Rusya ile iyi anlaşabiliriz

  • Giriş : 20.04.2007 / 00:00:00

Atatürk’ün çocukları sahipsiz kaldı - YORUM

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Rusya Eğitim: Kültür ve İşbirliği Derneği eski Sovyetler Birliği diasporasını problemlerini tartışmak üzere yarın Rusya Federasyonu İstanbul Konsolosluğu’nda bir araya getiriyor.

Kurulduğu günden beri iki toplum arasında kültürel tanışma ve kaynaşma amacıyla etkinlikler düzenleyen Rusya Eğitim: Kültür ve İşbirliği Derneği, düzenlediği bu toplantıyla bir ilki gerçekleştiriyor. I. Türk-Rus Vatandaşları Konferansı adıyla toplanacak olan diaspora eğitimden kültüre, sosyal problemlere, hukuki haklara ve özellikle karma evliliklerden dolayı yeni yetişen genç kuşağın kültürel ve eğitim sorunlarını tartışacak.

Dernek Başkanı Rimma Rızayeva’nın bu alandaki gayretlerini takdir etmemek mümkün değil. Özellikle Türk-Rus dostluk Grubu Başkanı Nevzat Yalçıntaş’ın özel destekleriyle Türkiye’deki etkinliklerine pozitif bir ivme kazandırıyor. Biz Rusları (Sovyetleri) kanlı savaşlarla tanıdık ve hep hasım gördük kendimize. Bunda da haklı sebeplerimiz vardı. Sağ olsun, I. Petro yürüttüğü hegemonik politikalarla bize pek nefes aldırmazdı. Ardından “Hasta adamlığımız” tasdik edilerek paylaşma planları masaya yatırılırken Rusya da bu masa etrafında yerini alanlardandı. Bu masada sıcak denizler hayal edildi ve nihayet 93 harbiyle İstanbul Yelşilköy’e kadar geldiler. O kadar kayıp vermişlerdi ki, ölen askerlerin cesetlerini bir araya toplamak ve ayrıca askeri garnizon niteliği taşıyacak bir Yeşilköy Kremlini inşa edildi. Yıl 1895. Tabi cumhuriyetle birlikte bütün işgal çalışmaları bertaraf edilmeliydi. Türk halkına heyecan gerekliydi. Öyle olmalıydı ki, halk coşmalıydı. Yurt dışından getirilen sinema uzmanlarının da çekim yapması sağlanarak ilk Türk belgesel filmi Yeşilköy Rus Kremlini’nin yıkılışıyla hayat buldu. Düşman bertaraf edildi. 14 Kasım 1914.

İstanbul ihtilaf kuvvetlerince işgal edildiği sıralarda Çarlık Rusya ciddi bir iş savaş yaşadı ve kendi halkından eski rejim yanlılarına Rusya toprakları dar edildi. Genelde Türkiye’nin bu göçmen ve kaçkınlara kucak açtığı söylenir ama tarih öyle demiyor. Özellikle Fransa, İngiltere ve Almanya’nın koordine ettiği göçmen sevkiyatı, yine onların kontrolünde İstanbul’da ilk molasını verdi. Doğrudur halkımız onları kabul etti. Bir iç kavga çıkmadı. Ama büyük bir çoğunluğu İstanbul’u ilk istasyon kabul edip Fransa, İtalya, Kanada ve diğer ülkelere doğru göç yolculuğuna devam etti. Burada, İstanbul’da kalanlara halk bir tepki göstermedi. Bugün Beyaz Ruslar diye adlandırdığımız bu Çar dönemi aristokratları bir nesil oldu Türkiye’de.

İstanbul ilginç bir şehir. Göçmenlere reva görülen bu sürgünde Troçki’nin de payı vardı. Zira aktif rol oynamıştı. Fakat gel gör ki, tarih onu muhalifleriyle karşı karşıya getirdi ve Troçki de kurtuluşu İstanbul’a göçte buldu. Bugün harabe bir durumdaki Büyükada’daki evi permeperişan. Birçokları o dönemde Troçki’nin Beyoğlu caddesinde gezerken arkasına sık sık baktığından bahseder. Bu önemli bir korku. Birçok röportajlarımda Beyaz Rusların o günlerde Türkiye devleti tarafından vatandaşlık hakkı verilip verilmeyeceği endişesi taşıdığını dinledim. “Valiz Hayatı” yaşadığını belirtiyorlardı. Söyleşilerden bazı aktarımlar yapayım: “Hep bir korku, bir endişe vardı. Acaba bizi geri gönderirler mi? diye endişelenir, kimseye gerçek kimliğimizi veremezdik. Tek gayemiz vardı, iyi bir vatandaş olabileceğimiz imajı vermek. Kimi kadınlar Beyoğlu’nda tutunabilmenin yolunu erkeklerle dost olmakta görürken, kimileri bir dostun yanına yerleşmeye çalıştı.” İlginç bir alıntım da tarihte ve şimdi çok ünlü ve zengin bir işadamının eşine ait. İsmini maalesef veremeyeceğim. Zira bir ajanın gelip onu kolundan tutup götüreceğini bu nedenle hala o eski korkunun devam ettiğini belirtiyor. Göç sırasında gemide doğmuş bir hanımefendi, bir Rus aristokratı: “Ben gemide doğmuşum. Annemin anlattıklarına göre Büyükada açıklarında bekletilmişiz. Günlerce açlık ve perişanlık içinde halk telef olmaya başlamış. Nihayet İstanbul topraklarına ayak basma hakkını verdiklerinde çok sevinmiş anne babalarımız. Annemin bir anısı hala kulaklarımda: ‘Karaköy’e indiğimizde ilk işimiz hemen yiyecek bir şey almak olmuştu. Fakat paramız geçerli değildi. Bir tezgahta çekirdek satan adam paralarımızı çekirdek külahı yapmak amacıyla satın alabileceğini söyledi. O kadar sevinmiştik ki. Sattığımız parayla çeyrek dilim ekmek ve bir dilim peynir alabilmiştik. Annemin o sevgi dolu yüzünü hala hatırlıyorum.’ Benim için göç buydu.” Bir diğer konuğum ise “Biz Atatürk çocuğu Ruslarız” diye kendilerini tarif ediyordu. O kuşak iş, sağlık, eğitim ve diğer ihtiyaçlarını Türklerle birlikte giderdi. Kimi zaman da adını gizlediği için gideremedi.

Sovyetlerin 21. yüzyılın arifesinde dağılması Türkiye’ye yeni bir göçü tetikledi. Bu kez Ruslar iyi yaşam şartları için, daha çok kazanmak, yaşam kalitelerini artırmak için Trabzon, İstanbul ve Antalya gibi şehirleri tercih etti. Bu sefer Rusları Nataşa ismiyle ve valiz ticaretiyle tanıdık. Daha dün sohbet ettiğim Hayrettin Karaca “açlık öyle bir şey ki, insana, o saygın, o eğitimli, o yüce insanlara Nataşalık bile yaptırdı.” diyordu. Kendisi de bir Kırım Türkü göçmeni ola Karaca bunları söylerken gözyaşlarına sahip olamadı. “Neden paylaşmadı başaramadık? Neden onlar açken biz ayaklarımızı uzatıp keyif yaptık?” diyordu.

Bu kadar tarihi alıntılardan sonra işte bugün Rusya Eğitim: Kültür ve İşbirliği Derneği bu problemleri bir konferansla tartışmak istiyor. Artık çözmek gereken çok problem var. Bu insanların en büyük problemi eğitim. Bugün İstanbul’un MEB’e bağlı bazı ilköğretim okullarında Rusça seçmeli dersler arasında yer alıyor. Yaklaşık olarak 1500 öğrenci bu dili öğreniyor. Antalya’da açılan ve sadece Türk eğitim okullarına bir hazırlık niteliği taşıyan Rus okulu ise tam fonksiyonlarını yerine getiremiyor. Zira bazı kanuni problemler de var. Türkiye’de artık yabancı okul açmak yasak. Sadece elçilik ve konsolosluklar kendi bünyelerinde ama dar çerçevede bu ihtiyacı karşılıyorlar. Türk vatandaşları Rusya topraklarında Türk okulları açabiliyorken, Ruslar Türkiye’de bu ihtiyaçlarını gideremiyorlar. Doğrudur, Rusya’daki okullar sadece Türkler için değil ve özellikle yerli halk için açılmışlardır. Ama nihayetinde bu ihtiyacı karşılayabileceğiniz bir yer. Ruslar ya da Sovyet kültüründen gelenler için böyle bir imkan henüz tam olarak yok. Gerek Nevzat Yalçıntaş ve gerekse Rusya eski Büyükelçisi Petr Stegniy ile yaptığım görüşmeler bu ihtiyacın bir şekilde giderilmesi yolunda adımlar atılması gerektiğini gösteriyor.

Umarım bu konferanstan iyi sonuçlar çıkar ve devamı gelir. Gerek derneği ve gerekse başkanı Rimma hanıma büyük gayretler düşüyor. 2007 Türkiye’de Rusya yılı. 2008 ise Rusya’da Türkiye yılı olacak. Bu imkan iyi değerlendirilmeli. Zaten son yıllar da bizim aslında iyi anlaşabileceğimizi gösterdi.

Cengiz Şimşek
Diyalog Avrasya Dergisi
Genel Yayın Koordinatörü

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious