tarafından Türk siyaseti için riskli bir öneri diye değerlendiriliyor. Prof. Dr. Binnaz Toprak, ‘Kota tek çözümdür’ diyenlerden. Pek çok Batı ülkesinde kadın temsilinin kota ile sağlandığını hatırlatarak, kotanın devamlı olması gerekmediğini söylüyor: “Kota, parti başkanlarının da işini kolaylaştırır; çünkü erkeklerin ilk sıraları kapmak için uğraştıkları bir ortamda, parti başkanının bu sıralara kadın aday koyabilmesi zordur.”

Nükhet Sirman’a göre de kota bir çözüm. Halen 60 kadar ülkede seçimlerde kadın kotası uygulanıyor. Sirman kotayı, himayeci siyaset anlayışından evrensel siyaset yaklaşımına geçiş olarak nitelendiriyor. Kotanın evrensel anlamda uygulanması Meclis’in yüzde 33’nün kadınlardan oluşması demek. Böyle bir Meclis’in neleri değiştirebileceğini de şöyle özetliyor: “Kadınların toplumdaki görevi bakım işleridir. Çocuklara, yaşlılara, hastalara bakarlar. Rekabete, daha çok para kazanmaya dönük değil; zayıfları, güçsüzleri korumaya dönük iş yaparlar. Kadınların siyasette ağırlık merkezlerinden biri olması, gündelik hayata dönük problemlerin düzelmesi anlamında ciddi fark oluşturacaktır. Kadınların bakış açısı günlük hayatın daha kolaylaşmasına zemin hazırlayacaktır. Mesela sosyal güvenlik yasası değişecekse, sosyal güvenliği sırtında taşıyan kadınların bakış açısıyla değişecektir.”

Türkiye’nin ilk kadın bakanlarından İmren Aykut da, kotayı savunanlardan. En azından birkaç dönem kotaya ihtiyaç olduğunu düşünüyor ve bu olmadığı takdirde kadının Meclis’teki temsil krizinin ebediyen tartışılacak bir konu olmayı sürdüreceğini belirtiyor.

KADINLAR, ‘VİTRİN KADINLAR’A KARŞI

Kota meselesi gündeme gelse de ortada çözülmesi gereken bir başka sorun daha var. O da kadın vekillerin bugüne kadar “vitrin” malzemesi olarak kullanılması. Seçilecek yerlerden aday gösterilen kadınlar genellikle teşkilatlarda çalışmamış, tabandan gelmeyen, isminin önünde birçok sıfatı taşıyan, modern, kentli ve güzel kadınlar oluyor. Muhafazakâr partilerin adeta oy avcısı gibi çalışan başörtülü kadınlara Meclis yolu baştan kapalı olduğu için, onlar ancak mahalle ve ev toplantılarında, partinin gönüllü propaganda elemanları olabiliyor. Selma Acuner, teşkilatlardan gelmeyen adayların, zaten çok dar olan kadın kontenjanlarını doldurmasının partilerde huzursuzluk çıkardığını düşünüyor. Ona göre, proje üreten kadınlar siyasete davet edilmiyor. Sonuçta oraya gelen kadınlar da kadın konularına duyarlı olmuyor. Acuner, yüzde 33’ünü kadınların oluşturacağı bir parlamentoyu, halkın siyasi yaklaşımından hareketle, ‘denenmemiş parti’ gibi düşünüyor.

“Siyasi partilerin vitrini gibi görüldüğümüz maalesef bir gerçektir.” diyen İmren Aykut, vitrin konumundaki kadın adayların, parti başkanlarının lütuflarıyla o makamlara geldikleri için Meclis’te süs gibi durduklarını düşünüyor. Meclis kürsüsünde neredeyse hiç kadın görülmemesinin sebebinin de bu olduğu kanaatinde: “Partilerde sesinin tonunu bile duymadığımız kadın genel başkan yardımcıları var.”

