Rehn: Türkiye'nin büyük şansı Kıbrıs

Rehn: Türkiye'nin büyük şansı Kıbrıs.9317
  • Giriş : 21.05.2008 / 21:00:00

AB Komiseri Rehn, Türkiye-AB ilişkilerinde ortaya çıkan bulutların bu yıl dağıldığını belirterek “İlerlemek için bütün koşullar hazır. Artık iş Türkiye’ye kaldı” dedi ve Kıbrıs’ı işaret etti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye raporu görüşülmeden önce, NTV’nin sorularını yanıtladı. Olli Rehn, AK Parti’ye kapatma davası, “demokratik laiklik” kavramı, 1 Mayıs’ta polisin orantısız güç kullanması Türkiye’deki tartışma konularını, Türkiye-AB ilişkilerinde bugünkü durumu değerlendirdi; ilerlemek için Kıbrıs’ı gösterdi.

Bugünkü noktada, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerini nasıl özetlersiniz?

Yaklaşık bir yıl önce, 2007 yılının baharında gökyüzünde bizim için bulutlar vardı, diyebilirim. Hem AB hem de Türkiye açısından durum böyleydi. Özellikle ordunun müdahalesinden sonra, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de ardından bazı bulutlar, en azından Avrupa semalarındaki bazı bulutlar dağıldı. Şimdi, biz komisyon olarak 3 hedefe bakıyoruz. Öncelikle sürecin canlı tutulması, bu zorlu dönemin aşılması ve bu ikisi gerçekleştikten sonra yeniden sürecin canlandırılması. Türkiye’nin reformlara yeniden dönmesi, vatandaşlarının temel özgürlüklerini vermesi ve AB’ye ne katılım konusunda adım atması hedeflerimizin arasında. Umut ediyorum ki, kapatma davası Türkiye’nin reformlara odaklanması konusunda önünü kapatmayacaktır.

Türkiye’deki siyasi süreçle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Gerçekten gergin bir süreç var, anladığımız en azından böyle. Sayın Barroso ve benim ziyaretimde, hem hükümet hem de muhalefet açısından, artık daha iyi bir diyalog yaratmak, yeni bir uzlaşı ruhuyla hareket etme konusunda kararlı olduklarını görüyoruz. Bu, AB ile ilgili reformların sağlanması konusunda, mesela ifade özgürlüğü ve diğer temel haklar gibi konularda atılacak adımlar açısından önemli tabii ki.

YARGININ DEĞİL, PARLAMENTONUN GÖREVİ

Kapatma davasıyla ilgili değerlendirmeleriniz Türkiye’de tartışma yarattı, siyasiler dahil, kamuoyunu ikiye böldü, diyebiliriz. Acaba yanlış anlaşıldığınızı düşünüyor musunuz?

Benim görevim, yani genişlemeden sorumlu üye olarak görevim, Kopenhag kriterlerinin uygulanıp uygulanmadığını göz önünde bulundurmak, bunları denetlemek. Bunu her aday ülke için yapıyorum, Türkiye de dahil. Ve tabii şüphesiz bu açıdan bakıldığı zaman, Komisyon’un görevi gerçeği söylemektir. Yani her zaman hoş karşılanmayabilir bu. Avrupa Birliği içinde de böyle olabilir. Ama görevimiz gerçeği söylemektir. Bu AKP’ye yönelik kapatma davasında da aynı şekilde geçerli. Biz hiç bir partinin tarafında değiliz, sadece demokratik prensiplerin yanındayız ve demokratik laikliğin yanındayız.

Ben liberal bir laiğim, kendimi böyle nitelendiriyorum. Ancak liberal laik olmak, demokratik prensiplere saygı gösterilmeyeceği anlamına gelmez. Çünkü demokratik değerler Avrupa Birliği’nin tam da kalbinde yer alan değerlerdir. Benim görevim sadece gözlemlemek, denetlemek de değil; aynı zamanda bunların ne kadar işlediğini görmek. Tabii bir yanlış anlama olduğunu söyleyebiliriz. Ben siyasi konuların sandıkta çözülmesi gerektiğini, parlamentoda tartışılması gerektiğini söylemiştim. Yani yargı karşısında değil, mahkemelerde değil.

Ancak ben doğrudan AKP’ye yönelik kapatma davasına değinmemiştim. Aslında türbana ilişkin davalara değinmek istemiştim. Bu tip siyasi konularda ve laiklik gibi konularda Avrupa ülkelerinin kendi iç dengeleri vardır. Türkiye de bu dengeyi bulacaktır, diye düşünüyorum. Ancak tabii ki ben konunun sandık başında, parlamentoda değerlendirilmesi, yargı gündemine gelmemesi gerektiğini düşünüyorum.

“Biz laikliği empoze etmemeliyiz, çünkü Türkiye’de bazı insanlar laikliği zorla dayatmaya çalışıyorlar”, açıklaması ne anlama geliyor?

Özellikle sayın Barroso, Avrupa’daki laiklik algılamasına ilişkin bazı açıklamalar yapmıştı. Bu da zaten Türkiye’deki tartışmalardan kaynaklanan bir algıdır. Biz laiklik kavramının, toplumun tüm kesimlerini kapsamasına taraftarız. Çoğu Avrupa Birliği üyesi ülke laiktir. Ancak bu ülkelerde dinin toplum içerisindeki yeri değişiklik oranlarda olabilir. Her ülke kendi iç dengesini bulur. Mesela benim en iyi bildiğim ülke Finlandiya’da, din ve devlet, yani kilise ile devlet birbirinden tamamen ayrılmış. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde demokratik laikliğin değişik uygulamaları var.

1 MAYIS’TA SESSİZ KALMADIK

Özellikle sosyal demokratların AB’ye yönelik bir eleştirisi de, mesela 1 Mayıs’ta polisin göstericilere orantısız güç kullanılması karşısında, sessiz kaldığınız konusunda. Ben sizin tabii her sabah kalkıp “Bugün Türkiye’de ne oluyor” diye düşündüğünüzü zannetmiyorum. Ama, 1 Mayıs olaylarına karşı uzun süre sessiz kalmanız, Ankara büronuzun da tepki göstermemesi, AK Parti yanlış bir adım attığı zaman sessiz kaldığınız, şeklinde yorumlandı.

Benim açımdan bu tamamen bir yanlış anlaşılma. Böyle düşünenler kötü niyetli düşünüyor olabilirler. Yanlış hatırlamıyorsam 2005’te, galiba Dünya Kadınlar Günü’nde olanları İstanbul’da TV’de izlemiştim; çok net ve sert açıklama yaparak, polisin şiddet kullanmasını kınadığımızı söylemiştik. Bu 1 Mayıs’ta ise, biliyorsunuz 1 Mayıs Avrupa’da tatildir. Ankara’daki delegasyon da, tatil hakkını kullanıyordu. Dolayısıyla 1 Mayıs geçtikten sonra bunları duyduğumuzda, ortak bir açıklama yaptık. Bu çok normal bir prosedür. 1 Mayıs’taki orantısız güç kullanımının kabul edilebilir bir şey olduğunu düşünmüyoruz. Gösteri hakkının garanti altına alınması gerekiyor.

Son dönemde 301. madde değiştirildi, Vakıflar Kanunu değişti. Bu değişiklikler konusunda ne düşünüyorsunuz?

Geçen yıl harcanmış bir yıl oldu, ne yazık ki. Türkiye’de anayasal kriz vardı. Bu yıl biraz daha iyi başladı diyebiliriz, özellikle vakıflar kanununun kabul edilmiş olması, dini özgürlüklerin sağlanması adına ileriye doğru atılmış bir adım. Meşhur 301. madde değişikliği de doğru yönde bir adım. Ama çok önemli olan bir şey var; bu değişikliğin uygulanmasını sağlamak gerekiyor. Yargı konusundaki reformlar da dahil, zaten toplumun etkili bir şekilde işleyebilmesi için hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için çok önemli. Avrupa’da iki önemli şey var; birisi ifade özgürlüğü, diğeri de iyi işleyen bir yasal sistemdir. Bir şey daha ekleyebiliriz; demokratik prensiplere ve siyasi hayata yönelik taahhüt ve buna bağlılık. Biz Türkiye’yi bu konuda teşvik etmeye çalışıyoruz.

Avrupa Parlamentosu’nda görüşülen Türkiye Raporu ne kadar önemli? Haziran 2009’a kadar neler olabilir; AB-Türkiye ilişkileri açısından neleri göz önünde bulundurmak lazım?

Bu gerçekten önemli bir rapor. Avrupa Parlamentosu yine çok net, çok düzgün bir ilerleme raporu hazırladı. Bu raporda bazı şeylerin altı çiziliyor, reformların yavaşladığı belirtiliyor ve endişeler aktarılıyor. Özellikle ifade özgürlüğü, kadın hakları, anadil haklarının altı çiziliyor.

KIBRIS, TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK ŞANS

Fransa’nın dönem başkanlığını alması, Türkiye-AB ilişkilerini nasıl etkiler?

Fransa, Avrupa Birliği’nin kurucu devletlerinden biri. Gerçekten çok rahat anlaşılabilir bir yönetim olduğunu düşünüyorum. Şundan eminim ki Fransa dönem başkanı olduğu zaman, görevini etkin ve nesnel bir şekilde yerine getirecektir. Bu yönde bir şüphem yok. Ortak olarak üzerinde anlaşma vardığımız Türkiye’nin AB’ye katılımı sürecindeki temel hedefleri mutlaka göz önünde bulunduracaktır. AB açısından, Türkiye-AB ilişkilerinde şimdi biraz daha sakin bir dönem geçirdiğimizi söyleyebilirim. Yani geçen yıla göre daha sakin bir dönemdeyiz.

Ve umut ediyorum ki Türkiye uzun süren bir kriz döneminden sonra tekrar reformlara odaklanacaktır, AB yolunda biraz daha adım atabilecektir. Kıbrıs gerçekten çok önemli bir konu ve şu anda artık tünelin sonunda ışık görebiliyoruz. Müzakereler kısa sürede başlayacak. Müzakerelerin BM denetimi altında gerçekleştirilmesi tabii ki çok önemli. Her iki toplum da adada taahhütlerini belirttiler ne kadar güçlü olduklarını gösterdiler. Türkiye’nin de bu sürece katkıda bulunacağına, AB ile birlikte hareket edeceğine inanıyorum. Çünkü artık bu 40 yıllık anlaşmazlığı, Avrupa topraklarındaki anlaşmazlığı çözme şansımız var. Bu tabii Türkiye’nin AB’ye katılımı konusunda da olumlu bir etki yaratacaktır.

Şu anda Türkiye’deki siyasi ortamı da düşünecek olursak, Türk hükümetinin ileriye doğru bir adım atması için neler yapması gerekiyor?

Şu anda gerçek bir şansımız var; Kıbrıs konusunda. Tabii ki siyasi irade gerekiyor. Ben de şuna güveniyorum, hem adadaki iki toplum içinde, hem de Türkiye’de ve diğer taraflarda bu siyasi irade mevcut. Bunun üzerinde çalışmamız gerekiyor. Çünkü Avrupa toprakları üzerindeki bu anlaşmazlık çok uzun süredir devam ediyor.

Artık 2008 yılına ilişkin bulutlar biraz daha temizlendi, Avrupa semalarında. Sakin bir döneme girdik. İlerlemek için bütün ön koşullar hazır. Artık iş Türkiye’ye kalmış durumda. Kendi siyasi krizlerini çözmesi gerekiyor Türk hükümetinin ve tabii ki TBMM’nin taahhüdünü yenilemesi gerekiyor. AB’ye katılım konusundaki taahhüdü yinelemesi, gerekli koşulların yerine getirileceğini göstermesi gerekiyor. Ancak bu şekilde ileriye gidilebilir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious