Rasyonellik akıl kârı değil

  • Giriş : 11.05.2007 / 00:00:00

Kimin akıllı, kimin deli ve dahi kimin veli olduğunun iyice karıştığı memleketimize, sınırlar ötesinden bütün bu kavramları tekrar düşünüp tarafımızı belli etmemizi sağlayacak bir fırsat geliyor; "Benim Adım Elisabeth".

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Tıpkı bir masal gibi zaman ve mekân bilgisinden muaf bir hikâye anlatılıyor. Hikâyenin anlatıcısı, "O zamanlar on yaşındaydım." diyen sevimli Bethy -ya da kimselerin kullanmadığı esas adıyla Elisabeth- (Alba Gaia Kraghede Bellugi). Piyanistlik kariyerinden kocası uğruna vazgeçen annesi Mado (Maria de Medeiros), evleriyle aynı duvarı paylaşan akıl hastanesinin müdürü olan babası Regis (Stephane Freiss), ablası Agnes (Lauriane Siere) ve geçirdiği travmadan dolayı tuhaf davranışları olan hizmetçileri Rose (Yolande Moreau) ile hayatını paylaşan Bethy, meraklı, duygusal ve her duyduğuna inanacak kadar temiz bir kız. Önce ablası ve biricik arkadaşı Agnes ayrılıyor yanından. Gerçi bir haftalığına şehre yapılan bir ziyaret Agnes'inki. Ama yine de Bethy, böylece yakınlardaki perili eve birlikte gideceği birini kaybediyor. Sonra hizmetçileri Rose, hiç konuşmadığı halde birdenbire tuhaf tepkiler veriyor her şeye. Rose ile de iletişim kurmak güçleşiyor. Anne-babalar bilmese de bütün çocukların şahit olduğu kavgalara Bethy de şahit oluyor ve böylece gerçekleşiyor annesinden de babasından da ümitlerini kesmesi. Zira annesi yeni bir ilişkinin peşinden, evini bırakıp giderken babası da özel hayatı ile iş hayatını ayırmanın ketumluğuna takılmış, çaresiz, çırpınıyor. Bethy işte biraz da bu şartlar altında tanışıyor Yvon'la (Benjamin Ramon). Yvon kim mi? Duvarın öte tarafından biri. Bethy'nin babasının idare ettiği hastaneden kaçan ve aranan bir genç. Annesini ekmek bıçağıyla öldüren bu masum yüzlü çocuk, bir gece vakti çalılıklarda karşısına çıkıyor küçük kızın. O gece onu bisikletini kilitlediği depoda misafir eden Bethy, sonraki günlerde de anne şefkatini esirgemiyor Yvon'dan. O hiç konuşmasa da her gün ona yiyecek ve giyecek getiriyor. Ancak bir gün deponun boşaltılacağını öğrenince cebine para, eline yolluk verip uğurlamak gerekiyor Yvon'u. Tabii esas derdi unutmayalım; Bethy'nin, babasını ikna etmek zorunda olduğu bir husus var ki o da, barınakta bulunan ve Fındık adını verdiği köpeği satın alabilmek. Yoksa barınak sahibi onu öldürecek! Bethy buna inanıyor. Bethy ayrıca sınıflarına bu yıl gelen ve yüzündeki leke yüzünden kimsenin konuşmadığı çocuğun ona anlattığı hikâyeye de inanıyor. Yani çocuğun yüzünün, bir büyü yüzünden bu hale geldiğine ve tam dolunay vakti bir kızın yaptığı idrarla büyünün geçeceğine!

Bütün bunlar Bethy'nin hayatını pek de kolaylaştırmıyor. Akılla akıldışı arasında, gerçekle gerçeküstü arasında, çocuklukla yetişkinlik arasında geçiş, Bethy için bir kapıdan geçmekten ibaret sadece. Tabii ki görünüşte; yoksa bu sancılı süreç, bilek kesmeye kadar varmazdı! Neyse ki Bethy, olup biten her şeyin sonunda tarafını seçiyor. "Gel Bethy" diyen babasına, Yvon'un kucağından "Benim adım Elisabeth" diye cevap veriyor. Jean-Pierre Améris'in yönettiği film, ihsas ettirdikleriyle Gabriele Salvatores'in "Hiç Korkmuyorum"unu da hatırlatıyor.

BENİM ADIM ELISABETH

Yönetmen: Jean-Pierre Ameris

Oyuncular: Alba Gaia Kraghede Bellugi, Benjamin Ramon, Stephane Freiss, Maria de Medeiros

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious