'Kendimi suçluyorum'

'Kendimi suçluyorum'.7341
  • Giriş : 06.08.2006 / 00:00:00

Hem kişisel hem de maddî ilişkilerde hayatı boyunca hep acı çeken tarafta olmuş Zerrin Özer.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Sanatçı olarak bugüne kadar yaşadıklarını ‘Bir Sarışın Küçük Kız’ adlı kitapta bir araya getiren Zerrin Özer, daha çok sanatçı arkadaşlarından bahsetse de iğneyi başkalarına çuvaldızı kendine batırmayı tercih ediyor. Sanatçı, kitabı için ‘Öldükten sonra birileri mutlaka arkamdan yazacaktı, ben kendim anlatayım, bizim Zerrin’imiz deliydi desinler.’ diyor.

Bergen ne kadar Türk müziğinde acıyla birlikte anılıyorsa, Zerrin Özer de pop müziğin Bergen’i. Öyle ki, şan hocası, ‘dramatik soprano’ adını takmış ona. Hayatı boyunca hem aşklarında, hem kişisel hem de maddi ilişkilerde sürekli incinen, acı çeken bir isim. “Ben artık kimseyi suçlamıyorum, ne yaptımsa kendim yaptım.” diyen sanatçı, ‘Bir Sarışın Küçük Kız’ isimli kitabında bugüne kadar yaşadıklarını anlatıyor. Birilerini eleştiren; ama çuvaldızı kendisine batırdığı çalışması için, “Öldükten sonra birileri mutlaka arkamdan yazacaktı, ben kendim anlatayım. Bizim Zerrin’imiz deliydi desinler.” ifadesini kullanıyor. Hayatında çok önemli bir yeri olan annesinin ‘altın çiçek’ anlamına gelen Zerrin ismini verdiği sanatçı, Bir Sarışın Küçük Kız ismini ilk kez bir röportajında telaffuz etmiş, tanımlamayı çok sıcak bulan yayınevi de anılarını bu isim altında toplamasını istemiş. Tam bu isme uyan kapak fotoğrafı da Cengiz Çınar’a ait, Ankara’dan İstanbul’a ilk taşındıkları günlerde çekilmiş. Özer’in, “Benim için bir yüzleşme idi.” dediği hatıralarını okumak hüzünlü, oldukça zor; ama zevkli. Kendisiyle yakın arkadaşı Fulya Ündüz’ün evinde kitabını konuştuk.

Hayatınıza ve üslubunuza ağır, ağdalı bir acı hakim, neden kendinizi sevmiyorsunuz?

Belki de çok güçlü olmamın yanında, anneme hassasiyetim ve zayıflığımdan dolayı hep ezik gibi yaşadım hayatım boyunca. Kendimi sevmiyorum. Bu, huyumdan, insanlara yaklaşımımdan ve davranışlarımdan kaynaklanıyor. Çünkü yaşanmış olan ve yaşanılacak bütün yanlışlara, karşı taraftan gelen bütün kırıcı, üzücü hareketler ve davranışlara onay vermeniz gerekiyor. Dolayısıyla bütün insanlara böyle kucak açtığım, gelin bana kazık atın, beni üzün diye yol gösterdiğim için kendimi sevmiyorum. Yoksa daha önceleri, bu kadar bilinçli değilken, ‘ben bu kadar iyi niyetliyim, herkes neden bana kötü davranıyor’ diye karşı tarafı suçluyordum. Hayır, eğer adı suçsa suç tamamıyla bende.

Birkaç şarkı dışında sesinizi de sevmediğinizi söylüyorsunuz; hangi şarkılarınız onlar?

Sesimi seviyorum diyemem. Sesimi performans ve yabancı şarkılarda, zor, hüzünlü şarkıları söylediğim zaman seviyorum. Bırak Ellerimi, Kıyamam, Yalan bunlardan bazıları. Performans şarkılarını, hüzün şarkılarını seviyorum, hızlı şarkıları sevmem.

Hayatınız boyunca en mutlu olduğunuz an hangisi, sizi hangi durum ya da ne yapmak biraz da olsa rahatlatır ve mutlu eder?

Hayatta en mutlu olduğum anlar köpeklerimle vakit geçirdiğim zamanlar. Üç tane köpeğim var. Onlarla birlikte olduğum zaman onların öyle bir sadakatini, karşılıksız sevgilerini görüyorum ki. Sabah 07.30’da kalkar onların yemeğini veririm. Kahve içerim onlarla. Dostlarım çok az. Onlarla olmak da beni çok mutlu ediyor. Ben Levent’le birlikteyken de çok huzur buluyorum. Güzel bir evliliğim var. Allah bozmasın.

İnsanların sizi sevmediğinden şikayet ediyorsunuz sürekli, insanların sizi sevmesi çok mu önemli, bazıları da sevmesin?

Ben şunu söylüyorum, hayatım boyunca insanlar beni sevsin diye çabaladım. Çünkü ben çiçeği, böceği, canlıyı cansızı her şeyi sevdim, çok abartılı sevdim. Belki de sevgi açlığından kaynaklanan bir şey bu. Herkes beni sevmek zorunda değil ki. Şimdi böyle bakıyorum. ‘Çok öfkelisin’ diyorlar bana. Hayır ben öfkeli değilim. Bütün beni kıranlara, üzenlere karşı herhangi bir öfkem yok. Herkesi affettim. Herkesi çok seviyorum. Tamamıyla her şeyi geride bıraktım. Benim onlara müsaade ediyor olmam önemli. Değiştim artık, şimdi sevinçlerim de, gözyaşlarım da, üzüntülerim de çok kıymetli. Her şey beni üzemiyor, her şey de sevindiremiyor, yerli yerine oturdu artık hepsi.

Neyle ilgili bu, yaşanmışlıkla mı?

Ben kitabımın kapağındaki fotoğrafta 16-17 yaşındayım. Hiç tanımadan, bilmeden, içindeki sevgiyle hayata bağlanan bir genç kız var orada. Hayata bakışınız, beklentiniz, kendi kendinizi savunuşlarınız o kadar farklı ki. Ama birikim, tecrübeler insanı bugünlere getiriyor, çok farklı bakabiliyorsun her şeye. Şarkıları yorumlarken de öyle. Eskiden mesela bazı şarkıları domates satar gibi yorumlardım. Şimdi öyle bir söylüyorum ki, tiyatral bir şey oluyor.

Geçmişteki yaralar tamir edilemez mi, talihsiz bir çocukluk ya da gençlik yaşayanların hep arkasından mı gelir bu?

Geçmişini peşinden sürüklemez insan. Bu, insanın çocukluğunda ne kadar çok tesirli bir hayat yaşadığına bağlı. Karakter olarak çok duygusal, hassassanız bu sizi takip edecektir, değişmez. Ben duygusal yanları ağır basan bir insan olarak duygu adına yüklendim hayata hep.

Berhan Şimşek sizin için neden çok değerli. Şu anda hakkında ne düşünüyorsunuz, başarılı bir siyasetçi mi sizce?

Aynı pencereden hayata baktığımız, aynı görüşte olduğumuz için tabii ki takdir ediyorum. Her zaman başarılı olmasını diliyorum. Bence çok doğru bir yolda ilerliyor.

Kitabınızda ‘öldürülecek iki insandan birisi’ olarak Sezen Aksu’yu gösteriyorsunuz. Nereden kaynaklanıyor bu duygularınız? ‘Birinci Mektup’ isimli şiir ona mı?

Hayır böyle bir şey yok. O yerine ve yoluna gitti. Hiçbir şekilde yorum yapmıyorum. Ne evet ne de hayır.

Çok kırıldınız, üzüldünüz. Kadriniz, kıymetiniz bilinmedi. Mesleğinize bir süre ara verip ortalardan kayboldunuz hatta. Neden ara vermiştiniz?

Hakikaten bunun sebebini bilmiyorum. Düşünebiliyor musunuz, en güzel zamanda, hem gençlik yılları, herkesten daha çok rağbet gördüğüm yıllarda birden nasıl oldu bilmiyorum. Kimsenin günahını almak istemem. Herkes dedi ki, Zerrin mesleği bıraktıysa acayip paralar yemiştir. Oysa ben borç içindeydim. Kendime ait olan evimi bile vermek zorunda kaldım. Bunun adı nedir, talihsizlik, belki de hayatı hep tek başına yüklenmekten.

Hayatınızla ilgili olarak niçin herkesi suçladınız, meslektaşlarınız, aileniz, anneniz, sevgilileriniz, basın bunun bir parçası oldu?

Ben kimseyi suçlamadım. Ben kendimi suçluyorum. Hatta anacığıma bile diyorum ki, ben müsaade etmeseydim böyle davranmazdı bana. Annesine çok tepki gösterdi falan demişler. Bir insanın karakteri, kişiliği ve kimliği ile oynanırsa ileride acısı çıkıyor. Ama hem annem için hem de babam için şunu yapsaydım diye bir pişmanlığım yok. Ben her zaman çok iyi bir evlat oldum.

Camiada ‘teyze kızı’ muamelesi gördüğünüzü belirtiyorsunuz. Nasıl bir muamele bu, kimler teyze kızı muamelesi görür?

Teyze kızı veya kardeşe insanın daha çok nazı geçer ya; ben o kadar iyi niyetli ve toleranslıyım ki karşı tarafa. Nazını çekebilecek, kapris yapabilecek veya kabul edilemez istekleri bile kabul ettirebilecek bir yerde olurum. O yüzden ben hep farklı bir konumdaydım.

Birçok pop müziği sanatçısının olduğu gibi sizin yaptığınız şarkılar da pop değil arabesk, neden pop arabeske kaydı?

Ben hayatımda hiçbir zaman pop, arabesk, caz, hip-hop olarak ayırmadım. Arabeskin iyi yapılanı da var, kötü yapılanı da. Eğer kaliteliyse alır dinlerim. Ben müziğin türü değil, iyi veya kötüsü vardır diye düşünüyorum. Mesela, Orhan Abi’nin bu albüme koymak istediğim bir parçası var; Bir Teselli Ver. Sezen Aksu’nun, Kayahan’ın çok güzel şarkıları var. Demek ki bir tarafımızda var bu. Çünkü biz ezan sesiyle doğup büyüyoruz. Bizim zaten bir Doğuluğumuz var. Arabesk parçalar o yüzden bu kadar sıcak geliyor, ruhumuzu okşuyor.

Neden her duyguyu uçta yaşıyorsunuz, mutlulukta da, hüzünde de abartı sizde?

Benim karakterimin en büyük özelliği uçlarda olmak. En iyisi olmalıyım ya da hiç olmamalıyım. Psikiyatristlerle konuştum ‘bu nedir’ diye. Mükemmeliyeti aramakla ilgili; ama beni o kadar yoruyor ki. Birden kahkaha atıyorsunuz, o kahkahadan hafif hüzne geçerken arada bir nüans olması lazım. Normal insanlarda böyledir. Ama bende öyle değil. Ben bir ruh hastasıyım. Bunu biliyorum. Çünkü gerçek bir sanatçının normal olduğunu hiçbir zaman kabul etmiyorum. Bir tarafımızda bir şeyler eksik hepimizin.

Sosyal demokrat bir kimliğiniz var, siyasetle ilgili ‘keşke bir şeyler yapsaydım’ diyorsunuz. Siyasete atılarak bunu hayata geçirmek ister misiniz?

Çok isterim; ama ben siyaset yapamam. Siyaseti hiçbir zaman anlayamıyorum. Beni çok aşar. Ben sadece yoksul olan insanlara destek olmak isterim. Aslında hümanist parti olsa ben de onun bir üyesi olsam. İnsanlığa faydalı olmak adına misyon yüklenmek isterim. İnsan hakları olsun isterim. Geçen sene öyle bir çalışmam vardı; fakat işlerimden dolayı yarım kaldı.

Bugünden sonra ne yapmak ve nasıl birisi olarak yaşamak istersiniz? Yaptığınız iş adına ‘keşke’leriniz var mı?

Ücretsiz konserler vermek isterdim Türkiye’nin her yerinde. Bir de bugüne kadar yurtdışından gelen teklifleri cevaplandırsaydım şimdi dünyaya sesleniyor olurdum. Ama bunun için çok koyu bir hüzün yok. Ben yerimden çok memnunum. Birçok insandan çok daha şanslı olduğumu biliyorum. Çünkü hiçbir servet sevgiyi ve maneviyatı satın alamaz. Her yerde, her zaman şunu söylüyorum. Allah’ım beni insanlığımdan ayırma, maneviyatımdan ayırma ve nankörlük yaptırma. Öteki aleme gittiğim zaman da çok iyi şarkıcı, çok iyi yorumcu denilmesinden önce çok iyi insandı denilmesini isterim.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious