Parti devleti neden yanlış?

Parti devleti neden yanlış?.44318
  • Giriş : 27.01.2008 / 11:30:00
  • Güncelleme : 20.11.2014 / 18:57:23

AK Parti’nin üçüncü dönemiyle birlikte Türkiye unutmak istediği bazı kavramları tekrar gündemine almak zorunda kaldı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Millî Güvenlik Kurulu, Kırmızı Kitap, fişlemeler, memur tasfiyeleri, yandaş kayırmacılığı… Listeyi daha uzatabiliriz. Hepsinin aslında araç olduğunu düşündüğümüzde varılmak istenen nokta belirginleşiyor: Parti devleti. CHP’nin tek parti döneminde kaldığını umduğumuz uygulamalar birer birer geri dönüyor. İktidar partisi, en küçük memurdan üst düzey konumlara kadar bütün bürokrasiyi siyasallaştırıyor. Yargı ve kolluk güçleri dahi bu dayatmadan kendini kurtaramıyor.

Seçimi kazanan partinin kendi kadrolarıyla çalışmasına kimse itiraz etmiyor. Fakat vatandaşlık hakkı çerçevesinde kullanılabilecek bütün imkânların partili olmak ön şartına bağlanmasını savunmak mümkün değil. Kamuya eleman alımında kayırmayı asgariye indirmek üzere kurulan sınav sistemi fiilen işlevsiz hâle geliyor. İstisna getirilen kurumlar diğerlerini geçecek çoğunluğa ulaşıyor. Yapılsa bile yazılı sınavlar dikkate alınmıyor. Sübjektif ve adamına göre değerlendirmeye izin veren ‘mülakat’ yöntemi yegâne eleman alma metoduna dönüşüyor. Partiye yeterince bağlı/bağımlı isim bulunamıyorsa koltuk boş kalıyor. Büyük şehirlerde bile yüzlerce okula müdür atanamıyor.

Fişleme ve jurnalcilikten iş yapamaz hâle gelen birimler, yazabilen gazetelere manşet oluyor. Şu ibretlik fişe bakar mısınız? “Kurumda uzun yıllar sosyal çalışmacı olarak görev yaptıktan sonra il müdür yardımcısı olarak ataması yapılmıştır. Liyakat sahibidir. İdarecilik vasıflarını taşımaktadır. Yüzde 80 oranında 111 ile bağlantısının olmadığı tahmin edilmektedir.” 111 kod, artık bir paranoyaya dönüşen paralel suçlamasına muhatap olanları temsil ediyor. Vergisini veren, vatandaşlık yükümlülüklerini yerine getiren herkesin eşit yararlanması gereken haklar engelleniyor. Yürürlükteki anayasaya ve evrensel hukuka aykırı uygulamaların bir noktadan sonra duvara toslaması mukadder. Üzücü olan 21. Yüzyıl’da hâlâ bunları tartışıyor ve yaşıyor olmamız.

Parti devleti kavramına Hilmi Yavuz doğru bir tanım getirip fotoğrafı şöyle netleştiriyor: “Parti devletinin kriteri, bürokrasiyi, yani devleti bütünüyle partileştirmekten geçer. Babam uzun yıllar kaymakamlık yaptı. Aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi ilçe başkanıydı. Babamın 6 oklu kürsülerde yakasında 6 oklu rozetle konuşmalar yaptığını hatırlıyorum. Parlamentoda birden çok partinin olması parti devletine engel teşkil etmez. Eğer iktidar partisi çoğunluktaysa ve o çoğunluğa dayanarak bütün bürokrasiyi kendi ilkeleri doğrultusunda partileştiriyorsa o zaman bizim buna demokrasi dememiz mümkün değil. Bunun adı despotizmdir.”

Parti devletinin kişisel haklar boyutu yanında verimlilik ve ülkeye zararı ihmal ediliyor. Osman Ulagay bu handikabı şöyle özetliyor: “Bugünün dünyasında, bugünün ekonomisinde en önemli faktör, nitelikli insan. Türkiye örneğinde ise bu kapasitesinin yarısını dışlayarak kullanmıyorsunuz. Belki de dışlanan yüzde 50’nin nitelikleri, yandaş olan yüzde 50’den daha iyi.”

Toplumun yarısını bazı haklardan mahrum etmek ve onların donanımlarından ülkeyi eksik bırakmak… Akıl kârı değil diyeceğim ama akıl bu toprakları terk edeli epey oldu.

BÜLENT KORUCU - AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious