Provokasyon!

  • Giriş : 04.02.2007 / 00:00:00

Samast, 32 saat gibi kısa bir süre içinde yakalanmıştı

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


19 Ocak günü Agos gazetesinin İstanbul bürosunun önünde öldürülen Hrant Dink’in katili tetikçi Ogün Samast 20 Ocak günü gecesi Samsun Otogarı’nda, Trabzon’a gitmek üzere bindiği otobüsün içinde 32 saat gibi kısa bir süre içinde yakalanmıştı.

Polis, Mobese ve olay yerinin yakınındaki bir banka kamerasından tetikçinin çeşitli yönden görüntülerini tespit ederek gelişmiş ülkelerde sıkça uygulanan bir yöntemle bu görüntüleri ulusal basın ve medyaya vermiş, tetikçinin kimliği konusunda halktan yardım istemişti. Polis-medya-halk işbirliği ile önce sanığın kimliği tespit edilmiş bilahare yapılan başarılı bir operasyon ile sanık ele geçirilmiştir.

Tetikçi Ogün Samast, azmettirici Yasin Hayal ve onların da arkasındaki Erhan Tuncel de yapılan operasyonlarla kısa süre içinde yakalandı. Gerek Trabzon valisinin gerekse İstanbul emniyet müdürünün olayın basit bir çete görüntüsü içinde olduğu ’milliyetçilik’ duyguları ile bu cinayetin işlendiği açıklamaları kamuoyunda tepki ile karşılandı. Trabzon valisi ve emniyet müdürü olaydan kısa bir süre sonra merkeze alındı. Bu tarihten sonra çeşitli yayın organlarında İstanbul valisi ve emniyet müdürünün, istihbarat daire başkanının niçin görevden alınmadığı tartışılmaya başlandı. Erhan Tuncel’in Trabzon polisinin istihbarat elemanı olduğu Hrant Dink’in Yasin Hayal ve ekibi tarafından öldürüleceği bilgisini Trabzon Emniyeti’ne verdiği Trabzon Emniyeti’nin de bu bilgiyi yazılı olarak İstanbul ve İstihbarat Daire Başkanlığı’na bildirdiği iddiaları şok haber olarak yazılı ve görsel basında yer aldı. Birkaç gün sonra da tetikçi Ogün Samast’ın Samsun ilinde yakalandığı gün bazı polis ve Jandarma görevlileri tarafından Atatürk’ün bir veciz sözü ve Türk bayrağı önünde resminin çekilmesi ve bazı resmî elbiseli Polis ve Jandarma görevlilerinin tetikçi Ogün Samast ile birlikte hatıra fotoğrafları çektirdiklerine ilişkin kamera görüntülerinin basına yansıması ülkede ikinci bir şok yaşanmasına neden oldu. Başlangıçta tetikçinin Türk bayrağı önündeki görüntülerinin jandarmada mı poliste mi çekildiği konusunda zamanında açıklama yapılamamıştır. Bu görüntülerin bazı provokatörlerce medyaya servis edilmesi üzerine; Jandarma’dan bu konu ile yapılan ve polisi hedef alan sert açıklama, ülkede iç güvenlik konusunda birbiri ile eşgüdüm içinde çalışması gereken devletin iki güzide kurumunu karşı karşıya getirdi.

Samst’ın kimliği bizi yanlış yere götürür...

Şemdinli, Danıştay ve Atabeyler operasyonları sonrası gerilmiş bulunan siyasi ortam Hrant Dink cinayeti ardından Başbakan’ın, ’Derin devlet bazı kurumlardaki çeteleşmedir. Ya ortadan kaldırılmalı ya da minimize edilmelidir.’ açıklaması ile biraz daha gerildi. ’Derin devlet’in ne olduğu, kimler tarafından yönetildiği, milli olup olmadığı, ülkemizde işlenen siyasal, faili belli veya meçhul cinayetlerin arkasında olup olmadığı konusu kamuoyunu hep meşgul etti. Aslında ülkemizde tek bir devlet vardır. Ancak devlet içinde devlet gibi davranan kontrolsüz güçlerin olduğu da bir gerçektir. Devletin bazı kurumlarında kurumlarından bağımsız ve habersiz hareket eden yasaların dışına çıkmış çeteleşmiş, birden çok yapının bulunduğu bilinmektedir. Kontrolsüz bu grupların bazılarına yabancı gizli servislerin sızmış oldukları da artık bir gerçek. Kontrolsüz grupların kullandıkları, vatan-bayrak, milliyetçilik gibi olgular ulvi duygulara hitap ettiği için bu çetelerle organik bir bağı bulunmayan devletteki bazı görevlilerin de bu kişilere yardım ettikleri görülmektedir.

Derin devlet, yapısı gelişmiş tüm dünya devletlerinde vardır. Bizde de olmalıdır. Ancak uluslararası güçlerle onların coğrafyasında mücadele edebilen, kendi halkını tehdit olarak görmeyen aksine koruyan bir derin devlet yapısına ihtiyaç vardır. Uzun yıllardan bu yana ülkemizde ’kontrollü kaos’ ortamı yaratan dış güçler ve bunların Türkiye’deki maşaları sayısız faili belli veya meçhul siyasi cinayetlere imza atmışlardır. Bu cinayetler nedense hep ülke için dış politikada önemli kararların alınacağı belirli dönemlere rastlamaktadır. Hrant Dink cinayeti de böyle kritik bir ortamda gerçekleştirilmiştir. İçte istikrarsızlık yaratmak, huzur ve güven ortamını zedelemek, toplum içinde etnik dinsel ayrımı kaşımak suretiyle toplumsal olaylara neden olmak gibi amaçlara hizmet ederken dışta ise Türkiye’nin imajına önemli bir darbe vurmuş, Türkiye’nin dış politikada Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar gibi kendi coğrafyasında ve dünyada inisiyatif alma kararlığını gösterdiği bir anda işlenmiş olması manidardır. Bu cinayetle Türkiye, içine kapanık, kendi sorunlarıyla uğraşır bir ülke haline getirilmeye çalışılmaktadır. Bu cinayeti işleyen kimselerin ideolojik kimliklerine bakarak cinayeti değerlendirmemiz yanlış olacaktır. Çünkü bu cinayet neredeyse ülkeye ihanet ile eşdeğerdir. Bu cinayet kime yaramıştır, sorusunu sorduğumuzda Türkiye aleyhine faaliyette bulunan Ermeni diasporasından tutun PKK’ya kadar geniş bir yelpaze sözkonusudur.

Polisi yıpratmak isteyen güçler var

Bu tür cinayetler sonrasında siyasetin mevcut iktidarları eleştirmesi neredeyse bir gelenek haline gelmiştir. Halbuki siyasi cinayetlerde iç amaç huzur bozmak toplumda infial yaratmak kadar, demokrasiyi de doğrudan hedef almaktadır. Bu nedenle faili meçhul veya belli siyasi cinayetlerde arka planlara ulaşılamaması toplumda derin yaralar açmakta, devlete olan güveni sarsmaktadır. Siyasi cinayetlerin kısır iç siyaset politikalarına alet edilmeden siyaset üstü düşünerek birlik beraberlik içinde radikal kararların alınarak çözüleceği ortadadır. Türk toplumu ülkeyi idare eden karar verici mekanizmalardan bu sorumluluk anlayışını beklemektedir.

Şer güçler, bazen bu cinayetlerle kendilerini ve uzantılarını deşifre etme ihtimali bulunan kişileri profesyonelce ortadan kaldırmışlardır. Bazense geride izler bırakarak tetikçinin ideolojisi ile hedef alınan kişinin siyasi kimliğine bakılarak din, milliyetçilik vs hedef alınmasını sağlamakta, böylece toplumu katmanlara ayırarak böl-parçala-yut stratejilerini ciddi anlamda başarı ile uygulamaktadırlar. Böylece devleti koruma dürtüsüyle hareket eden kontrolsüz güçler en büyük zararı korumak istedikleri devlete vermekte devlet-millet ayrışmasına katkı sağlayarak halkın devlete olan itimadını sarsmaktadırlar.

Ülkemizde dış güçlerin ve onların kontrolündeki maşaların ülkemizde darbeye zemin hazırlayacak anarşi ve terör ortamları yaratmaları nedeniyle demokrasi dört kez kesintiye uğramıştır. Son yıllarda yine 28 Şubat türevi bir proje bütün ağırlığıyla uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu sefer gelecek dalganın diğerlerine benzemeyeceği kulaktan kulağa fısıldanmaktadır. Bu projenin önünde en büyük engel polis olarak görülmektedir. Bu nedenle polis teşkilatı içindeki iç dinamikler kışkırtılmaya çalışılmakta, polis ve asker sürtüşmesinin altyapıları toplum mühendisleri tarafından dizayn edilmektedir. Polis aslında 2006 yılı içinde başarılı birçok operasyona imza atmış, bu operasyonlarda devlet içinde kontrolsüz güçlerin uzantıları tespit etmiş, bunların bir kısmı deşifre ederek adalete teslim etmiştir. Aynı uzantıda deşifre edilmemiş, bazı çeteler ile ilgili çalışmalar da devam etmektedir.

Ancak Hrant Dink’in Yasin Hayal ve çetesi tarafından öldürüleceği bilgisinin muhbir tarafından yetkililere bildirilmesine rağmen bu cinayetin önlenememesi, cinayet işlendikten sonra şahsın yakalanması ile başlayan ve çok ciddi anlamda provokasyon görüntüsü veren gelişmeler polisi zan altında bırakmıştır. Bu nedenle polis Hrant Dink cinayetinin tüm arka planını çözmek zorundadır. Öncelikle de devletin resmi üniforması ile bir katili Türk bayrağı önünde Atatürk’ün veciz sözlerinin yer aldığı karede gösteren bu psikolojik harekatın provokatörlerinin kimler olduğunu ortaya çıkarmalıdır. Aksi halde polisi ve özellikle de Emniyet İstihbarat Dairesi’ni hedef almış ve bu süreçte polisi etkisizleştirmeye çalışan bu güçlerin bundan sonra yapması muhtemel provokatif eylemleri önlemede ülkeyi zor günler bekliyor demektir. Tabii demokrasiyi de.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious