Saadet kendini çözüm merkezi gösterdi

Saadet kendini çözüm merkezi gösterdi.7283
  • Giriş : 10.10.2008 / 14:48:00

Kürt Sorununda Ezber Bozmak’ isimli kitabın yazarı Ömer Vehbi Hatipoğlu Güneydoğu sorununa ilişkin yeni tespitler ve köklü çözüm önerileri üzerine konuştu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu, Aktütün saldırısıyla yeniden gündeme gelen Güneydoğu sorunu ve çözüm önerileri konusunda gazetemize önemli açıklamalarda bulundu.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu, Aktütün saldırısıyla yeniden gündeme gelen Güneydoğu sorunu ve çözüm önerileri konusunda gazetemize önemli açıklamalarda bulundu. 'Kürt Sorununda Ezber Bozmak' kitabıyla yıllardır kangren hale gelen sorunu masaya yatıran Hatipoğlu, yeni tespitleri ve atılması gereken adımları sıraladı.
Aktütün'e yapılan saldırıyı kınayıp, şehitlere Allah'tan rahmet dileyen Hatipoğlu, “Bu olayın ardından gelişen toplumsal tepkinin makul düzeyde kalmasını temenni ediyorum. Böyle zamanlarda kardeşlik duygularımızı pekiştirmeliyiz. Ayrıca olayı etnik bir çatışma mantığı ile ele alan anlayışlar, Türkiye'ye düşmanlık yapar. Ve emperyalist güçlerin oyununa gelinmiş olur” uyarısında bulundu.

Son dönemde yapılan tartışmaları cahilce ve anlamsız olarak nitelendiren Hatipoğlu, öncelikle başta hükümet olmak üzere siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin teröristle mücadele ile terörizmle mücadele aynı pencereden bakmasını eleştirdi. Oysa ikisinin çok farklı konular olduğunu kaydeden Hatipoğlu, “Teröristle mücadele, eline silah almış ve eylem gerçekleştiren bir güçle mücadele demektir. Onu da elbette ki, ülkenin güvenlik güçleri yapar. Terörizmle mücadele ise, askerin yapacağı iş değildir. Bunu hükümetler yapar. Bütün anayasal kurumların koordinesi ile gerçekleşebilecek bir iştir” dedi.

Ekmek ve özgürlük

Güneydoğu'da büyük bir ekonomik sorun olduğunu kaydeden Hatipoğlu, “En büyük sorun işsizlik. İş, aş, mesken ve mesleğin olmadığı bölge, terörizm yetişmeye hazır bir ortam haline gelir. Öncelikle buradaki insanları iş, aş, meslek sahibi yapmak lazım. Bir başka ifadeyle, Güneydoğu Anadolu bölgesinde vergi mükellefi sayısını artırdıkça terörü yok edersiniz. Çünkü ekmek ve özgürlük bir aradadır. Bunları yapmadığınız zaman, terörist yetiştirirsiniz” dedi.

Çareyi yıllardır dile getirdiklerini belirten Hatipoğlu, “Olağanüstü hal bölgesinde kalmış illerin tamamını afet bölgesini ilan edip, olağanüstü ekonomik hal uygulamasına geçmek gerekir. Oraya yapılacak devlet yatırımlarını bağlayıcı bir yasa çıkarılmalı. Ve devletçi anlayışla, bu yatırımların hemen gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. Bölgedeki özelleştirmelerden hemen vazgeçmek gerekir. Çünkü her özelleştirme işsizler ordusuna yenilerini ekliyor. Devletin orada yatırım yaptırması, yeni işletmeler açtırması, faizsiz krediler vermesi teşvik edilmeli. Kısacası orasının insanını iş sahibi yapması gerekiyor. Meslek sahibi, mesken sahibi yapması gerekiyor” dedi.

Hatipoğlu, ayrıca Kürt sorunu diye bir sorun bulunduğunu ancak bunun psikolojik bir sorun olduğunu vurgulayarak, “Türkiye'nin hiçbir yazılı yasa metninde Türklere şöyle, Kürtlere böyle davranılacak diye şey yok. Ama pskilojik sorun var. Psikolojik sorun, ancak psikolojik tedbirler yok edilir. Bunun içinde de, bir devlet o bölgede çok iyi yetişmiş aktörler eliyle temsil edilmelidir” dedi.

Terörizmle nasıl mücadele edilir?

Türkiye'nin terörizmle mücadeleyi ancak böyle bir baskın gerçekleştiğinde hatırlayabildiğini kaydeden Hatipoğlu, “1 hafta 10 günlük bir tartışma ortamı oluyor. Sonra mesele rafa kaldırılıyor. Çünkü Türkiye'nin önceden belirlenmiş, bilimsel metodlarla test edilmiş, doğruları kanıtlanmış çözüm önerileri yok” dedi. Terörizmle mücadelenin evrensel kuralları bulunduğuna dikkat çeken Hatipoğlu, çok yönlü olan bu mücadelenin Ekonomik, sosyal, kültürel, dış politika argümanları ve psikolojik olarak bir paket halinde ele alınması gerektiğini ifade etti. Terörizmle mücadele ederken, terörist yetiştiren bataklığın kurutulması ve terörün hakim olduğu yörelerde halk kitlelerin teröristlere karşı devletin yanında yer alması sağlayıcı tedbirlerin de alınması gerektiğini söyleyen Hatipoğlu, “Bunlar ekonomik, sosyal, kültürel tedbirler ile psikolojik harekat ile olur. Şimdi siz eğer bu anlamda vatandaşı rahatlatmazsanız, teröristler devlete olan güven duygusunu sarsmak, devlet güçlerini zaafa uğratmak, devletin hiçbirşey yapamayacağı düşüncesini yaygınlaştırmak ve bu belirsizlik ortamında can ve mal güvenliğini tehdit edecektir. Dolayısıyla da vatandaşın, korkuyla da olsa terör örgütünün yanında yer almasını veya ona yandaş veya sempatizan olmasının önüne geçmek gerekir” diye konuştu. Terörizmle mücadelede temel unsurlardan birisinin de süreklilik olduğunu belirten Hatipoğlu, “Mühim olan paketleri açıklamak değil o kararların sürekliliğini sağlamaktır” dedi.

Neden Saadet Partisi çözer?

Devlet felsefesi değişmedikçe, bu sorunun çözülmesinin mümkün olmadığını kaydeden Hatipoğlu, şöyle konuştu: “Saadet Partisi bu işi çözer. Bunun inanarak söylüyorum. Neden? Çünkü benim bir başka partideki arkadaştan farklı bir millet tanımım var. Kitaplarda okursunuz, aynı dili konuşan, aynı dine inanan insanlara millet denir. Ama Saadet Partisi'ne göre millet, aynı değerleri ve aynı inancı paylaşan ve bir arada olma iradesi gösteren insan topluluğudur. Bu tarife göre, Türkler ile Kürtler aynı milletin parçasıdır. Çünkü aynı değerleri paylaşıyor. Aynı manevi ve ahlaki değerlere sahip topluluktur. O halde Türkler ve Kürtler ayrı milletler değil, bu topraklarda yaşayan milletin çocuklarıdır. Onların hiçbirisin ayrı tutmanız sözkonusu olamaz.”

Birden fazla PKK var

Şu anda PKK'nın Beka Vadisi, Kandil Dağı veya İmralı adasından yönetilen bir örgüt gibi düşünülmesinin çok yanılttığını kaydeden Hatipoğlu, şöyle konuştu:

“Bugün, bir tane PKK değil birçok PKK vardır. PKK tek bir güç değildir artık. Birçok güç onu kontrol edip, içindeki timleri ayrı ayrı yönlendirmektedir. Yani ABD'nin PKK'sı var, İsrail'in PKK'sı var, Irak'ın PKK'sı var, Kuzey Irak'ın PKK'sı var. Apo'nun yandaşlarının yönettiği PKK var. Şu anda dağınık halde değişik kişiler tarafından yönetilen bu PKK, yani Bayık'ın PKK'sı ABD'nin direktifleri ile mi hareket ediyor, yoksa herhangi bir bölge ülkesi veya istihbarat örgütünün direktifiyle hareket ediyor, bu bilinmiyor. O halde bu saldırıyı gerçekleştiren kimin PKK'sı? Bunun üzerinde düşünülmesi gerekir. Bu saldırıdan sonra doğal siyasal sonuçları değerlendirdiğimizde, kimin PKK'sı diye sormamız lazım.” PKK'nın gelişimi 4 dönem ayıran Hatipoğlu, “Milli istihbaratın kontrolünde olduğu dönem. Öcalan'ın Suriye'deki Beka vadisine gittikten sonra Suriye istihbaratının hakim olduğu PKK. Öcalan'ın Suriye'den çıkıp Kenya'ya gittiği CIA ve Mossad'ın kontrolündeki PKK. Bu bir süreçtir. Ama şimdi gelinen noktada dördüncü dönemde ise, CIA ve Mossad'ı aşarak, rant sağlamak amacıyla uyuşturucu kaçaklarının da yönettiği PKK timleri de vardır. PKK'yı bir mafya gibi kullanıp eylem gerçekleştiren ve kendi çıkarlarını sağlamaya çalışan güçler var. Dolayısıyla Türkiye PKK'nın bir beyin tarafından yönetilen, ortak bir amaca hizmet eden bir örgüt olduğunu düşünürse yanılır. PKK, anahtar teslimi eylem gerçekleştiren bir paralı güce dönüşmüştür. Parayı basan bu örgütü kullanır. Para basmaktan kastım, çeşitli ülke istihbaratlarının elde etmek istediği sonuçtur” dedi.

Teröristle mücadele nasıl olacak?

Teröristle mücadelenin nasıl olacağını da anlatan Ömer Vehbi Hatipoğlu, şöyle konuştu: “Bir kere terörist demek, eline silah almış, ele geçirdiği bölgeyi avucunun içi gibi bilen, adam öldürmek üzere eğitilmiş bir militan güç demektir. Siz böyle mobil bir gücün karşısına, hantal bir askeri birliği oturttuğunuzda dramatik bir şekilde şehit vermeniz kaçınılmazdır. Peki PKK mobil bir güçtür geziyor. Oysa senin karakolda belli bir noktada çakılmış duruyor. Senin PKK'nın karşısına ne zaman çıkacağın belli ama PKK'lının senin karşına ne zaman çıkacağı belli değil. Eğer PKK bir devletin askeri gücü olsaydı, tankıyla tüfeğiyle onun karşısına çıksaydı, TSK karşısında iki saat bile dayanamazdı. TSK, bölgenin hatta dünyanın en görkemli ordularından birisidir. Ama karşısında savaş mantığı ile hareket eden bir güç yok. Vur kaç taktiği ile savaşan bir örgüt var. O halde teröristlere karşı mücadele edecek anti terör timlerinin eğitilmesi ve bölgeye sevk edilmesi gerekir. TSK'nın da terörizmle mücadele eden unsurlarının da mobilize veya en azından yarı mobilize olması gerekir. Bir yere çakılı olmaması gerekir” dedi.

3 aylık askeri PKK'nın karşısına çıkarmak cinayettir

“Terörle mücadele etmek için üç ay önce askere alınmış, 10-15 mermi sıkmamış Anadolu çocuğunu PKK'nın karşısına çıkarmak cinayettir” diyen Hatipoğlu, oysa teröristin yıllarca dağlarda silahlı eğitim aldığını ve bunu yaşam biçimi haline dönüştürdüğünü vurguladı. Teröristin önüne, onun mücadele yöntemini en az onun kadar iyi bilen bir gücü çıkarmak gerektiğini belirten Hatipoğlu, “Türkiye bunu yapmak zorundadır. Bunu yapmadığı sürece her gün şehit cenazeleri gelir. Ama oraya görevlendirilecek insan sadece savaşmayı değil aynı zamanda insan psikolojisini bilen, bölgenin geleneklerini, örfünü, adetlerini bilen ve ona saygı duyan insanlardan seçilmelidir” dedi.

Önce sınırlarımızın güvenliği

Kuzey Irak tezkeresini de eleştiren Hatipoğlu, “Önce biz kendi sınırlarımızı güvenlik altına almalıyız. Biz Kuzey Irak'tan bahsediyoruz. İyi de Türkiye'de terör örgütü mensuplarını henüz etkisiz hale getirememişsiniz. Kendi bölgemizde bu unsurlar temizlenmelidir” dedi. Son saldırının tezkerenin süresinin bitime az bir süre kala ve yeni tezkerenin görüşülmesine 2 gün kala gerçekleştirildiğini hatırlatan Hatipoğlu, “Bu ikisinin arasında bir bağ olup olmadığını herkesin iyi düşünmesi lazım. Demek ki, birileri, tezkerenin müzakere edildiği bir ortamda bu saldırının gerçekleştirilmiş olmasını uygun görmüştür” dedi.

MİLLÎGAZETE

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*