'Kürtler, birey olarak şiddeti gündemden çıkarmalıdır'

  • Giriş : 06.05.2006 / 00:00:00

Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Kürt sorunun çözümünde mesafe almak isteyen Kürtler’in, örgüt veya birey olarak, şiddeti ve hele hele sivillere karşı kullanılan şiddeti gündemlerinden çıkarmaları gerektiğini söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bir dergide yayınlanan röportajında Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, PKK’ya silah bıraktırma formülünden bahsetti.

PKK’nın silah bırakması ya da silahsızlandırılmasının farklı parametreleri gerektirdiğini anlatan Tanrıkulu, örgüte katılanların yüzde 70’ten fazlasının örgüte 1999’dan sonra katılanların oluşturduğunu kaydetti.

”Yüzde 70’inin eyleme katılmadığı bilgisi varsa , karine olarak silah bırakan herkesin (bütün örgüt üyelerinin) eyleme katılmadığı kabul edilir.” diyen Tanrıkulu, PKK’ya silah bıraktırılması için şu formülü sundu: ”Örgütün silah bırakmaya niyetli olmadığı görülmekte. Silah bıraktırılması sorunu ise iki nedenden dolayı hükümete bağlı. Birincisi, silahlı insanların toplum yaşamına dönebilmelerinin hukuksal ve siyasal şartları oluşturulmalı. ’Pişmanlık’ yasaları ile bunun yapılamayacağı görülmüştür. Daha cesaretli adımlar gerekiyor. Bunun için öncelikle hiçbir şeye bağlı olmadan silahlı örgüt taktik olarak değil, stratejik olarak silahı benimsemekten vazgeçtiğini deklare etmeli. Türkiye’de demokrasi ve Kürt sorununun çözümü için bunun bir öncelik olduğunu düşünüyorum. Ardından, çatışmanın yaşanmayacağı bir ortama özen gösterilmeli ve bu süreç izlenmeli. Çatışmanın azalması, oluşan gerginliği azaltacak ve herkesin sağduyulu düşünmesini sağlayacak. Sonra ki adım, silahlı faaliyet yürüten örgüt mensuplarının silahlarını bırakacakları yasal düzenleme yapılması. Bu düzenleme, yenme-yenilme mantığı içinde değil ’’insan onuru’’ esas yapılmalıdır. Askeri kaynakların açıklanmış verilerine göre halen mevcut silahlı örgüt mensuplarının yüzde 70’inden fazlasının 1999’dan sonra örgüte katılanlar oluşturuyor. Bu oran da dikkate alınarak, sorgu, yargılama yapmadan, pişmanlık aranmadan silah bırakılması kaydıyla, örneğin üç yıllık bir gözlem süresinden sonra eşit yurttaşlar olarak sosyal ve siyasal yaşama katılımları sağlanmalıdır.

Bu süreç içerisinde, reformlar derinleştirilmeli ve tabiri caizse bir tamir süreci devreye sokulmalı. Tamir ve anlama süreci bütün Türkiye için geçerlidir. Bütün toplumu bu barış sürecine hazırlayıcı sosyal projeler geliştirilmeli, şiddet ortamının yarattığı gerginlikler azaltılmaya çalışılmalıdır. Birkaç yılı alacak bu süreçten sonra 1991 yılında yürülüğe sokulan 3713 sayılı yasay ek geçici 4. maddedeki düzenleme benzeri bir yasanın yürülüğe sokulması sağlanarak cezaevlerinde bulunanların durumu ele alınmalıdır. Bu yasa 12 Eylül’den sonra yaşanan tahribatları azaltmaya yönelik bir yasaydı ve şimdiki sayın Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi üyesiyken, bu yasanın salıvermede eşitsizlik yaratan hükümlerinin anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle muhalefet şerhi koymuştu. Benzer bir yasa çıkarmanın koşullarının bu süreçte oluşabileceğine inanmaktayım. Bu süreçle birlikte işleyecek demokratikleşme, şiddete olan sempatiyi azaltacak, sivil ve demokratik tarz öne çıkmış olacaktır.”

Anadilin ilköğretim okullarında öğretilmesi, yerel ve bölgesel yayın kuruluşlarına genel ilkeler doğrultusunda bir sınıra tabi olmaksızın yayın hakkı verilmesini isteyen Tanrıkulu, ”Üniversitelerde bölümler, siyasi partiler ve seçim yasalarında değişiklikler, etkin adli mekanizma, yoksulukla ilgili sosyal ve ekonomik tedbirlerin alınması bir şeye bağlı olmaksızın gecikmeksizin yapılmalı ve bu yolla bir aidiyet duygusu geliştirilmelidir.” dedi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious