Petrol fiyatlarındaki değişim nasıl bir yol izleyecek?

Petrol fiyatlarındaki değişim nasıl bir yol izleyecek?.6502
  • Giriş : 06.01.2008 / 16:59:00
  • Güncelleme : 06.01.2008 / 15:32:58

On yıl içinde petrol fiyatları ona katlanarak 21 Kasım'da varil başına 99,29 dolar seviyesine ulaştı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


On yıl içinde petrol fiyatları ona katlanarak 21 Kasım 2007 tarihinde varil başına 99,29 dolar seviyesine ulaştı ve Butto'nun öldürülmesinin ardından 2007 yılını 100 dolara ulaşamadan kapattı. 2008'in daha birinci haftasında beklenen oldu ve fiyatlar 100 dolar sınırını geçti.

Fiyatların bu seviyelere ulaşmasındaki sebepler genelde üç ana kategori altında toplanıyor: Arz-talep dengesi, spekülatörler ve eko-teknik faktörler.

Dünyayı tek gözüyle görenler fiyatlardaki iniş ve çıkışları bunlardan yalnızca bir tanesine kilitlenerek irdelemeye çalışırken, iki gözüyle görenler her bir kategorinin hareketini mercek altına tutup fiyatların seyrini irdelemeye çalışıyorlar. Kendi aralarında kısa ve uzun vadeli olarak da ayrılan bu kategoriler sürekli olarak var olmuş, fakat petrol fiyatlarını hangisinin veya hangilerinin ne oranda etkilediği halen pek anlaşılamamıştır.

Buna rağmen analistler petrol fiyatlarının gelişimi, ileride izleyeceği seviye ve yön hakkında tahminler yapmaktan geri kalmamışlardır. Tarih ise yapılan tahminlerin hemen hemen hepsinin yanlış çıktığını defalarca ispatlamıştır. İki gözle bakılarak yapılan analizler ise her ne kadar karmaşık da olsa fiyat dinamiklerindeki bazı gerçekleri ön plana çıkararak görmemize imkan sağlamaktadır. Ekonomi teorisi 'Fiyatlar arz ve talepteki dengesine göre belirlenir' der. Eğer üretim tüketimden fazla ise üreticilerin elindeki stoklar artar ve artan stoklar fiyatların düşmesi yolunda baskı oluşturur. Tüketim üretimden fazla ise stoklar eritilir ve fiyatın yükselmesine baskı yapar.

On yıl önce petrol şirketlerinin yatırımlarına balta vuran düşük petrol fiyatları şirketleri petrol arama ve keşfedilen sahaları geliştirme yerine şirket evliliklerine yönelmeye ve hazır petrol sahalarını satın almaya yöneltti. Bu arada Çin başta olmak üzere bazı Asya ülkelerinde ve ABD'de önemli talep artışları gözden kaçtı. Dolayısıyla, geçen süre içerisinde artan talebi karşılamak genelde ancak atıl kapasite miktarının ciddi oranda azaltılmasıyla mümkün oldu ve arzın talep artışını karşılama esnekliği yitirildi. Öyle ki üretimdeki herhangi bir daralma panik meydana getirmeye yeterli hale geldi.

Afetler, grevler, bakımlar, bazı petrol üreticisi ülkelerde politik istikrarsızlıktan kaynaklanan çatışmalar, sabotajlar gibi üretim sahalarını veya ulaştırma altyapısını etkileyen faktörleri rafineri de etkiledi. Venezula'da Chavez'i indirmek için yapılan başarısız CIA operasyonundan sonra petrol işçilerinin grevi, Irak'ın işgali ve İran'a uygulanan ABD ve Birleşmiş Milletler kısıtlamaları, bu ülkelerde petrol üretiminin aksamasına, azalmasına veya sekteye uğramasına sebep oldu. Yeniden canlanan millileştirme dalgası, uluslararası petrol şirketlerinin zengin havzalara sahip ülkelerdeki faaliyetlerine bariyerler getirdi. Dolayısıyla arz-talep dengesinin ince iplikle birbirine bağlandığı bir petrol piyasası izlenimi doğmakta ve petrol fiyatlarının artması makul gibi görünmektedir. Her ne kadar inandırıcı dahi olsa ve doğruluk payı bulunsa da petrol fiyatlarının 2003 ortasından beri dörde katlanmasını ve bilhassa son 6 aydaki seyrini yukarıdaki sebeplerle açıklamaya çalışmak hem yeterli değildir hem de yanlıştır.

Çünkü, eğer asıl sebep arz-talep dengesi olsaydı dünya petrol arz-talep denge tablolarında arz talepten fazla gözükmezdi, stok seviyeleri (stratejik stoklar dahil) son 5 yıllık ortalamanın üzerinde seyretmezdi. Bu durum rafinerilerin tam zamanında üretim ve stok yönetimi anlayışını uyguladığı bir ortamda meydana gelmekteydi. Dünya atıl üretim kapasitesi günde 2 milyon varilin altında olurdu. Piyasada ham petrol veya işlenmiş ürün sıkıntısı yaşanırdı ve belki de istasyonlarda 'benzin yok' diye levhalar olurdu. Durum böyle olunca dünyaya tek gözle bakanlar petrol fiyatlarının artık arz-talep dengesiyle açıklanamayacağı bir hale geldiğini kabul etmek yerine günah keçileri aradılar. Türkiye'nin Kuzey Irak'a muhtemel müdahalesi (Ekim 2007 star günah keçisi) ve Butto'nun öldürülmesi (2007'nin son günah günah keçisi) gibi. Fakat petrol fiyatları 99 dolardan 85 dolara doğru inerken tek gözlü analistler tam bir sessizliğe büründü. İşin ilginç yanı şu ki, fiyatlar düşerken Kanada'dan ABD'ye petrol taşıyan önemli bir boru bir süre çalışmamış, Abu Dabi'deki önemli bir petrol havzasındaki bakım sebebiyle günlük 400 bin varil ham petrol üretimi devre dışı kalmış ve OPEC'in 5 Aralık 2007 tarihindeki toplantısında üretimi artırmama kararı çıkmıştı. Ve nihayet spekülatör kelimesi herkes tarafından telaffuz edilmeye başlandı.

Beklentiler ve sınırları

Petrol piyasası son birkaç yıldır dümeni bozuk bir geminin fırtınalı bir havada birbiriyle kavga eden kaptanlar tarafından yönetilmeye çalışıldığı bir atmosfere dönüştü. Petrol fiyatlarının izlediği inişli çıkışlı ama genelde yokuş yukarı olan rotayı irdelerken tüm faktörleri göz önünde tutmak gerekir. Bunlardan yalnızca birine kilitlenip kalanlar, fiyat tahminlerinde sürekli yanıldılar. Uluslararası Enerji Ajansı ve diğer birçok saygın kurumun tek gözlü analize çakılıp kalmaları, yaptıkları tahminlerin hiçbirinin doğru çıkmamasına ve hatta kredibilitelerinin sarsılmasına sebep oldu. Öyle ki bu kurumların özellikle petrol konusunda ileriye yönelik tahminleri bazı çevrelerce artık ciddiye alınmamakta ve alay edilmektedir.

Petrol fiyatlarında artık yapısal bir değişimin içindeyiz. Fiyatlardaki tabanı tahmin etmek tavanı tahmin etmekten kolay gözükmektedir. Taban fiyatını dünya konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan petrol üretim maliyetleri ve kapasitesi belirleyecektir. Söz konusu taban fiyat şimdilik varil başı 50 dolar civarıdır. Bu taban muhtemelen 10 yıl içinde varacağımız global üretim zirvesine kadar belki korunabilir. Global üretim zirvesine kadar arz-talep dengesi, spekülatörler ve eko-teknik faktörlerden oluşan üç ana kategorinin değişik kombinasyonları fiyatların tavanının nereye geleceğini ve o seviyede ne kadar kalacağını belirleyecek. Zirveden sonraki yatay global petrol üretimi periyodunda 50 dolar tabanı kademeli olarak artacak ve petrol üretimi azalmaya başladığında petrol fiyatları kanımca üç haneli rakamlarla ifade edilecek ama birinci hanedeki rakam 1 olmayacak. Umarım bu tahminim yanlış çıkar.

Aslına bakılırsa yüksek petrol fiyatlarının belki de en iyi ilacı daha yüksek petrol fiyatlarıdır. Diğer yandan petrol fiyatlarını spekülatörlerin etkisinden de kurtarmak gerekmektedir. Bunun için teorikte mümkün ama pratikte politik cesaret isteyen ve vadeli işlemler piyasasında uygulanması gereken üç yöntem var: 1- Kâğıt varil ticaretinin kaldırılması, 2- Finansal kurumların işlemlerinin kısıtlandırılması veya kaldırılması, 3- İşlem gören kâğıt varillere fiziki teslim şartı getirilmesi.

Bunlara ilave olarak WTI ve Brent'in dünya petrol fiyatlarını belirlemede referans olarak kullanılmasının artık ne derecede doğru olduğunun da tartışılmasının zamanı çoktan gelmiştir. Dünya petrol üretiminin yüzde birini bile oluşturmayan bu referans petrollerin üretimi her geçen gün azalmakta ve spot piyasada manipülasyona meydan vermektedir. Dünya yeni bir referans arayışı içindedir. Bu boşluğu dolduracak alternatif ya Basra Körfezi'ndeki önemli bir ihracatçı ülkeden ya da petrol terminali olabilecek Türkiye'den gelmelidir.

Fiyatları ısıran çok dişli canavarlar: Spekülatörler

Bütün sorumluluğu spekülatörlere yüklemek gibi bir hataya düşmeden önce pratikte petrol fiyatlarının nasıl belirlendiğine bir göz atmakta fayda var. Petrol fiyatları temel olarak Londra ve New York vadeli işlemler borsalarında belirlenmektedir. Londra'daki Inter Continental Exchange'de (ICE) işlem gören Brent tipi petrol ve New York Emtia Borsası'nda (NYMEX) işlem gören West Texas İntermediate (WTI) petrolü dünya çapında fiyatların belirlenmesine temel oluşturmaktadır. Bu piyasalarda yapılan her bir kontrat 1.000 varil petrole eşdeğerdir. Ama kontratların yalnızca çok önemsiz miktarı fizikî olarak teslim edildiğinden bunlara kâğıt varil adı verilmektedir.

Piyasada iki türlü aktör vardır: Birincisi, petrol üreticisi ve işleyicisi firmalar (örneğin rafineriler) ki bunlar fizikî petrol ticaretinde aktiftirler ve amaçları vadeli işlemler piyasasında işlem yaparak fiyat değişimlerine karşı fizikî ticaretteki risklerini minimuma indirmektir. İkinci olarak ise fiziki petrol ticaretinde aktif olarak faaliyet göstermeyen fakat fiyat değişimlerinden kâr yapmayı amaçlayan finansal kurumlar (özellikle hedge fundlar, emeklilik fonları, diğer yatırım fonları ve bazı bankalar) yani spekülatörler. Fakat son 5 yıldır piyasada kâğıt varille meşgul olanlar ile fizikî petrol ticareti yapanlar arasındaki ayırım gittikçe ortadan kalkmaya başladı. Kâğıt varil ticareti 2000'den beri hızlı bir şekilde büyüdü. Londra'daki ICE'de günlük ortalama işlem gören kontrat sayısı (futures ve options) 2000 yılında 50 bin iken 2007'de 285 bine ulaştı. NYMEX'te ise aynı dönem içinde günlük ortalama kontrat sayısı 158 binden 500 bine çıktı. Her bir kontrat 1.000 varile eşdeğer olduğundan, ICE ve NYMEX'te günlük 800 milyon varilin işlem gördüğü sonucuna varırız. Yani günlük dünya petrol üretiminin neredeyse 10 katı. Bu rakam over-the-counter (OTC) adı verilen ve yalnızca cebi kalın aktörlerin yer aldığı ikili işlemlere dayanan elektronik piyasadaki hareketleri içermemektedir. Herhangi bir regülasyona tabi olmadığından OTC piyasasında işlem gören günlük petrol kontrat sayısı maalesef bilinmemektedir. Bilinen şey Bank for International Settlements'ın tahminlerine göre OTC türev piyasalarında işlem gören kontratların 'notional outstanding value' denen toplam hacminin Haziran 2007'de 500 trilyon dolara ulaştığıdır. 1996'da bu miktar 50 trilyon dolardı.

Gazino kapitalizminin ve globalleşmenin sayesinde sıcak paranın saniyede bir piyasadan diğerine aktığı günümüzde spekülatif paranın yönünü tahmin edebilmek çok zordur. Dolayısıyla, piyasanın 'koyun' psikolojisini kestirmek gerekir. Spekülatörleri etkileyen faktörler çoğunlukla endişe ve beklentidir. Global medyada gündeme oturan konunun bir şekilde petrolle bağlantısının kurulması piyasada psikolojik baskı oluşturmaya yetmektedir (jeopolitik gündem, Amerikan seçimleri, Hava Durumu gibi). 2007'nin son iki ayında petrol fiyatlarını 99 dolara doğru taşıyıp sonra kâr realizasyonuna giderek sene sonu bilançolarını şişkin bir artıyla kapatan çok dişli canavarlar 2008'in ilk günlerinde Pakistan'daki olayları bahane ederek yine piyasaya hafiften yüklenip 100 dolar barajını aşmada önemli rol oynadılar.

Tek gözlü analistlerin tahminlerde yanılmalarının bir sebebi de bu eko-teknik faktörleri göz ardı etmeleridir. Eko-teknik faktörler temel olarak şu etmenlerden oluşmaktadır: Ekonomi cephesindeki gelişmeler, doların durumu, para politikaları, talepte mevsimsel dalgalanmalar, diğer teknik faktörler ve bunlarla ilgili beklentiler ve tahminler. Doların değer kaybetmesi şu sıralarda üzerinde en çok durulan konuların başında geliyor. Öyle ki, 5 Aralık'taki OPEC toplantısında petrolün dolar yerine başka bir para birimi veya döviz sepetiyle fiyatlandırılması ve üye ülkelerin para birimlerinin dolara olan bağının azaltılması dile getirilmişti.

En fazla petrol rezervi Ortadoğu ülkelerinde*

S. Arabistan: 264,3

İran: 137,5

Irak: 115

Kuveyt: 101,5

BAE: 97,8

Venezuela: 80

Rusya: 79,5

Libya: 41,5

Kazakistan: 39,8

(*) Milyar varil, Not: Dünyada tespit edilen toplam ham petrol rezervi, 1 trilyon 208,2 milyar varil düzeyinde bulunuyor.

Ham petrol üretiminde Suudi Arabistan lider

Ülke - Milyon ton

Suudi Arabistan: 514,6

ABD : 311,8

İran : 209,8

Çin : 183,7

Meksika : 183,1

Toplam: 3.914,1

Tüketimde ABD birinci

Ülke - Milyon ton

ABD : 938,8

Çin : 349,8

Japonya: 235

Rusya : 128,5

Almanya: 123,5

Toplam: 3.889,8

DR. SOHBET KARBUZ / Akdeniz Ülkeleri Enerji Şirketleri Birliği (OME) Kıdemli Uzmanı, Fransa

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious