Peki ya türbanlı kızlarla kim evlenecek!

Peki ya türbanlı kızlarla kim evlenecek!.11689
  • Giriş : 08.07.2009 / 08:00:00
  • Güncelleme : 08.07.2009 / 00:17:42

Arınç ve Topbaş'ın oğlullarının türbansız kızlarla evlenmesi, İsmail Kılıçarslan'ın yazısını gündeme getirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bülent Arınç ve Kadir Topbaş'ın oğlullarının türbansız kızlarla evlenmesi, İsmail Kılıçarslan'ın iki yıl önce yazdığı bir yazıyı gündeme getirdi. Ahmet Hakan konuya eğildi.

***

Önce...

Kadir Topbaş'ın oğlu Ömer, türbansız bir genç kızla dünya evine girdi...

Ardından...

Bülent Arınç'ın oğlu Ahmet Mücahit'in sözlüsünün türban takmadığı ortaya çıktı...

Benim gibi iki dünya arasında köprüler kurmaya meraklı bir adam için, iki dünya arasında gerçekleşen ya da gerçekleşecek bu türden “kız alıp vermeler”, tabii ki hayra işaret eder...

Ben memnunum yani gidişattan...

* * *

Ama... Fakat... Lakin...

İslami kesimin en köklü ve en ünlü forum sitelerinden biri olan “Cemaat.com”da, 2005 yılında yayınlanan bir yazı, meselenin bir başka yönüne işaret etmesi açısından hayli önemli...

Yazıyı yazan genç, zeki, donanımlı bir şair olan İsmail Kılıçarslan...

Bakın İsmail, bundan dört yıl önce neler yazmış:

“Son zamanlarda İslamcı erkekler arasında moda haline gelen bir sosyolojik durum var: Örtünmeyen kızlarla evlenmek! Geçtiğimiz iki yılda hem yakın çevremde, hem de daha geniş bir sosyal tabanda gördüğüm örnekler, beni bu mesele hakkında kafa yormaya itmişti zaten; ama son bir yıldır şahit olduklarım beni sıkı bir umutsuzluğun içine yuvarladı. Soru şu: İslamcı erkekler, örtünmeyen kızlarla evlenecekse; başörtülü kızlarla kim evlenecek?”.

* * *

İsmail'e göre...

Türbanlı kızlar zaten feleğin sillesini yemiş durumdadır...

Okullarından atılmışlardır... İş bulamamışlardır... Muhafazakârlara ait işyerlerinde üç kuruş paraya ucuz işgücü olarak çalıştırılmışlardır... Hak ettikleri halde asla terfi ettirilmemişlerdir... Vitrine çıkarılmamışlardır... “İkinci eş olma” gibi mide bulandırıcı tekliflere maruz kalmışlardır... 28 Şubat gibi tehlikeli ve kamufle olmayı gerektiren süreçlerde işten ilk çıkarılan onlar olmuştur...

İsmail, türbanlı kızların içler acısı halini anlattıktan sonra asıl konuya geliyor ve şöyle diyor:

“Başörtülü kızlarımız için durum bu kadar kötüyken; gene de bir teselli cümlemiz vardı: 'Helal süt emmiş bir Müslüman gençle yuva kurup evlerinin hanımı olurlar'. Fakat şimdi bu teselli de ortadan kalkmış durumda. İslamcı erkekler yanlarında bir 'zenci' taşımak istemiyorlar işte. Sosyal ortamlarda, iş hayatında, alışveriş merkezlerinde, hatta sokakta kendisine 'ayak bağı' olacak bir başörtülü kız istemiyorlar. Başörtülü kızların sığındıkları son tesellileri de ellerinden kayıp gidiyor”.

* * *

Kadir Topbaş'ın oğlu türbansız kızla evlenecek...

Bülent Arınç'ın oğlu türbansız kızla evlenecek...

İsmail'in dediği gibi:

Peki türbanlı kızlarla kim evlenecek?

Alın size türbana dair, yepyeni, el değmemiş, taptaze bir mevzuu...

Ben de türbana dair şu mavi göğün altında konuşulmadık hiçbir konu kalmadı sanıyordum...

Meğer varmış..

İSMAİL KILIÇARSLAN'IN İKİ YIL ÖNCE CEMAAT.COM'DA YAZDIĞI O YAZI

Son zamanlarda İslamcı erkekler arasında moda haline gelen bir sosyolojik durum var: Örtünmeyen kızlarla evlenmek!

Geçtiğimiz iki yılda hem yakın çevremde, hem de daha geniş bir sosyal tabanda gördüğüm örnekler beni bu meseleye kafa yormaya itmişti zaten; ama son bir yıldır şahit olduklarım beni sıkı bir umutsuzluğun içine yuvarladı. Soru şu: İslamcı erkekler, örtünmeyen kızlarla evlenecekse; başörtülü kızlarla kim evlenecek?

Önce fıkra anlatalım. Salamon, hidayete erip Müslüman olduğu günün akşamında ölmüş. Annesi de oğlunun başına gelip feryadı basmış. “Oğlum, cenazene Yahudiler gelmez, Müslümanlar da seni bilmez, ortada kaldın gitti.”

Aslına bakarsanız, başörtülü kızların “ortada kaldın gittin” durumu; hadi adını cesurca koyalım “örtünüyorlar diye cezalandırılma” durumları bugün ortaya çıkmış bir sorun değil.

Hadi zihninizi yoklayın. 80'li yılların “inanç ve ideoloji dolu havası” 90'larda yerini “inanç ve zenginlik dolu havaya” bırakınca neler olduğunu hatırlayacaksınız. Hatırlayınca da sinirlenecekseniz muhtemelen. İslamcı patronlar, zaten kamusal alanda köşeye sıkıştırılmış başörtülü kızları şirketlerine hangi şartlarda almaya başlamıştılar? “Sen burada -örtün nedeniyle- çalışmak zorundasın. Buraya mahkumsun. Dolayısıyla sana vereceğim gubidik maaşa talim etmelisin. Eşek gibi çalışmalısın.” Buna itiraz eden kızlara verecekleri cevap da çekmecelerinde duruyordu her daim: “Beğenmiyorsan Koç'ta çalış.” Üstelik bu patronlar; başörtülü personellerini şirketlerinin “görünür” alanlarından uzak tutuyorlardı. Hak etmelerine rağmen müdür yapmıyorlardı mesela onları.

Kendimden bir örnek vereyim. Eşimin, 4 yıl çalıştığı işinden ayrılmasının en önemli gerekçelerinden biri şudur. “Pazarlama şefi” olarak örtüsüyle ulaşabileceği son noktaya ulaşmıştır. Ve patronunun kendisine hak ettiği “yöneticilik” koltuğunu vermeyeceğini bildiği için istifa etmiştir.

Benim çok yakından bildiğim bir örnek var. Boğaziçi'ni hem lisans, hem de yüksek lisans düzeyinde birincilikle bitirmiş bir arkadaşımız (hadi adına “Ayşe” diyelim); sırf başörtülü olduğu için sınıfının tembelleri bilmemne bankalarında “uzman yardımcısı” göreviyle 3 milyar net maaşla işe başlarken Ayşe, meşhur bir patronumuzun gıda firmasında 600 milyon lira maaşla raportör olarak iş başı yapmıştı. Aynı grup şirketlere bağlı bir giyim firmasının Kıbrıs'ta parasıyla okumuş frapan pazarlama müdürü (hadi onun adı da “Alev” olsun) ise 3 milyar maaş alıyordu ve altında kendisine şirket imkanlarıyla tahsis edilmiş arabası vardı. Yani anlı şanlı patronumuz; Ayşe ile Alev'in arasındaki farkı “örtünmemek” olarak belirlemişti. Aslında işin daha da vahim yanı “patronumuz” Alev'e örneğin “saçlarını nerde kestirdin kız” diye sorduğunda Alev cilvelenerek “caddede Miracle'da” diye cevap verebiliyor; bu da patronumuzun hoşuna gidiyordu. Oysa Ayşe'ye bunu soramazdı ki!

Tabii, şu meşhur; “sana vereceğim iş yok; ama istersen ikinci eşim olarak alırım seni” zırvalıklarına hiç girmeyeyim. Ben o mevzua girersem mideme kramp gireceği kesin gibi.

Belki bana kızacaksınız; ama bu, gene de bir noktaya kadar kabul edilebilir bir durumdu. Çünkü vahşi kapitalizme teslim olmuş “İslamcı patron” gene de inançlarını büsbütün yitirmemiş olduğundan şirketlerinin bayan personel kontenjanlarının hatırı sayılır kısmını başörtülü hanımlara ayırıyordu. Fakat 90'lı yılların sonunda başlayan meşum süreç; bunun da üstesinden geldi. İslamcı patronlar artık şirketlerinde başörtülü personel çalıştırmaya tahammül edemez oldular. Bilmemne finanslarda, felankeş tekstilde, falanca hastanede “sahibi hacı personeli askılı” durumlar ortaya çıkmaya başladı.

En yakın arkadaşlarım, İslamcılıklarından emin olduğum arkadaşlarım, firmalarına alacakları yegane bayan personel için “başörtülü” bir kızı tercih etmediler/edemediler. Kime ne anlatıyoruz ki?

Sabahtan akşama Kanal 7'de, Samanyolu'nda reklamları dönen “cemaat hastaneleri”ne gidin bir bakın. Bankolarında rıza-ı bari için bir tek “örtülü” sekreter bulamayacaksınız. Doktorlarının içinde “tesettürlü” birini bulmakta zorlanacaksınız. En iyi ihtimalle 3-5 hastabakıcı kızla iktifa edeceksiniz. Ama merak etmeyin. Onların da oralardan uzaklaş(tırıl)maları yakındır. Ne de olsa devir “erkek ve fakat fazlasıyla ürkek” İslamcıların “imaj yapıp iktidara yürüdükleri” devirdir. Baksanıza Ömer Çelik'e. Ayşe Arman'ı Harley Davidson'ının arkasına atıp şöyle bir turlamayı hayal ediyor. Turlasın tabii. Ünlü siyaset bilimcimizin en doğal hakkıdır. Ne de olsa bu işleri düzeltirler diye meclise göndermedik onları. Harley Davidson fetişlerini tatmin etsinler diye gönderdik.

Şimdi gelelim başlıktaki soruya: “Başörtülü kızlarla kimler evlenecek?”

Bütün “feminist” tepkileri göze alarak ve ne söylediğimin gayetle farkında olarak söylüyorum bunu. Başörtülü kızlarımız için durum bu kadar kötüyken; gene de bir teselli cümlemiz vardı: “Helal süt emmiş bir Müslüman gençle yuva kurup evlerinin hanımı olurlar.” Fakat şimdi bu teselli de ortadan kalkmış durumda. İslamcı erkekler yanında bir “zenci” taşımak istemiyorlar işte. Sosyal ortamlarda, iş hayatında, alışveriş merkezlerinde, hatta sokakta kendisine “ayakbağı” olacak bir başörtülü kız istemiyorlar. Bunun yerine “görenlerin her defasında üzerinde iyi duruyor” diyecekleri süper comfartable hatunları tercih ediyorlar.

Başörtülü kızların sığındıkları (ya da sığınabilecekleri) son tesellileri de ellerinden kayıp gidiyor.

Bu köylülük, bu iptidailik, bu lanetli korkaklık üzerimize her gün biraz daha sıvanıyor.

Benimse, her gün biraz daha Can Yücel, her gün biraz daha Nihat Genç olasım geliyor.

Şöyle kuvvetlice bir “s.tir” çekmek istiyorum. Hani şiir gecelerinde o ön sırada oturan patates suratlı belediye ve vakıf takımının suratlarına bakarak yaptığım gibi. Zaten o gün bugündür de şiir gecelerine çağrılmıyorum. Tıpkı başörtülü kızlar gibi rengim giderek kararıyor çünkü. Zencileşiyorum.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*