KOTA OLURSA NİTELİK DÜŞER

Kota, aktif siyasetteki kadınlardan yeteri kadar destek bulmuyor. AK Parti MKYK üyesi Ayşe Böhürler, partilerin kendi içinde kota uygulamaları gerektiği; ancak kanun marifetiyle getirilecek kotaların istenilen sonuçları vermeyeceği görüşünde. Onun itiraz ettiği husus, kotadaki bağlayıcılık: “Bazı illerde çok kadın aday var; ama aralarında Meclis’e taşıyabileceğiniz niteliklerde kadın yok. Sonuçta bunları seçmenin önüne çıkaracaksınız. Kota olursa hak etmeyenleri bile mecburen koyacaksınız. O sebeple kota yasal düzenlemeyle değil, parti içi düzenlemelerle olmalı.” Kendi partilerinde fiilen kadın kotası uygulandığını, bütün il ve ilçe teşkilatlarında kadınların yönetimde olduğunu belirterek, “Hiç kimseyi mecbur kaldığımız için aday göstermek istemiyoruz. Yasal kota rakamsal kımıldama getirir; ama nitelik olarak ne verir tartışılır. Çünkü yeterli olmayan bir kadın seçilir ve başarısız olursa bu durum arkadan gelen kadınların da önünü keser.” diyor. Böhürler’in itiraz ettiği bir diğer husus, kadınların siyasette yükselmesinin önünde yasal ve yapısal engeller olduğu görüşü. Avrupa ülkeleri hariç, kadınların demokratik seçim yarışlarına en rahat katılabildiği ülkelerden birinin Türkiye olduğunu vurgulayarak, sorunun yasalardan ziyade, siyasetin erkeksi yapısında olduğunu söylüyor.

SİYASET SADECE MECLİS’TE YAPILMAZ

Türkiye’deki siyaset ortamını bir tür ‘erkekler kulübü’ olarak nitelendiren Böhürler, “Bu benim üçüncü seçim çalışmam ve görüyorum ki birikimli, donanımlı kadınları siyasete ikna etmekte zorlanıyoruz. Zira kadınların siyasete bakışı erkeklerinkinden farklı. Hiç aday gösterilmedikleri halde her seçimde adaylık başvurusu yapan erkekler var. Onlar hiç küsmüyor; ama kadınlar bir kez başaramadıklarında veya kabul görmediklerinde hemen vazgeçiyor. Bazı kadınlar da siyasetin zorluklarına, çilesine katlanmak istemiyor.” diyor.


Belma Sekmen Satır da kadınların politikanın kendine özgü kurallarına henüz alışamadıkları kanaatinde: “Kadınlar siyasette bir yeri istiyor; ama olmadığı zaman küsüyorlar. Erkeklerde bu kesinlikle yok. Erkekler kendinin seçilemeyeceğini biliyorsa, bir başkasına destek veriyor. Kadınlar daha bu işi öğrenemedi.”

Satır, yıllardır teşkilatta siyaset yapan, 2004 seçimlerinden bu yana İstanbul İl Genel Meclisi Başkanvekilliği görevini de sürdüren bir isim. Aday adayı olması sebebiyle bu görevinden ayrılmış. Ona göre siyaset denince sadece Meclis’in akla gelmesi ve orada da kadın sayısının az olması, “siyasette kadın temsili yok” düşüncesini besleyen en önemli etken. Oysa siyasetin Meclis kadar teşkilatlarda, kadın kollarında da yapılabileceğini vurgulayarak, kadınların sadece vekilliğe talip olmak yerine parti teşkilatlarını da siyaset yapmak için tercih etmeleri gerektiğini vurguluyor.

Siyasi tecrübelerinden hareketle kadın ve erkek siyasetçiler arasındaki ilginç bir farkı da aktarıyor Satır: “Bir erkek, Boğaziçi mezunu, yüksek lisansı var; ama gidip rahatlıkla partinin mahalle başkanı olabiliyor, bundan gocunmuyor. Ancak aynı seviyedeki kadınlar bu tip görevleri kabullenemiyor. Biz bu dönem, ciddi birikimli ve eğitimli kadınlara teşkilatlarda görevler verdik, kadınların bu anlayışını kırmaya çalıştık. Sonuçta halk neredeyse biz orada olmalıyız. Ben hayatımda hiç semt pazarına gitmem; ama siyasetçi kimliğimle sürekli gidiyorum. Çünkü kadınlar orada, kadınlar hastane kuyruklarında, kadınlar su kuyruklarında ve kadınlar gecekondularda. Seçkinci tavırla siyaset yapılmaz.”

ÖNCE YERELDE TEMSİL EDİLMELİ

İmren Aykut da, son yıllarda kadının siyasetteki tek temsil yeri Meclis’miş gibi bir kamuoyu oluşturulduğuna işaret ederek, “Oraya girmezlerse kadınlar siyasette temsil edilemiyormuş gibi bir hava oluştu. Oysa belediye meclis üyeliği ve il genel meclis üyeliklerinde sayıyı artırmak çok daha önemli. Çünkü buralarda kadınlar hem daha faydalı olur, hem de Meclis’teki siyasete hazırlanmış olurlar.” diyor. Bir siyasi partinin kapısından bile girmemiş kadınların Meclis’e geldiklerini ve ilk dönemlerini staj yaparak geçirdiklerini belirterek, o kadınların çoğunlukla ikinci dönem gelemedikleri için Meclis’e katkılarının olmadığını düşünüyor: “Alt kademelerde yetişerek gelmedikleri için yüzde 4 kadın bile orada zor tutunuyor ve her dönem liste değişiyor. 3-4 dönem kalan kadın yok. Bu durumda hem ülkeye, hem kadın temsili konusuna yazık oluyor. Sonra kadınlar yapamıyor diyoruz. Çok iyi eğitim görmüş olabilirsiniz; ama parlamenterliğin okulu yok, orada mutlaka tecrübe gerekiyor. Yerel meclislere daha çok kadın sokarak, tecrübeli siyasetçi kadınların sayısını arttırmak lazım.”

Belma Sekmen Satır’a göre de, Meclis’teki kadınların parti teşkilatlarından gelmesi, hem Meclis çalışmalarını olumlu etkileyecek, hem de siyaset dışındaki birikimli kadınları siyasete teşvik edecek.

AK Parti İstanbul il başkan yardımcısıyken milletvekilliği adaylığı için görevinden ayrılan; ancak listelerde kendine yer bulamayan iş kadını Sunay Karamık Özbek, vitrin değerlendirmesinden muzdarip. Başarılı bir iş kadını olan Özbek, geçmişte KA-DER ve KAGİDER gibi kadın kuruluşlarında aktif görev yapmış. Özellikleri itibariyle vitrin gibi algılandığını kabul ediyor; ama kadınlar için çok farklı bir misyon çiziyor. Eskiden liderlerin, “icraat için 30 beyin yeterli, onun dışında bana 276 parmak lazım” anlayışında olduğunu hatırlatarak, partinin hedefleriyle örtüşen, farklı alanlarda birikimli insanların oluşturduğu bir kadın kitlesinin siyasetin normalleşmesinde önemli olduğunu düşünüyor. Özbek’in bir tespiti de, kadın siyasetçilerin milletvekilliğini bir amaç olarak görmeleri. Durum böyle olunca, onların Meclis’te yapacakları fazla bir iş kalmıyor. Oysa vekillik millete hizmet için bir araç ve Özbek her aday kadının seçim sonrası için ciddi projeleri olması gerektiğini ifade ediyor.

KADINLARIN EN BÜYÜK RAKİBİ KADINLAR

Kadınların siyasete mesafeli mi oldukları, yoksa engellendikleri mi konusunda farklı görüşler var; ama kadın siyasetçilerin en ciddi rakiplerinin yine hemcinsleri olduğu konusunda ihtilaf yok! Siyaset dünyasında kadınlar arası rekabetin çok daha sert ve kırıcı olduğu, bunun da siyasi temsili zaafa uğrattığı yaygın bir görüş. Aday adaylığı sürecinde AK Parti’nin mülakatlarını yapan ekipte yer alan Ayşe Böhürler, “Bizi en fazla kadın aday adaylarımızı eleştirmek için aradılar. İşin kötü tarafı arayanlar da yine kadınlar. Kadın aday adaylarının yıpratma sürecini götürenler de yine kadınlar oldu.” diyor. Ona göre kadınların siyasetteki rekabeti çok daha sert ve özele indirgenmiş durumda. Bu durum kadın siyasetçi imajını da bozuyor. O açıdan Meclis’e girecek kadınların kamusal alan dilini biraz daha iyi bilerek tavır alması gerekiyor. Sunay Karamık da, temsil zaafının sebeplerinden biri olarak görüyor kadınların iç rekabetini. Sayının az olması rekabeti daha da kamçılıyor. “Kadın siyasetçi maalesef rekabetin nerede başlayıp nerede biteceğini bilmiyor, duygusallık ön plana çıkıyor.” diyor.

Kadınlar arası rekabeti en ciddi yaşayan isimlerden biri kuşkusuz, Nesrin Nas. Teşkilattan gelerek parti liderliğine kadar yükselen; ancak bu görevini fazla sürdürme imkânı bulamayan Nas, “Siyasetteki kadınların diğer kadınlar tarafından yeterince desteklenmediği ne yazık ki bir gerçek. Politikada sıradan erkekler var olabilirken ve bu hiç sorgulanmazken sıradan kadınların olmasına sadece erkekler değil kadınlar da maalesef karşı.” diyor.

Sonuçta Türkiye nüfusunun yüzde 52’sini oluşturan kadınların, siyasette yeteri kadar temsil edilemediği noktasında hemen herkes görüş birliği içinde. Kafa karışıklığı bu temsili artırma yöntemlerinde ortaya çıkıyor. Bir kesimin hararetle savunduğu kota uygulamasının ise yakın vadede hayata geçirilme şansı yok. Bugüne kadar yapılamasa da geriye, Meclis’e girecek kadınların gösterecekleri performansla, arkadan gelenlerin önünü açması kalıyor. Tabii bir de, kadınların kendi aralarındaki rekabeti biraz daha yumuşatmaları…

AK PARTİ’NİN KADIN ADAYLARI

AK Parti, 20 kadarı seçilebilecek yerden 62 kadın adayı listesine aldı. Seçilebilecek yerlerdeki bazı adaylar şunlar: Nimet Çubukçu (İstanbul İkinci Bölge 3. sıra), Güldal Akşit (İstanbul Üçüncü Bölge 4. sıra), Halide İncekara (İstanbul Üçüncü Bölge 12. sıra), Nükhet Hotar Göksel (İzmir Birinci Bölge 2. sıra), Fatoş Gürkan (Adana 4. sıra), Doç. Zeynep Dağı (Ankara Birinci Bölge 5. sıra), Ayşe Güliz Yılman (Antalya 6. sıra), Ayşe Akbaş (Balıkesir 3. sıra), Canan Candemir Çelik (Bursa 5. sıra), Selma Aliye Kavaf (Denizli 2. sıra), Fatma Şahin (Gaziantep 2. sıra) Prof. Edibe Sözen (İstanbul Birinci Bölge 3. sıra), Nursuna Memecan (İstanbul Birinci Bölge 6. sıra), Özlem Piltanoğlu Türköne (İstanbul Birinci Bölge 9. sıra) Ayşenur Bahçekapılı (İstanbul İkinci Bölge 6. sıra), Canan Kalsın (İstanbul İkinci Bölge 9. sıra), Ayşe Türkmenoğlu (Konya 5. sıra), Öznur Çalık (Malatya 3. sıra), Tülin Suna Şahin (Muğla 3. sıra), Birnur Şahinoğlu (Samsun 4. sıra)

CHP’NİN KADIN ADAYLARI

CHP, milletvekili listesinde 20 kadarı seçilebilecek yerden 52 kadın adaya yer verdi. Seçilebilecek yerlerdeki bazı adaylar: Gaye Erbatur (Adana 1. sıra), Nesrin Baytok (Ankara Birinci Bölge 4. sıra), Ayşe Gülsün Bilgehan (Ankara İkinci Bölge 5. sıra), Özlem Çerçioğlu (Aydın 1 sıra), DSP’li Ayşe Jale Ağırbaş (İstanbul Birinci Bölge 4. sıra), Fatma Nur Serter (İstanbul Birinci Bölge 7. sıra), Bihlun Tamaylıgil (İstanbul İkinci Bölge 3. sıra), Necla Arat (İstanbul Üçüncü Bölge 6. sıra), Birgen Keleş (İstanbul Üçüncü Bölge 7. sıra), Zeynep Damla Gürel (İstanbul Üçüncü Bölge 11. sıra), Şükran Güldal Mumcu (İzmir Birinci Bölge 1. sıra), Canan Arıtman (İzmir İkinci Bölge 5. sıra), Aliye Gündüz (Kırıkkale 1. sıra), Çiğdem Akbulut Yelmer (Aksaray 2. sıra)

ÖNEMLİ OLAN KİMLİĞİN TEMSİLİ, KADININ DEĞİL!

Kadınların siyasette temsili konusundaki çalışmalarıyla tanınan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman, Türkiye’deki temsil anlayışı ve kadınların bu anlayışta rolüne ilişkin ilginç tespitler yapıyor.

-Sizce Türkiye siyasetinde kadınların yaşadığı temsil krizinin sebepleri nelerdir?

Sorunun cevabından önce temsil ne anlama geliyor ona bakmak lazım. Batı demokrasilerinde temsiliyet; toplum içindeki farklılıkların yasa yapmada temsili anlamına gelir. Türkiye’de ise temsiliyet Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünün temsili olarak anlaşılıyor. Dolayısıyla Meclis’te, Türkiye’de yaşayan farklılıkların değil, Türk kimliğinin temsili hayal ediliyor. Türk kimliği böyle hayal ediliyor ve bu kimlik cinsiyetsizdir ve öyle olduğu için de erkektir. Türk kadınının temsili değil, Türk kimliğinin temsili önemlidir. Bu temsil içinde tayyörlü, başı açık üç beş tane kadın olması yeter. Temsiliyet, Türkiye’nin içindeki farklılıklardan ziyade Türkiye’nin bütünlüğünün temsili olduğu için ayrıca kadın temsili söz konusu değildir zaten.

-Kadınlar peki bugüne kadar neyi temsil etti?

Kadınlar Türkiye’yi temsil ettiler ama nerede; güzellik yarışmalarında, şarkı yarışmalarında. Burada kadın temsilinde hiç problem yoktur. Orada daha kadınca bir yön öne çıkıyor. Bu çerçevenin dışında kadın istenmiyor. 1926 Medeni Kanunu’nda kadın muavin ve müşavirdir, medeni kanun değişti ama bu algı sürüyor.

-Kadınlar neden partilerin vitrini olarak görülüyor?

Partilerin içindeki mekanizma da zaten kadınlara göre kurulmamış. Vitrin süsü meselesi cumhuriyetin kuruluşundan beri var. Keriman Halis’lerin güzellik yarışmalarına gitmesi gibi. Vitrin olma meselesi ona yüklenen roldür. Vitrin ifadesi o açıdan bugüne özgü bir kavram değil, cumhuriyetin kuruluşundan beri devam eden bir anlayıştır.

-Cumhuriyet mitinglerinde öne çıkan kadınlar, bahsettiğiniz kadın algısını değiştirecek mi?

Cumhuriyet mitinglerindeki kadın unsurunun, Türkiye’deki modern kadın imgesinin bir devamı olarak çıktığını düşünüyorum. O projenin devamıdır. Oraya gelen kadınların çoğunun siyasetle ilgisi yok. Bu yeni bir durum değil, eski anlayışın devamı.

-Sol partiler neden kadınlara fazla yer vermiyor, CHP’nin kadın vekil sayısı AKP’ninkinden daha az?

Yelpazenin solunda kadın var ama CHP sol değil. CHP bugün kuruluştan gelen Türkiye’yi temsil ediyor. Solu temsil etmiyor. Cumhuriyet ideolojisini devam ettiriyor. Gerçek sol olan SHP ve ÖDP gibi partilerde çok sayıda kadın var.

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious