PKK bölünüyor mu?

PKK bölünüyor mu? .12059
  • Giriş : 03.10.2007 / 17:22:00
  • Güncelleme : 03.10.2007 / 17:52:04

PKK'nın artan sivillere yönelik saldırılarının altında örgüt içi hesaplaşma mı var?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


PKK'nın son dönemde artan sivillere yönelik saldırılarının altında örgüt içi hesaplaşma ve tabanını kaybetmenin verdiği rahatsızlığın yattığı belirtiliyor.

Star gazetesi yazarı Şamil Tayyar, MİT’in, askeri istihbaratın ve emniyetin hazırladığı, Milli Güvenlik Kurulu gündeminde değerlendirilen istihbarat raporları ve analizlerde bu bilgilerin yer aldığını yazdı.

Şamil Tayyar/Star
PKK’da iç çatışma ve taban kayması


Eruh ve Şemdinli baskınları gibi halka yönelik eylemlerle korku üzerine bina ettiği stratejisini 1986’dan itibaren güvenlik güçleri üzerine kuran PKK, yaklaşık iki yıldır yeniden sivil halkı hedef almaya başladı.

Kuşadası, Ankara-Ulus ve son olarak Beytüşşebab eylemleri bunlardan bir kaçı. Kurtuluş Parkı’nda ele geçirilen ve Ankara’nın göbeğinde katliam için kullanılacağı düşünülen 600 kilo TNT patlayıcıyı da hesaba katın.

Birkaç gündür ilgili herkesle konuşuyorum. Cevap aradığım sorulardan biri: PKK, yeni bir terör kensepti mi belirledi? Ne oldu da yeniden sivilleri hedef almaya başladılar?

Bu konuda devletin ciddi bir çalışması var. MİT’in, askeri istihbaratın ve emniyetin hazırladığı, ilgili kanallarla Milli Güvenlik Kurulu gündeminde değerlendirilen bu istihbarat raporları ve analizler gerçekten çok çarpıcı.

Öne çıkan iki tespit var: 1. PKK yönetimindeki iç çatışma, eylemlerde farklılaşmaya yol açtı. 2. PKK taban kaybettikçe korku politikasına sarıldı.

Ne demek isteniyor?

Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra PKK yönetimindeki iktidar çatışmasının henüz durulmadığı belirtiliyor. Görünürde Murat Karayılan’ın fiili otoritesi sözkonusu olsa bile, örgüt içi hizipler, merkezi talimatlardan farklı eylemlere yönelebiliyor. Bu eylemlerin, kimi zaman örgütte sert tartışmalara dönüştüğü yolunda istihbarat raporlarına yansıyan bilgiler var.

Mesela; Ulus’taki kanlı eylem ve Kurtuluş Otoparkı’nda ele geçirilen patlayıcılar. Özellikle patlayıcılarla ilgili cep telefonu kayıtları üzerinden sürdürülen takipte ortaya çıkan ilginç bulgular sözkonusu. Ulus’taki bombanın bağlantıları Kuzey Irak ve İran’da çıktı.

Ulus eylemini üstlenmedikleri halde, yakalanan bazı PKK’lıların ‘Asıl hedef Büyükanıt’tı’ şeklindeki ifadelerinde ortaya çıkan çelişkilerin ötesinde, emniyetin elinde, bu iddiayı destekleyecek en ufak bir veri yok.

Habur’da yakalanan Kandil eğitimli terörist İ.A’nın, ‘Asıl hedef Genelkurmay Başkanı’ydı. Siviller öldüğü için eylem sahiplenilmedi’ iddiaları, farklı bir gözle okunduğunda, örgüt içi çatışmanın ipuçlarını görmek mümkün. Eylemi gerçekleştirenler, örgüt içindeki tepkiler üzerine kendilerine Büyükanıt üzerinden savunma taktiği geliştirdiler.

Kandil’deki patlamanın esrarı da hala sürüyor. İddiaya göre, PKK’nın Avrupa kasası Rıza Altun’un Avusturya’dan Kandil’e dönmesiyle örgüt içinde mal varlığı paylaşımı ve liderlik sorununu kızıştı. Kandil’de düzenlenen uzlaşma toplantısında üzerindeki bombayı patlatan Suriyeli Feyman Hüseyin’in (Kod adı Dr. Bahoz Erdal) temsilcisi, 4 üst düzey yöneticiyi öldürdü. Asıl hedef olduğu iddia edilen Murat Karayılan ise toplantıya katılmadığı için kurtuldu.

PKK’lılar bu patlamayı yalanladı. Ancak, Feyman Hüseyin’in Ulus eyleminden sonra PKK’ya yakın bir haber ajansına yaptığı açıklamada, itirafçı terörist gibi Ulus eyleminde asıl hedefin Büyükanıt olduğunu söylemesi dikkat çekici. Çünkü, örgüt içinde başarısız bulunan bu eylemin mimarı oydu.
Haliyle PKK karıştıkça DTP de rotasını şaşırdı. Tıpkı PKK’da olduğu gibi DTP’de içinde ‘Güvercinler’ ve ‘Şahinler’ olarak tanımlanabilecek iki ayrı cephe oluştu. Bir tarafta teröristler için ‘kardeşim’ diyen utanmazlar, diğer tarafta eylemlere ‘vahşet’ diyen makul insanlar var.

Taban kaydıkça hırçınlaşıyorlar

PKK’yı hırçınlaştıran asıl mesele, Doğu ve Güneydoğu’da tabanlarını kaybetmeye başlamaları. Özellikle, 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti’nin DTP’ye büyük darbe vurmasını henüz içlerine sindirebilmiş değiller. Nevruz kutlamalarına ve protesto gösterilerine katılımın düşüklüğünden rahatsızlar.

2009 Nisan’ında yapılacak yerel seçimlerde Diyarbakır başta olmak üzere bir çok il ve ilçede AK Parti’nin yerel seçimleri kazanma ihtimalinin doğması, hem DTP hem PKK içinde endişeyle izleniyor.

Özellikle, AK Parti iktidarı döneminde bölgede hayata geçirilen sosyal politikaların taban kaymasında önemli rolü olduğu düşünülüyor.

Rakamlarla anlatmak gerekirse; MGK’da benimsenen ve devlet politikası haline getirilen bu projeler sayesinde, bölgeye 1.3 milyar dolar aktarıldı.

Çarpıcı bir örnek; Sadece Diyarbakır’da 2 bin 101 km stabilize, 345 km asfalt yol yapıldı. 131 köprü, 606 menfez inşa edildi. Köy ve mahallelere bin 19 içme suyu tesisi kuruldu. Tunceli’de başlanan 96 içme suyu projesinden 91’i tamamlandı, 203 km asfalt yol hizmete sokuldu. Hakkari’ye söz verilen 95 içme suyu projesi ve 101 km’lik asfalt yol, 2006 sonunda tamamlandı.

Bu yatırımların aynı hızla Doğu ve Güneydoğu’nun tüm bölgelerinde yapıldığını anlatmaya kalksak, bu sütunlar yetmez.

Sadece Diyarbakır özelinde seçim sonuçları bile her şeyi anlatmaya yetiyor. 2002’de 67 bin 298 oy alan AK Parti, bu seçimde oylarını 190 bin 234’e çıkardı. AK Parti ile DTP arasındaki oy farkı 169 bin 391 iken şimdi 10 bin 513’e düştü.

Özetle söylemek istediğim şudur; İç çekişmeler ve taban kayması sonucu yeniden korku politikalarını devreye sokan, korku ve şiddetten beslenen PKK’nın tuzağına düşülmemelidir. Askeri tedbirlere ek olarak sosyal ve özgürlükçü politikalardan vazgeçilmemelidir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious